İslam Dini 'nde bilmemiz gerekenler..!

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
194
Tepkime puanı
7
Tasavvufsuz din yaşanmaz. Surette kalır, sirete ulaşmaz.

Günümüzde biat, biat-ı Resulullah 'ı yerine getirebilmek için, Evliyaullah 'ın elinden tutmak, yani biat gereklidir. Şöyle bir ifade kullanılıyor; ''Ben Peygamberime biat ettim, onun getirdiği ile iştigal ediyorum''.. Hayır...! Böyle bir biat, biat olmaz.

Biat, hayatta olan kişiye yapılır, ahirete irtihal etmiş bir kişiye biat söz konusu değildir. Kişi, tabii olduğu şeriatının peygamberi hayatta değil ise, peygamberlerin hayatta olmadığı zamanların vazifelisi, varis-ül nebi, nedim-i ilahi olan Evliyaullah 'a biat gereklidir.

Şeriatsız Tarikat, tarikatsız mağfiret, mağfiretsiz hakikat mümkün değildir. Ben yaşarım, yaşıyorum diyen kimse, kendisini kandırır. Sebebi hikmeti nedir bilinmez ama, Tasavvuf denilince, Tarikat denilince insanlar mümkün olduğunca uzak durmaya çabalıyor.

Şeriat , Hz. Allah 'ın belirlemiş olduğu yol, emir ve yasaklarını içeren kanunların genel adıdır. Diğer bir ifade ile, ''İslam''..!

Tarik yol, Tarikat, yollar demektir. Hz. Allah 'a giden yolları ifade eder.

Tasavvuf ise, günümüzde İslam 'ın yaşanılabilirliğidir. Peygamberimiz efendimizin hayatına en uygun, en yakın yaşam tarzıdır.

Bütün bunları tek bir çatı altında toplayan kurum ise, Tasavvuftur.. Öğretmeni, eğitmeni ise Evliyaullah..

Ustasız sanat haram buyrulmuş.. Her ilmin eğitim ve öğretim okulu mevcuttur. Evliyaullah da, İslam Dini 'nin yaşanılabilirliği anlamında bir eğitici, koruyup kollayıcı, öğretmenidir. Hiç bir Evliya salikine cennet vaadetmez. Cenneti kazanmak kişinin, sai gayreti ve çabası neticesindedir.

Yapılan günlük vird ve ibadetler, aksatılmadan, eksiltme ve artırma yapmadan, ömrünün sonuna kadar, akıl ve irade, sağlık sorunları olmadığı müddetçe devam eder. İşte biat 'ın önemi burada ortaya çıkar. Biat Hz. Allah 'a verilmiş olan bir sözdür ve verilmiş olan bu söze halel getirmemek, dervişin şiarıdır.

Bir gün az, bir gün çok.. Bir müddet yapıp, bir müddet bırakmak, dervişin hesabında yoktur, devamlılık esastır.

''İbadetin az, fakat devamlılığı esastır''.. Ki, Hz. Allah 'a karşı olan, samimiyet ve sadakat ortaya çıksın. İşte Tasavvufun özü..!
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
194
Tepkime puanı
7
Siz değerli takip eden kardeşlerime küçük gibi görünen, ama aslında büyük bir problemi göstermek istedim...

''Basit de olsa bir şeyler yazmak, sayfaların boş kalmasından iyidir'' gibi bir ifade kullanan bu şahsiyetin yapmış olduğu tahribata dikkatinizi çekmek istiyorum..

Bakınız aşağıdaki satırları, sözde Din adına hizmet ediyorum edası ile paylaşımda bulunan bu şahıs, satırlarda nelerden bahsediyor.?

-Şayet bu şahsın, ayetlerden haberi olsa böyle bir konuyu Allah korkusundan açamaz..
-İslam 'ı, Hz. Allah 'ın emrettiği gibi idrak etmiş olsa, bu satırları edep dışı olması hasebiyle yazamaz..
-Hz. Allah 'ın olmaz ise olmazlarından, amentüye iman ve ahkamından haberdar olsa, evet, yine bu satırları yazamaz...

''Kader ve kaza
, hayır ve şer ancak Allah 'tan''

Konu başlığı ve paylaşımı beş başlıkla açıklama ihtiyacı hissettim... Şöyle diyor;

Sebeplere inmek gerekli mi?
1-Meydana gelen olaylardaki hayrı ve şerri anlamak için sebeplere inmek lazım olur.
2-Mesala bir örnek; her kötününde yaşanmış bir hayat hikayesi vardır. Yani meydana gelen olaylardaki sırrı çözmek,sebeplerin bilinmesi ile olur.
3-Bu nedenle kesin bir yargıya varılmadan önce,ilk olarak sebeplere inmek icap eder ve her işin aslını öğrenmek icap eder.
4-Kötü bir şeyin ve iyi bir şeyin meydana gelmesindeki sır perdelerini aralarsak durumu anlarız. Mesala; sürekli zulüm gören insan acımasızlığı öğrenir. Sürekli birinin iyiliğini gören, sadakati öğrenir.
5-Hayatta her işin yada olayın bir nedeni vardır. Sebeplere yapışarak yaşamak gerekir.


Diyorum ki;
Amentünün altı şartında şöyle buyrulur;
1- Allah 'ın varlığına ve birliğine,
2- Meleklerine,
3- Kitaplarına, (indirilmiş olan tüm kitaplara ayrım yapmadan)
4- Resullerine, (gönderilmiş olan bütün peygamberlere, ayrım yapmadan)
5- Ahiret hayatına, kader ve kazanın, hayrın ve şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirilineceğine, ve;
6- İmanın zirvesi olan ''şehadet'' ki, şahitlik ederim ki, Allah 'tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki, Muhammed Mustafa s.a.v Allah 'ın kulu ve resulüdür..!

İşte tam da can alıcı kısım burası. Kaderi ve kazayı yaratan, Hz. Allah..! Hayrı ve şerri yaratan, Hz. Allah..!

Bu ne demek biliyor musunuz.? Yukarıda paylaşılmış olan sebeplere inmek gerekli mi başlığı altındaki ifadeler, bidat ve hurafe, ''emri-bil maruf, nehyi-anil münker ''in zıddı bir paylaşımdır.. İtibar, itimat edilmemesi gereken bir paylaşımdır. Din dışı, Hz. Allah 'ın emir ve yasaklarına zıt, batıl ifadelerdir.

Bakara suresi 216. ayette;
Ola ki, bir şeyden hoşlanmazsınız ama o sizin için hayırlı olabilir. Yine bir şeyi de seversiniz ama o sizin için şerli olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Buyrulmakta...

Şöyle sonuçlandıralım;
Kul, hayrı ve şerri anlamaya, hadiselerin sebeplerine inmeye, sebeplerini bilmeye, olaylardaki sırrı çözmeye muktedir değildir, muktedir yaratılmamıştır.

''Her işin aslını öğrenmek icap eder''
diye bir ifade kullanıyor. Zavallı..

İfadeye bakınız.. Kötü ve iyi şeyleri ayırt edebilen bu kişi, hadiselerin meydana gelmesindeki sır perdelerini de aralaya bileceğini zannediyor. Hele ki hayatta olan her bir hadisenin nedenini sebeplere yapışarak bulacağını zanneden zavallıya sormak isterim;

-Amentüye imanın var mı.?
-Kader ve kazayı, hayrı ve şerri sen mi yarattın.?

Şayet, iddia ettiği gibi olsa, imtihanın anlamı kalır mıydı.? Gayb 'a imandan bahsedilebilir miydi.? Kuran-ı Kerim 'den, imanın altı şartı olarak çıkartılmış olan ahkamın, ne anlamı kalırdı.?

Her şeyi bildikten sonra, Hz. Allah 'ın (haşa) yüceliğinden, güç, kuvvet, kudretin tek sahibi olmasından, maddede ve manada, her bir zerre üzerindeki tek tasarrufat sahibi olmasından bahsedilir miydi.?

Farkında değil.. Hem vallahi, hem billahi ne paylaştığının, neye muhalefet ettiğinin farkında değil. Paylaşım yapmak için paylaşıyor. Örneklendirmek gerekirse;

Hz. Allah ölüm için sebepler halkeder. Trafik kazası, beyin kanaması, kalp krizi, tansiyon, pıhtı atması, düşme, çarpma falan, falan, filan.. Araf suresi 34. ayette buyruluyor ki;

''Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geriye atabilirler ne de bir an ileriye alabilirler''.

İçecek suyun, yiyecek lokman, alacak, verecek nefesin bittiğinde, imtihanın tamam olduğunda, al sana kalp krizi, al sana trafik kazası, al sana beyin kanaması ve devam eder gider. Al bakalım, o cüz-i iraden ile problemi çöz..

Sebeplere takılı kalmak, Hz. Allah 'ın tertip eden, taktir eden, tanzim eden olduğunu bilmemektir.
Sebeplere takılı kalmak, Hz. Allah 'ı yeterince bilmemektir ki, amentüye olan imanın zayıflığını gösterir.

Gerçekten de zavallı, yazık...
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
194
Tepkime puanı
7
Haddi aşmakta sınır tanımayanlara..

Usta bir ressam, konusu insan portresi olan bir tablo yapmış.

Hiç bir hata, kusur bırakmamak kastı ile günlerce çalışmış, oturmuş resmin başına, incelemiş, incelemiş ve sonunda,


- Yapmış olduğum bu resimde hata bulana, (atıyorum) bir kaç külçe altın vereceğim.. demiş..

Başka şehirlerden de ressamlar gelmiş, tablonun karşısına geçmiş ve uzun, uzun incelemişler, tablo gerçekten de kusursuz. Hiç kimse tabloda kusur görmemiş ve ressamı tebrik etmişler..

Orada vazifeli bir temizlik işçisi, bunu duyunca geçmiş resmin karşısına ve kendince incelemeye başlamış. Bakmış, portredeki kişinin ayağıda bir çizme var ve bu çizmedeki körükleri saymış, bir körük eksik.. İşçi;

- Buldum..! Çizmelerde bir körük eksik.. Demişler ki,

- Sen nereden biliyorsun, kaç körük olduğunu.? Demiş ki,

- Ben çizmecide çıraklık yapmıştım, oradan biliyorum. On körük olması gerekir.

Bunu duyan insanlar tablonun başına toplanmışlar. Tabloyu yapan ressam şaşkın, ortaya atılan bu iddiadan, tabloyu ve şahsi itibarını kurtarması gerek. Usta bir çizmeciyi davet etmişler. Demişler ki;

- Bu temizlik işçisi, tablodaki çizmelerde, bir körüğün eksik olduğunu iddia ediyor.. Doğru mu.? Usta bakmış ve;

- Evet..! Bir körük eksik. Bu çizmede, on körük olması gerekirken çizmelerdeki körük sayısı, dokuz. Bir körük eksik.!

Bunu duyan ressam, vaad ettiği ödülü, temizlik işçisine vermiş. Fakat bizim işçi ödülü alınca daha da çoşmuş. Şurasında şu, burasında bu var diye tabloda eksik saymaya başlayınca..! Ressam ve çevredekiler;

- Madem ki çizmecide çıraklık yaptın, ''çizmeden yukarı çıkma''..! Çizmeden yukarı çıkmak senin haddine değil.. demişler.

Maalesef günümüz çizmeci çırağı ile dolu. Her konuda bilgili, açtığı konuların haddi, hesabı yok. Başka forumları da aynı ölçüde kullanıyor ve neredeyse kendi açmış olduğu konuların dışında konu görünmüyor.

''Yarım doktor insanı candan, yarım hoca insanı dinden eder''. Sadece üretiyor, doğruluğundan kendisi de emin değil.

Kendi ifadesi ile, sebeplere inmiş, sebeplere yapışmış, kader yok, kaza yok, hayrı, şerri var edeni bilmeyen, ecel geldiğinde taktir edeni, tertip edeni, Yaratanı değil, beyin kanamasını, kalp krizini, trafik kazasını gören zavallı..

Kendisinde yok ki, kime ne versin.? Himmet dede, himmet dede, kendisi himmete muhtaç, kime himmet ede.?
 
Üst Alt