ALLAH C.C'nün ZATİ SIFATLARI

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
202
Tepkime puanı
7
Malzeme o kadar çok ki..! Tutana aşk olsun..

Sade bir pilav yaparsın, o gün bitmez ise, içerisine bir kaç değişik malzeme katıp, ertesi gün sebzeli pilava dönüştürürsün. Dönüştürülen pilav da onun ertesi gününde bitmez ise..!

İçerisine birkaç farklı baharat katarak dolma malzemesi olarak kullanabilirsin..

Dedik ya malzeme çok..

Toplumda zannederler ki, ehliyet araba kullanıyor, şöför değil.

Forumlar bu iş için oldukça müsait. Karşı karşıya değilsin. Karşında muhatap yok. Konuyu açar, çekilirsin köşene. Günde bir kaç kez kontrol edip, paylaşımına itibar var mı, okuyan sayısı kaç olmuş, yorum yapılmış mı..? Falan, falan..

Falanın kitabı olmaz ise, filanın kitabından kopyala yapıştır.. Bir kaç yorum ekleyip, hadis veya rivayet ekledin mi.? Al sana pilav.. Baktın ki itibar beklediğin kadar olmamış, ertesi gün içerisine bir kaç malzeme daha katıp, farklı yorumlar ilave edip paylaşıma devam. Pilavın sebzelisi de hazır.. Darısı ertesi güne..

Baktın bu da tutmadı.. Ertesi gün farklı bir kaç malzeme, az biraz baharat ilavesi ile al sana başka bir konu.. Pilavdan yola çıkıp, dolmaya ulaşmak bu olsa gerek. Düşün, düşün yaz, yaz yaz düşün. Neredeyse konu açılmadık gün yok.

Acaba bu iş bu kadar kolay mı.? Bunun Hz. Allah 'ın indinde hiç mi sorumluluğu olmayacak.? Bildiğin, senin bildiğin. Paylaşımları, içerisinde ne kadar hakikat barındırıyor, belli değil.

Çok kelam yalansız olmaz. Pilav mı dolma, dolma mı pilav belli değil.

Allah ıslah etsin.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
202
Tepkime puanı
7
Neymiş efendim.?

Basit de olsa bir şeyler yazmak sayfaların boş kalmasından hayırlıymış..! Malzeme yok ki, pirinç pilavından biber dolmasına yolculuk... Bir kaç malzeme ilavesi ile iş tamam. (öyle zannediliyor)

İnanç olmadan, imanın, iman olmadan da yapılan hiç bir duanın hükmü yoktur.

Basit de olsa bir şeyler yazmayı, hakikatten bahsetmek zannetmenin inanca ve imana uyan bir yanı olabilir mi.? Nasıl olur da bu iş bu kadar basit görülebilir.? Böyle bir ifade kullanmak, insanların inancını hafife almaktır. Bunun başka bir izahı yok..

Adam demiş ki, benim kalbim temiz. Sormuşlar;

-İçki kullanırmısın.? Demiş ki evet,
-Zina eder misin.? Demiş ki ehh, arada bazen..
-Kumar oynarmısın.? Yine arada bir cevabını vermiş..
-Peki, yalan söylermisin.? Mecbur kaldığımda söylerim deyince..

--Ulan, bütün pislikler bütün kanallar kalbine akıyor, hala benim kalbim temiz diyorsun. Demişler..

Öyle ya, adamın kalbi temiz.. Her konuda bilgili, ama..

Biliyorsan anlat, sözünden ibret alsınlar. Bilmiyorsan sus da seni bir adem sansınlar..

İnanç, Allah inancı işin başlangıcı, iman temeldir. Temel sağlam olursa, binanın yüksekliği fark etmez. Temel sağlam olmaz ise, barakayı dahi üzerinde barındırmaz. İman olmadan yolculuk nereye.?

Cennet-i alâ hergele meydanı değil, elini, kolunu sallaya, sallaya giremezsin..

''Emrolunduğun gibi dost doğru ol'' hitabı yalnızca peygambere inmedi..

Bu ayet-i kerime seni hiç mi ilgilendirmiyor..?
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
202
Tepkime puanı
7
Kıssadan hisse..

Azrail a.s, Hz. Allah 'a diyor ki;

- ''Ya rabbi, bana öyle zor bir görev verdin ki, bütün insanlar benden nefret edecek, bana beddua edecek''..

Hz. Allah da buyuruyor ki;

- ''Ya Azrail.. Ben öyle sebepler halkederim ki, onların hiç biri de seni görmez''.

Azrail a.s,

- ''Ya Rabbi, kullarından bazıları var ki, onlar sebepleri de görmezler''..

Hz. Allah buyuruyor ki;

- ''Ya Azrail, sebepleri görmezler ancak, onlar da yalnızca beni görürler''..!

Kıssadan hisse, her hal ve ahvalde yalnızca Hz. Allah 'ı görmek gerekir.

Çünkü, kaderi yaratan O,
Kazayı taktir eden O,
Hayrı ve şerri yaratan O,
Doğuş O 'nun elinde, ölüm de O 'ndan,
Dünya hayatının sahibi O, ahiret yurdunun sahibi, yine O..

Başkaca bir güç, kuvvet, kudret sahibi yok. Her bir zerre üzerindeki tek tasarrufat sahibi yalnızca Hz. Allah...

Kulca hesap, hesapsız olmayı gerektirir. ''Kul istediği kadar hesap etsin, oruç ramazana denk gelir''. Yani, her şey Hz. Allah 'ın tertip ettiği, taktir ve tanzim ettiği gibidir.

Hz. Allah neyi, ne zaman, nasıl ve ne kadar taktir etmiş ise, O 'nun dilediğinin dışına çıkması mümkün değildir.

İslam Dini, satır ilmi değil, sadır ilmidir. Sözde değil, özde, dilde değil, halde yaşanılması gereken bir Din 'dir..

Yunus Emre der ki,

Gaflet ile Hakk 'ı buldum diyenler
Er yarın Hakk divanında belli olur.
Ahir tedarikin gördüm diyenler,
Er yarın Hakk divanında belli olur.

Kimin adı sufi, kiminin derviş,
Derviş isen gardaş takvaya çalış.
Gizlice yollardan sen Hakka eriş,
Er yarın Hakk divanında belli olur..

Hakikat, Hakk 'ın divanında belli olacak..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
202
Tepkime puanı
7
Hz. Allah Kuran 'da, Kamer suresi 49. ayette; ''Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık''. buyuruyor.

Ölçü Zatına mahsus olduğu gibi, taktir, tertip ve tanzim, yine Zatına mahsustur. Bu alanlar kullara kapalı alanlardır. Hadiselere müdahale etme imkan ve ihtimali yoktur.

Önceden hazırlık, yalnızca ahiret hayatı için yapılabilir. Hazırlık, inanç, iman, ibadetlerle alakalıdır ki, başkaca bir müdahale şansı kullara ve diğer mahlukata verilmemiştir.

Dünya hayatı için tercihler kullarınmış gibi görülse de, tercihleri yaratan Hz. Allah 'tır.. Yani, her bir mahlukat için yazılmış ve hazır olan vazifeleri, ezel-i ervah 'ta yazan, Hz. Allah 'tır. ''Kalem yazdı, mürekkebi kurudu'' denir. Bunun adı kader..

Kaza ise kaderin tecellisidir. İnsan için belirlenmiş olan ölüm, hastalık, varlık, yokluk, diğer adı ile imtihanımız ..

Doğum, yaşam ve ölüm, Hz. Allah 'ın yed-i kudretindedir.

Belki daha önce bahsetmiş olabilirim ama, şöyle bir kıssa anlatılır;

Adam ölümün olmadığı bir kent arıyormuş. Bir çok kişiye sorsa da, istediği cevabı alamamış. Bir gün, karşısına birisi çıkıyor ve bu yönlü sohbet ederken, karşılaştığı şahıs diyor ki;

- Ben öyle bir yer olduğunu işittim. Adam heyecanla;

- Nerede bu yer.? Diye sorunca ;

- Falanca yerdeymiş. Cevabını veriyor. Adam yine heyecanla,

- Gerçekten de orada ölüm yok mu..? Diye sorduğunda;

- Evet..! Orada ölüm yokmuş. Orada bulunan dağın ardından, ''falanca'' diye ismi ile çağrılır, kişi o dağa doğru gider ve bir daha kendisinden haber alınmaz, yani geri dönmez.. diyor. Ölüm korkusu her yanını sarmış kişi;

- Tam da benim aradığım bir yer. Şayet beni çağırırlarsa, gitmem..! diyor. Ve o kente yerleşiyor.

Gel zaman, git zaman, dağın ardından bizim korkak şahsın ismi sesleniliyor. Taraf etrafı bir de ne görsün, dağa doğru kendi kendine yürüyüp gidiyor. Ardından sesleniyorlar;

- Ey falanca, nereye gidiyorsun.? Hani çağrıldığında gitmeyecektin.? dedikleride;

- Ardımdan iten ile, boynumdan çekeni görmüyor musunuz.? diyor..

Yani hiç bir yaratılmış, ne kaderine, ne alın yazısına, akıbet ve sonuna müdahale etmeye yetkili kılınmamış.. Şayet önceden tedbir alınsa idi, kader ve kazaya müdahale şansı mahlukata verilmiş olsa idi..! İmtihanın anlamı kalır mıydı.?

Son nefeste, ölüm anını bilir ve ''lailahe illallah'' der kurtulurdu. Cenneti elde etmek işte bu kadar kolay olurdu.. Ama her işin aslına erebileceğini, her hadiseye akıl erdirebileceğini düşünen, hakikatten uzak insanlar günümüzde az değil.

Ölümden korkan şahıs gibi arayış içerisinde olanların varlığı, hiç de az değil. Hatta forumda her gün bu manada şunu okursan kurtulursun, bunu yaparsan cennete gidersin, hiç değilse şöyle ol, böyle kal gibi ifadelerle insanları kendi zannı etrafında toplama gayretinde olan, bilmiyorum kendisi ne yapacak, nasıl kurtulacak.?

Kendisinde olan inanç ve iman noksanlığını, hakikatmiş gibi anlatmaya çabalıyor. Elbette ki itibar edenler az değildir. Ama netice, koskocaman bir hiç''..!

İnanç ve iman olmadan hiç bir duanın kabul ve makbul olmayacağından bahsetmek yerine, yap kurtul telkininde bulunuyor. Yazık ki, yazık...
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
202
Tepkime puanı
7
İnsan, dünya hayatında kurallar çerçevesinde yaşamaya mahkum bir varlıktır.

İnsan, kanunlar, yasalar çerçevesine sıkıştırılmıştır. Elbette ki bu, dünya hayatı, tertip ve düzeni için, olmazsa olmazdır. Kırmızı ışıkta durmaya mahkum, yeşil ışıkta, müsaade edildiğinde kıpırdayabilen, yürüyebilen bir varlıkıtır insan.

Dünya için en basit davranışlarda bile kurallara uyma mecburiyeti olan insanın, hakikat alemine, kuralsız, kanunsuz gidebilmesi mümkün mü.? Elbette ki hayır. İşi tesadüfe bağlayanların, ölümü yok oluş gibi görenlerin, Yaratanı kabul etmeyen, var eden güç, kuvvet, kudreti tanımayanların..!

Bu kadar ihmal, ve itaatsizliğin neticesinde, tek bir dilek, tek bir dua ve talep ile işlerini yoluna koyabilmesi mümkün mü.?

Kul olarak bizler, taraf, etrafımızdaki hadiselere bakıp, insanı değerlendiririz. Yapmış olduğu işleri ya çok abartıp göklere çıkartırız, yahut, yerden, yere vurup olmadık hesaplara girişiriz. Bazısını kabullenir, bazısını eleştiririz, bazısını noksan görürüz.

Beşer için hal böyle iken, Yaratıcının huzuruna varmayı basit bir iş gibi görebilirmiyiz.? Hesapsız, kitapsız, inançsız, imansız, ibadet ve taatsız, tek bir dilek ve dua ile bütün işleri halledebilirmiyiz.?

Dünya hayatı, kaç yıl yaşarsak yaşayalım, ebedi hayatın karşısında yok mesabesindedir.

Bir yanda yetmiş, seksen, yüz yıl..! Diğer yanda ebediyet, sonsuz bir hayat..! Üst, üste koyduğumuz zaman, dünya hayatının, seksen, yüz yılının, sonsuzluğun üzerinde tek bir nokta dahi etmediğini görürüz..

Her defasında vurgulamaya özen gösteriyorum. İnanç olmadan, imanın, iman olmadan yapılan ibadet ve taatların hiç bir ehemmiyeti yoktur. Önce Hz. Allah 'ın varlığını kabul edelim ki, sonrasında inandığımız Allah 'a ibadet ve taatlarla ilgilenelim.

Önce ''Allah inancı'', sonrasında ''amentüye iman''..!

Farklı bir yönden şöyle ifade etmek isterim;

İnançsızlığın ve imansızlığın affı yok.. Hz. Allah 'ın emri, Hz. Kuran 'ın ve Resulullahın tebliği ile bu kesin ve net. Fakat..!

Her ibadetin kazası, her hatanın bir özrü, her kaybın bir telafisini lutfetmiş Hz. Allah..

Amma, öncelikli olarak, Zatının kabulünü, sonrasında imanı emretmiş. Daha sonra ibadetleri..! İnanç ve iman oldu mu, Hz. Allah 'ın, affı ve bağışlaması ümit edilebilir. Hatasız kul olmaz. İnsan hata, kusur işlemek üzere yaratılmış.

Hz. Allah Zümer suresi 53. ayetinde;

De ki: ''Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım.! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir''. buyurmakta..

Hz. Allah, rahmet, merhamet, aff-u mağfiretin tek sahibidir. O 'ndan başka affedecek, O 'ndan başka bağışlayacak yoktur.

İnanç ve imanı ihmal etmeden, ibadet ve taatlarda eksik ve noksanımızla, Hz. Allah 'ın merhamet deryasından ümit kesmeden yaşamayı becerebilen insan için..!

Yukarıdaki ayetin tecelli edeceğinden zerre kadar, şüphe ve tereddüt duymadan, yaşamaya gayret eden bahtiyarlardan olalım inşaallah..

Kul Allah 'a nasıl bakar ise, Allah da kuluna öyle bakacaktır (mecaz anlamda) hiç şüphemiz olmasın. Allah 'ın rahmet deryası sonsuz. Yeter ki kulun çabası, inancı bir nebze de olsa görülsün. Allah inancı olmayan birisinin, böyle bir ayetten, böyle bir merhametten isitifade etmesi mümkün mü.?
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
202
Tepkime puanı
7
Kader ve kaza, hayır ve şer ancak ve ancak Allah 'tan dır. Bu kesin ve net, aynı zamanda imanımızın bir parçasıdır.

Maddede ve mana aleminde var olmuş var olan, var olacak olan her şey, tertip edilmiş, taktir edilmiş, tanzim edilmiş. Hiç bir şey boşta ve boşuna değil. Kalem yazmış, mürekkebi kurumuş. Bu ifadeye şöyle bakmak gerekir;

Hz. Allah her şeyi ezelde var etmiş, kul, kendisine verilen nefsin, talep ve arzusuna göre, var edilmiş bu tutum ve davranışlardan, kendisine uygun olduğunu düşündüğü şeyleri tercih eder.. Pazara giden bir kimsenin, tezgahlarda bulunan sebze ve meyvelerden, hoşlandığı, arzu ettiğini, arzu ettiği miktarda alma hissiyatı gibi değerlendire biliriz.

Var edilmiş, fakat yapmakta, almakta, tercihte, zaman ve miktar seçimi, kulun kendi inisiyatifine, kulun kendi haz ve zevkine, nefsinin tercihine bırakılmıştır. Yani, irade kulun kendisindedir. Hz. Allah yapma ve yapmama konusunda kullarını zorlamaz. Buraya kadar sanırım anlaşılmıştır. Ancak..!

Hz. Allah 'tan yardım dileyerek, hem dünya, hem de ahiret yurdu için güzel olanı tercihte, duaya müracaat etmek, kullar arasındaki ayrıcalığı doğurur. Ki, Allah var, gam yok ifadesinin tersi de mümkündür. Allah, kulun hesabında yok ise, hem dünya, hem de ahirette gam çok..!

İslam Dini 'nde bilmemiz gerekenler ve Hz. Allah 'ın Zati sıfatları konusunu açmamdaki sebeplerden birisi, Hz. Allah 'ı bir nebze anlatmak, diyanet tarafından, bu zamana kadar açıklanması ertelenmiş konulardan bahsetmektir.

En önemlisi ise, Hz. Allah 'ı bilmek..! Allah nasıl bilinir.?

Bunun mümkün olabilmesi için, subuti sıfatlarının iyice düşünülüp, tefekkür edilmesi gerekir. Hz. Allah 'ın ne olduğu, ne olmadığını anlayabilmek, ancak ve ancak bu şekilde mümkün olabilir. Toplumumuzda, Allah inancı, zan ve tahmin dışına çıkamaz.

Allah 'ı bilmeden, Allah 'ı müşahede edemeden tefekkür nasıl olur derseniz, bunun cevabını bilmiyorum. Çünkü tefekkür etmek için, Hz. Allah 'ın bilinmesi gerektiğini biliyorum. Bunu anlamanın diğer bir yolu da, nefsi bilmekle olur. ''Nefsini bilen, Rabbını bilir'' buyrulmuştur..

Nefsi bilmek, akabinde Allah 'ı bilmek, ancak ve ancak Tasavvufi yaşantı ile mümkündür.

Hayat, ilim, semi, basar, tekvin, kelam, irade, kudret.. Bunlar Hz. Allah 'ın subuti sıfatlarıdır. Hem yazması, hem de ezberlemesi çok kolay. Amma müşahede noktasına gelindi mi.? İşte, iş burada başlıyor. Çünkü, Evliya 'ya tabi olmadan, bu sır kapısını aralamak mümkün değil.

Bu sırra erildiğinde ise, ''eşhedüenlailahe illallah'' ''şahitlik ederim ki Allah 'tan başka ilah yok'' zevki bütün cesameti ile insanı kaplar. İnanç, iman, ibadet ve yaşantı, tefekkür gerçek manada bundan sonra şekillenir..

Neticeyi şuraya bağlamak istiyorum;

Yaşantımızdaki bütün tercihler, kendi irademize bırakılmıştır. Hz. Allah kullarını asla zorlayıcı değildir. Aksi halde dünyadaki imtihanın hiç bir manası kalmaz.

Birileri, hata, kusur, günah işlerken, neden diğerleri, iyi güzel ve doğruyu tercih ediyor.?

Alemin Halik'ı birdir
Niçin bazısı kafirdir.?
Bu ne hikmet, bu ne sırdır.?
Bilen gelsin bu meydane.

Hz. Allah hiç bir şeyi noksan bırakmamış. Bizim ezel'i ervahta nasıl bir imtihan verdiğimizi hiç kimse bilemez. Kuran 'da bahsedildiği kadarı ile ifade etmek gerekirse;

A'râf suresi 172
Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Ademoğulları 'ndan, onların bellerinden zürriyetlerini aldı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” “Evet, şahit olduk,” dediler.

İnsanoğlu bu şahitliği yapabilecek kapasitede yaratılmıştır. Lisanen değil, gerçek manada şahitlik.

Bu şahitlikten sonrasını tahmin bile edilemez..
 
Üst Alt