Umre Ne demektir? Umrenin fazileti, Umrenin zamanı

aydinbulut

Yeni Kardeşimiz
Üyemiz
UMRE NEDİR?
Umre kelimesi, ziyaret etmek anlamına gelmektedir. Dinî bir terim olarak umre, ‘Belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek, Safâ ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmak suretiyle yerine getirilen ibadet’ demektir. Umrenin iki farzı vardır: İhram ve tavaf. Bunlardan ihram şart, tavaf rükündür. Vacipleri ise sa’y ile tıraş olup ihramdan çıkmaktır.
Ömürde bir defa umre yapmak sünnettir. Bazı âlimler farz olduğunu söylemişlerdir.

Umrenin Zamanı
Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir. Ancak, Arefe günü sabahından Kurban bayramının dördüncü günü akşamına kadar yapılması mekruh görülmüştür.

Umrenin Fazileti

Umrenin faziletine ilişkin bazı hadis-i şerifler vardır. Bunlardan ikisinin anlamı şöyledir:
“Umre, diğer bir umre ile arasındaki günahları siler.”(Müslim, Hac, 437 Hadis No:1349)
“Ramazan’da yapılan umrenin sevabı bir haccın sevabına denktir.”(İbn-i Mace, Menasik, 45 Hadis No:2991)

Umre yolculuğu, hac yolculuğu gibi bir ibadet yolculuğudur. Bu yolculuk, kişinin manevî hayatını gözden geçirmesi ve ruhî bir yenilenme gerçekleştirebilmesi için önemli bir fırsattır. Kişinin kendini, yolunu, hayat yolculuğundaki yerini ve sonuçta Rabbini tanıması için bu fırsat iyi değerlendirilmelidir. Bunun için başından sonuna kadar bu yolculukta ibadet bilincinin muhafaza edilmesi gerekir. Çünkü bu bilinç kaybedilirse yapılan yolculuk anlamını yitirir ve manevî açıdan içi boşaltılmış bir seyahate dönüşür. Böyle bir konuma düşmemek için, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (a.s.)’den itibaren pek çok ulu’l-azm peygamberin Allah’a bağlılık ve
teslimiyetine tanık olan kutsal topraklara doğru yola çıkarken bir bakıma kendimizi yeniden keşfetme yolculuğuna çıktığı-mızın farkında olmalıyız.

Kendimizi, yeryüzündeki görevimizi ve sorumluluğumuzu doğru bir şekilde kavrayabilirsek yolumuzu şaşırmayız. Kendimiz, çevremiz ve tüm insanlık için yararlı bir insan oluruz. İnsan olarak, kul olarak herkesin geçmişte birtakım eksiklikleri, hataları ve yanlış yönelişleri olabilir. Muhakkak ki bunları işlememiş olmayı çok arzu ederiz. Ancak kutsal ik-limde içinde bulunulan atmosfer, geçmişte içine düştüğümüz yanlışların ve günahların ağır yükünü atabilmek, geleceğe yönelik olarak da hayatımızda tertemiz bir sayfa açabilmek için büyük bir imkân sunmaktadır. Çünkü Allah’ın insanları affettiği ve duaları, tövbeleri geri çevirmediği mübarek mekânlarda bulunmak, bunun için önemli bir fırsattır. İçtenlikle yapılacak duaların asla geri çevrilmeyeceği bu atmosferi iyi değerlendirebilmek ve bundan sonraki hayatımız için tertemiz bir sayfa açabilmek için umre yolculuğumuzun, hayatımızın geri kalan süresi açısından bir sözleşmeye dönüşmesi gerekir. Bu, geçmişte işlediğimiz ve İslâmî bir şuurla bağdaşmayan her şeyi silip süpürüp atmak ve hayatımızda yeni bir sayfa açmak üzere yapılacak bir sözleşmedir. Tıpkı Mina’da Akabe biatleriyle, temel insanî ve ahlâkî değerlere bağlı kalacaklarına dair Hz. Peygamberle sözleşme yapan Medineli sahabiler gibi. Bu sözleşmede kişi, bundan böyle hiç kimseye haksızlık yapmayacağına, kul hakkı yemeyeceğine, kendisine emanet edilmiş olan diğer mahlûkat ile ilişkilerini Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde sürdüreceğine, tabiatı ve sosyal çevreyi tahrip etmeyeceğine, yeryüzünü imar edeceğine ve orada bozgunculuk yapmayacağına, Allah elçisinin çizdiği yoldan sapmayacağına, yoldan sapmış insanları kılavuz edinmeyeceğine, İslâm’ın ortaya koyduğu güzellikleri insanlara ulaştırmak için çalışacağına, haksızlıklara arka çıkmayacağına, Allah’ın çizdiği sınırları koruyacağına ve onları ihlal etmeyeceğine, iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olacağına söz verecektir. Umre yolculuğu böyle bir sözleşmeye dönüştürülebildiği takdirde anlam kazanır ve kişinin kendini yenilemesine ve gönül dünyasını arındırmasına vesile olur. Umre yolculuğunu, böyle bir misakın randevusu hâline getirebilenler, umre yolculuğunun içini doldurmuş olurlar.

Umreye niyet etmek üzere girilen ihram, bu misakın simgesidir. İhram, elbise değildir. İhram, niyet ve telbiyedir. Bir karardır. Bir ikrardır. Kibirden, gururdan, kendini beğenmişlikten, bencillikten, gösterişten sıyrılıp ihlâsı ve takvayı kuşanmaktır. İhram giysileri, bu kararın ve ikrarın dış görüntüsünden ibarettir. Umre yapan kişi ihrama girmekle bu ikrarını ortaya koyar ve bunu telbiye ile seslendirir. Bu ikrarın verdiği heyecanla dağlara, taşlara, vadilere, tepelere ve her karşılaştığı topluluğa kararını haykırır. Telbiye, bu ikrarın sloganıdır.

‘Buyur Allah’ım! Senin koyduğun ölçüleri gözeteceğim’ demektir. Umre yolculuğuna çıkanlar bağlamında düşünüldüğünde, şeytanın en çok uğraştığı hususlardan biri, bu mübarek yolculuğu sıradan bir yolculuk hâline dönüştürmek ve bu kutsal yolculuğun içini boşaltmaktır. İçi boşaltılmış bir tür umre yolculuğundan Allah’a sığınmak gerekir. Bu bakımdan umre yolculuğunun, tertemiz bir milada dönüştürülmesi hedeflenmelidir. Basit birtakım meselelere takılıp kalıp umre yolculuğunu anlamsız hâle getirmemeye özen göstermelidir. İbadeti anlamsızlaştıran bu tür bir yolculuğun umrenin işlevini yansıtması düşünülemez. Tıpkı namaz kıldığı hâlde namazından gafil olanlar ve kıldığı namazı, kendilerini kötülüklerden alıkoyamayanlar gibi. İşte bu sebeple, umre yolculuğumuzun içi boşaltılmış kuru, kupkuru bir seyahat olarak kalmaması ve yalnızca kutsal topraklarda karşılaşılan birtakım olaylarla anılan ve yaşanan hatıraları anlatılan kuru bir seyahate dönüşmemesi için, bu randevumuzun hayatımızda yeni ve temiz bir sayfa açma sözleşmesine dönüşmesi gerekir.

Bu sözleşme, gizli ve açık her şeyi bilene, her şeye gücü yetene, hiçbir şey bilgisinin ve gücünün dışında kalmayana, sınırsız güç sahibine, kendi kendine yeterli olana karşı teslimiyet sözleşmesi olacaktır. Bu sözleşme bir teslimiyet sözleşmesi olacağı için, şart koşma makamında değiliz. Çünkü ibadet alanı, Allah’ın koyduğu ölçülere teslim olma yeridir. Tıpkı “Rabbi, ona teslim ol, demiş o da, âlemlerin Rabbine teslim oldum, demişti” (Bakara, 2/131) ayetinde ifade edildiği gibi bir teslimiyet… Böyle bir teslimiyet kararı taşımadan yapılacak bir umre yolculuğunun, kendisinden beklenen sonuçları ortaya koyması düşünülemez.

Harem iklimi, tövbelerin kabul edildiği bir iklimdir. Tövbe esasen dönüş demektir. Bu dönüşü gerçekleştirmek için umre bize en güzel fırsatı sunmaktadır. Hayatımızdaki yanlışları anlamak, kendimizi kontrol etmek, nefis muhasebesi yapmak için önemli bir fırsattır bu. Kendimizi yenilemek, eksikliklerimizi gidermek, iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olabilmek için bir milattır.

Umreye niyetlenmek, tıpkı hacca niyette olduğu gibi samimiyeti kuşanmaktır. Samimiyeti kuşanmadan umre yapılmaz. Takva eğitimine girmektir bu yolculuğa çıkmak. Kardeşlik bilincine ermek, insanı insan yapan değerlerin şuuruna varmaktır. Hz. Peygamberin getirdiği evrensel ilkeleri benimseme ve hayata geçirme sürecine girmektir. Bu süreçte kişi bencilliği yenmeyi öğrenecek, kendinden önce başkalarını düşünme anlayışı ve zihniyeti kazanacaktır. Umre vesilesi ile yapılan Medine-i Münevvere ziyareti de, gönlümüzü Hz. Peygamberin getirdiği değerlere olabildiğince açma vesilesi olmalıdır. Hz. Peygamberi ziyaret ederken gönlümüz onun getirdiği değerlere kapalı olursa, bu ziyaretin ne anlamı olabilir? Medine’den, İslâmî duyarlılığımızı bulunduğu noktadan daha ileri taşımış olarak dönmeliyiz.

Her karışı Resûlullah (s.a.s.)’ın ve sahabe-i kiramın hatıraları ve izleriyle dolu bir coğrafyaya yolculuk yaparken aslında onların yaşadığı döneme doğru tarihin derinliklerine de bir yolculuk yapmak ve onların İslâm namına yaptıkları fedakârlıkları hatırlamak ve İslâm’ın bize nice güçlüklerle ulaştığını anlamak ve sahip olduğumuz bu büyük nimetten dolayı Ce-nab-ı Hakk’a şükretmek ve bu büyük nimetin bize ulaşmasını sağlayanları hayırla yâd etmek gerekir.Yapılan umrelerin, cahiliye değerlerinin egemenliğinden kurtularak İslâmî ve insanî değerlerin huzur iklimine girmeye vesile olması niyazıyla.
 
Üst Alt