Taklit ile iman

ömr-ü diyar

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
3,351
Sual: Ehl-i sünnet olup olmadığı bilinmeyen, fakat âlim denilen bir zata uymak caiz midir?
CEVAP
Ehl-i sünnet âlimi olduğu anlaşılmayan kimsenin sözlerinin, kitaplarının ve kendisinin övülmesine, yaldızlı, ateşli propagandalara aldanarak, buna uymak caiz değildir. Güvendiği kimselere sormadan, iyi olduğu bilinmeden, itikadında, sözlerinde ve ibadetlerinde ona uymak, insanı felakete götürebilir.

Müslüman olmak için, yani Allahü teâlânın varlığını, bir olduğunu, kudretini, sıfatlarını anlamak için, zaten kimseyi taklide ihtiyaç yoktur. Fen bilgilerini iyi öğrenen, aklı başında bir kimse, yalnız düşünmekle, Onun var olduğunu anlar. Bu yolla Allah’ın var olduğunu anlayan kimse, Müslümanlığı kabul ederse, dinimizin kabul ettiği imana kavuşur. Eseri görerek müessirin, yani eseri yapanın varlığını anlamamak, ahmaklık olur. Her insanın böyle düşünerek Allah’a inanması dinimizin emridir. Allah’a inanan kimsenin de, hak din olan İslam’ı bulması gerekir. Hak dine inanmadan ben Allah’a inandım demek iman olmaz. Allah’ın bildirdiği dine Onun bildirdiği şekilde inanmayan, Allah’a inanmış sayılır mı hiç?

İtikadda, taklit ederek, işittiğine iman etmek caiz ise de, nazar ve istidlal etmediği için, yani inceleyip araştırmadığı için, günah işlemiş olur. Amelde, ibadetlerde, araştırmadan, bir mezhep imamına tâbi olmak âlimlerin söz birliği ile caizdir. (Hadika)

Ana babasını, hocalarını taklit ederek, doğru itikada kavuşan kimsenin imanı sahih ise de, nazarı ve istidlali terk ettiği için, yani fen bilgilerini kısaca öğrenip, Allahü teâlânın varlığını düşünmediği için, günah işlemiştir. Fen derslerini öğrenmemiş bir kimse, ana babadan, kitaptan öğrenerek iman ettiği, düşünerek kabul ettiği, aklını kullanarak inandığı için, istidlali terk etmiş sayılmaz diyen âlimler de vardır.

İtikad edilecek şeyleri sorup öğrendikten sonra, hemen iman hasıl olmuyor ki, buna taklit denilsin. Öğrendikten sonra, düşünmek, beğenmek ve kabul etmek, ondan sonra iman etmek hasıl oluyor. İslam’ın istediği iman budur. Öğrendikten sonra, düşünmeden, beğenmeden, izansız olan iman, taklit ile iman olur. Delilsiz olur. Kâfirlerin, ana babalarını görerek kâfir olmaları böyledir. İslam’ın istediği iman, insanın izan ile, delil ile, kendi kararı ile olan imandır. Kâfirlerin küfrü, kendilerinden hasıl olmayıp, ana babalarından alınmaktadır. Onlardan kendilerine mal olmaktadır.

İmanda taklidin yeri yoktur. İbadetlerde taklit, Allahü teâlânın emri ile hasıl olduğu için, öğretenler de, öğrenenler de, Cennete kavuşacaklardır.

Peygamber efendimizin, Allahü teâlâdan getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalb ile inanıp, dil ile de söylemeye İman denir. İmanın yeri Kalbdir. Kalb, yürek dediğimiz et parçasında bulunan bir kuvvettir. Buna gönül de denir. İmanı söylemeye engel bulunduğu zaman, söylememek affolur. Mesela korkutulduğu, dilsiz olduğu, söyleyecek vakit bulamadan öldüğü zaman, söylemek gerekmez. Anlamadan, taklit ederek inanmak da, iman olur. Allahü teâlânın var olduğunu anlamamak, düşünmemek günah olur. Bildirilenlerden birine inanmamak, hepsine inanmamak olur. Her birini bilmeden, hepsine inandım demek de, iman olur.
 
Üst Alt