Prefrontal Korteks Ne İşe Yarar

NiDa

Başarılı Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
281
PREFRONTAL KORTEKS NE İŞE YARAR

DOÇ. DR. SEFA SAYGILI

İNSAN BEYNİ 1400 gr.’dır. Evrimcilerin insanın en yakın atası olarak tanımladıkları
şempanzenin beyni ise yalnızca 400 gr.’dır. Şempanze beyni ile insan beyni arasındaki fark
sadece ağırlıktan ibaret değildir. Asıl dikkat çekici ayrıcalık, beynin ön kısmındaki Prefrontal Korteksin
insanda gelişmiş olmasıdır. Bu ön alın lobu insana has bir özelliktir.

Prefrontal Korteksin ne işe yaradığı önceleri bilinmiyordu.
Bilim adamları ona “suskun bölge” diyorlardı.

Beynin başka bölgeleri beyin ameliyatları sırasında elektrotlarla uyarıldığında vücudun
ilgili kısımları hareket etmekteydi. Ama bu “suskun bölge” hiçbir uyarı karşısında ne işe yaradığına dair
bir ipucu vermiyordu. Ne kadar uyarılırsa uyarılsın vücuttan “çıt” çıkmıyordu.
Yalnızca araştırmayı yapan bilim adamlarından bazı sesler çıkmaktaydı “tanrım çıldırmak üzereyim,
ne işe yarar bu Prefrontal Korteks!”

Sağ ve sol frontal (alın) loblarından biri veya ikisi zedelenmiş kişileri kadın erkek demeden
inceleyen doktorlar, herhangi bir arıza belirtisine rastlayamamanın şaşkınlığını yaşıyorlardı.
Hastalar eskisi gibi, hesap yapabiliyor, okuyup yazabiliyor, mesleklerini en ufak bir zorluk
çekmeden yapabiliyorlardı. Tekrar tekrar yapılan testlerde, anormal hiçbir bulguya rastlanmadı.



Evrimcilere gün doğmuştu. Hemen açıklama üstüne açıklama yapmaya başladılar.
Prefrontal Korteks Evrimin en geç ve en son ürünüydü. Ve tesadüf bu ya, Prefrontal Kortekse
yapacak bir iş düşmemişti. Düşünebiliyor musunuz, Evrimcilere göre beyin gibi,
milyarlarca nöronun aralıksız faaliyetini sürdürdüğü bir organda lüzümsuz bir parça vardı!
Zaten beynimizin hepsini kullanmıyorduk. Evrim bu bölgeyi geliştirmişti ama daha taze olduğundan
henüz kullanamıyorduk. Belki ileriki bir kaç milyon yıl sonunda hem beynimizin tamamını kullanabilecek
hem de şu baş belası Prefrontal Korteksin ne işe yaradığını öğrenebilecektik.

Fakat Evrimi bir türlü içlerine sindiremeyen bazı bilim adamları vardı ki, onlar pes etmediler.
Araştırmalarına devam ettiler. Elde edilen ilk bulgu şuydu: Ön beyin loblarının çok ağır zedelenmesi
durumunda, hastada kişilik değişimlerinin izlerine rastlanıyordu. Böyle bir hastanın yakınları şunları söylüyordu:
“Kazadan sonra bambaşka biri oldu. Ağırlaştı, huysuzlaştı, suskunlaştı, herşeye kayıtsız biri oldu çıktı.
Çevresiyle ilgilendiği bile yok. Üstelik edebsizleşti, ayıp nedir bilmiyor.”

Bu araştırmalar sonunda denilebilirdi ki; Prefrontal Korteks alın loblarının en “insana has” bölgesiydi.
Duygusallık, özeleştiri melekesi, ahlâkî kriterlere karşı hassasiyet, fedakarlık,
başkalarının kederine kayıtsız kalmama gibi ancak bir insanda görülebilecek ruhsal melekelerin
Prefrontal Korteks ile mutlaka bir ilintisi olmalıydı.

Lobotemili Hastalar

Psikiyatrik hastaların tedavisinde kullanılan bu günkü modern ilaçlar henüz geliştirilmeden önce,
bu tür hastalar cerrahî yollarla tedavi edilmeye çalışılırdı. Lobotomi ameliyatları bu yöntemlerden biriydi.
Hastanın frontal loblarını beynin geri kalan kısımlarına bağlayan beyaz sinir liflerini kesme şeklinde yapılıyordu.
Prefrontal Korteksin önemi bu şekilde tedavi edilmeye çalışılan hastalar üzerinde
yapılan araştırmalar sonucunda daha iyi anlaşıldı.

1960’lara kadar frontal lobotomi; depresyon, anksiyete, fobiler ve saldırganlık gibi geniş yelpazeli,
çok yoğun ve ısrarlı duygusal reaksiyonların tedavisinde tercih edilen bir metoddu.

1936 ile 1978 yılları arasında ABD’de 35.000 kişi bu cerrahî müdahaleden geçirildi.
Bu hastalar üzerinde daha sonra yapılan değerlendirmeler, hastalarda şu önemli zihnî değişikliklerin
ortaya çıktığını gösterdi ve bu tip ameliyatlardan katiyetle vazgeçildi:

1- Hastalar karmaşık problem çözme yeteneklerini kaybediyorlardı.

2- Belirli hedeflere ulaşmak için gerekli görev sıralamasını yapamıyorlardı.

3- Aynı anda birden fazla görevi paralel bir şekilde yürütmeyi öğrenemiyorlardı.

4- Bazılarında saldırganlık aşırı şekilde azalıyordu. Hırslarını tamamen yitirenler oluyordu.

5- Ahlakî değerlerini kaybetmelerine bağlı olarak, cinsellik ve tuvalet davranışları ile ilgili konularda
çekingenliklerinin azalmasıyla birlikte, bulundukları ortamlarda problemler ve uyumsuzluklar yaşıyorlardı.

6- Konuşulanı anlayabilmelerine ve söylenenleri kavrayabilmelerine rağmen, uzun bir düşünce zincirini
sürdüremiyorlardı. Ruh halleri âni değişimler gösteriyor, sevecenlikten kızgınlığa,
coşkudan deliliğe doğru değişimler yaşıyorlardı.

7- Daha önceki hayatlarından kalma fonksiyonlarını iş hayatlarını sürdürebildikleri halde,
bunları yaparken amaçsızdılar.

Anlaşıldığı kadarıyla alnımızdaki beyin parçası, hür irademizin organıydı.
Beyin kabuğunun (korteks) öteki bölgelerindeki doluluğun aksine hemen hemen
boş ve belli bir fonksiyona ayrılmamış oluşu, organlarımız içinde insanî niteliklere en çok
karşılık gelen olmasındandır. Hiçbir belli amaca hizmet etmediği için, her amaca açıktır.
Belli bir göreve tahsis edilmemiş bu beyin parçasının esnekliği ve uyum sağlama yeteneği
öylesine büyüktür ki, hasara uğramış beyin bölgelerinin fonksiyonları şaşırtıcı oranda,
alnımızın arkasındaki beyin bölgesinin faal durumu koruyan bölgelerince devralınabilmektedir.

Bu suskun zannedilen beyin parçası, birkaç milyar sinir hücresiyle birlikte, insan davranışlarının
o geniş yelpazesindeki çeşitli imkânların maddî temelini oluşturur.

Yaratıcıya inanmaktan, puta tapmaya, bütün çürütülmüşlüğüne rağmen evrim teorisinin
peşinde sürüklenmekten, dürüst bir bilim adamı olmaya, cinayet işlemekden, sanat eseri ortaya koymaya,
bir ideal uğruna kendini feda etmekten, binlerce insanın hakkını gasp etmeye kadar hemen hemen
sınırsız bir zemin üzerinde hareket edebilme yeteneğimizi de
alnımızın içine yerleştirilmiş bu beyin parçası ile gerçekleştiririz
 
Üst Alt