MÜŞRİKLERİN ÜÇ SORUSU -Bölüm-5

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Ekrem

Yönetici-Admin
Yönetici
Süper Mod
Üyemiz
Mesajlar
9,151
Müşriklerin Ebu Talib'e Şikayetleri ve Yeni İstekleri.
Bölüm-5
MÜŞRİKLERİN ÜÇ SORUSU

Hz. Resûlullah'ın dâvası karşısında çaresizlikler içinde kıvranan Mekke müşriklerinin aklına yeni bir fikir geldi: Yahudi âlimlerinden, Peygamberimiz hakkında bir şeyler öğrenmek!..

Bu maksatla Medine'ye giden temsilciler, Yahudi âlimleriyle görüşerek Resûl-i Ekrem Efendimizin söylediklerinden, yaptıklarından bahsettiler; sonra da, "Siz, elinde Tevrat bulunan bir milletsiniz. Bu adam hakkında bize bilgi veresiniz diye size başvurduk!" dediler.

Yahudi âlimlerinin, bu isteklerine cevapları şu oldu:

"O kimseye, 'Geçmişteki o genç delikanlıların hayret edilecek maceraları ne idi? Yeryüzünün doğusuna batısına kadar ulaşan, dönüp dolaşan zâtın kıssası ne idi? 'Ruh'un mahiyeti nedir?' sorularını sorun. Eğer bu sualleri cevaplandırırsa, bilin ki o, Allah'ın peygamberidir; siz de ona tâbi olun. Yok, eğer cevaplandıramazsa, o adam yalancı bir kimsedir; kendisine istediğinizi yapabilirsiniz!"280

Temsilciler, Mekke'ye dönerek durumu müşriklere anlattılar.

Müşrikler, ümit ve sevinç içinde Peygamber Efendimize koşarak, bu sorulan sordular.

Kâinatın Efendisi, sorularını cevaplandırmak için mühlet istedi. "Size yarın bildireyim!" dedi.

Bunu derken, o sırada "İnşallah... [Allah dilerse..]" demeyi unutmuştu. Bu sebeple, bir görüşe göre, üç, diğer bir rivayete göre ise 15 gün bu konuda hiçbir vahiy gelmedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, sıkıntıdan duramaz hâle gelmişti. Hele, müşriklerin, "Muhammed bizden bir gün mühlet istedi; bunca zaman geçti, bize hâlâ bir şey bildirmiş değil!" diyerek dedikodulara başlamaları, bu sıkıntılarını daha da artırdı. Öyle ki, kimseyle konuşamaz hâle gelmişti.

Nebîyy-i Ekrem'in, bu sıkıntıları fazla sürmedi; sonunda vahiy indi. Müşriklerin sorularına şöyle cevap verildi:

"Yoksa (Ey Resulüm!..) uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashabı, Bizim mucizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? Hatırla ki, o vakit o genç yiğitler mağaraya sığındılar da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz!.. Bize tarafından bir rahmet ihsan buyur ve işimizde bize bir muvaffakiyet hazırla."281

Bu âyet-i kerîmelerde, müşriklerin birinci soruları cevaplandırılıyordu ve adı geçen gençlerin Ashab-ı Kehf olduğu bildiriliyordu. Sonraki âyetlerde ise Ashab-ı Kehf in maceraları anlatılıyordu.282

Müşriklerin ikinci sorularına ise, şu âyetler cevap veriyordu:

"Ey Resulüm!.. (Müşrikler, seni imtihan etmek için) bir de Zülkarneyn'den (haber) soruyorlar. Sen de ki: 'Size, onlardan bir haber anlatacağım.""283

Sûrenin devam eden âyetlerinde ise, Cenâb-ı Hakk'ın Zül-karneyn'i iktidar sahibi yaptığı, ona vasıta ihsan ettiği ve bununla batıya doğru yol aldığı, yolculuğu esnasında bir kavimle karşılaştığı ve onları iyi işleri yapmaya davet ettiği belirtiliyor; sonradan doğuya doğru yol tuttuğu, burada da bir kavimle karşılaştığı ve onları da hayırlı işlerde bulunmaya çağırdığı beyan ediliyordu.284

Müşriklerin üçüncü suallerine ise, şu âyet-i kerîmeyle cevap veriliyordu:

"(Ey Resulüm!..) bir de sana ruhtan (ruhun hakikatinden) soruyorlar. De ki: 'Ruh, Rabbimin bildiği bildiği bir iştir; ve size, ilimden ancak az bir şey verilmiştir.'"285

Müşrikler, sordukları sorularına mükemmel cevap almışlardı!

Buna rağmen, Peygamber Efendimizin dâvasını doğrulayıp, ona uymaktan uzak durdular; şirkin inadı içinde hayatlarına devam ettiler.

Ancak, onların bu hak ve hakikatten yüz çevirmeleri, kendilerini felâkete sürüklemekten başka bir şeye yaramıyordu. Onlar direndikçe, îman ve Kur'ân dâvası daha bir haşmet ve azametle gönüller üzerinde dalgalanmaya devam ediyordu.

Cenâb-ı Hakk, ayrıca Peygamber Efendimizi de aynı sûrede şöyle îkaz ediyordu:

"Hiçbir şey hakkında 'inşallah...' demeden 'Ben bunu herhalde yarın yaparım.' deme! Unuttuğun zaman Rabbini an, 'İnşallah...' de, 'Umulur ki Rabbim, beni daha yakın bir hayra ve muvaffakiyete erdirir.' de!"286

Peygamber Efendimiz, bu îkazdan sonra, yapacağı bir şey hakkında "İnşallah..." demeyi her zaman hayatında bir prensip edindi.

261 İbni Hişam, Sîre, c. 1, s. 283284; ibni Kesir, Sîre, c. 1, s. 473.
262 İbni Hişam, A.g.e., c. 1, s. 284; Taberî, Tarih, c. 2, s. 218; ibni Kesir,A.g.e., c. 1, s. 473.
263 Ibni Hişam, A.g.e., c. 1, 284; Taberî, Tarih, c. 2, s. 218; İbni Kesir, A.g.e.,c. 1, s. 474.
264 ibni Hişam, A.g.e., c. 1, 284; Taberî, A.g.e., c. 2, s. 220.
265 İbni Hişam, A.g.e., c. 1, s. 285; Taberî, A.g.e., c. 2, s. 220; İbni Kesir,A.g.e., c. 1, s. 474.
266 ibni Hişam, Sîre, c. 1, s. 285; Taberî, Tarih, c. 2, s. 220; İbni Kesir, Sîre, c. 2, s. 475.
267 ibni Hişam, A.g.e., c. 1, s. 285; Ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 202; Taberî, A.g.e., c. 2, s. 220; ibni Kesir, A.g.e., c. 1, s. 475.
268 ibni Hişam, A.g.e., c. 1, s. 295.
269 İbni Hişam, Sîre, c. 1, s. 288289; Kaadı Iyaz, Şifa, c. 1, s. 512513.
270 Müddessir, 1926.
271 Tur, 29.
276 Ibn-i Hişam, Sîre, c. 1, s. 313-314; Taberî, Tarih, c. 2. s. 225.
277 Mâide, 67.
278 ibn-i Hişam, Sîre, c. 2, s. 35-36.
279 Ibn-i Hişam, A.g.e., c. 1, s. 368; Taberî, Tarih, c. 2, s. 225-226.
280 ibn-i Hişam, Sîre, c. 1, s. 321-322.
281 Kehf, 9-10.
282 Kehf, 9-26.
283 Kehf, 83.
284 Kehf, 84-98.
285 Isrâ, 85.
286 Kehf, 23-24.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt