Mükellef ve görevleri

elifgibi

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
2,183
MÜKELLEF VE GÖREVLERİ

Yaratılış gayesi ALLAH’a kulluk olan insan, belli aşamadan geçtikten ve belli bir çağa geldikten sonra, gayesi olan vazifeyi yerine getirmesi ALLAH Teala tarafından kendisinden istenir. Ancak bu herkesten istenmez. Belli şartlar aranır. İslam Dini, her şeyden önce akıl ve şuur sahiplerini muhatap alır. Aklı başında olmayan, bülûğ/ergenlik çağına gelmemiş ve kendisinde delilik bulunan kimselerden herhangi bir şey istemez ve onları herhangi bir şeyle sorumlu tutmaz. Bu derste Mükellef ne demektir? Mükellefin yapacağı işler nelerdir? Bunları öğreneceğiz.

Mükellef
Mükellef; bir işi yapmakla sorumlu, görevli kimse demektir. Bir kimsenin İslam esaslarına uyması için mükellef olması gerekir. Bu sorumluluk ise en başta: Müslüman olmak, akıllı olmak ve büluğ/ergenlik çağına girmiş olmaktır. Şimdi bunları biraz açarak anlatalım:
1..) Müslüman Olmak

Müslüman, İslam Dinini kalbi ve gönlü ile kabul etmiş ve İslam’ın hükümlerini gücünün yettiği kadarı ile yerine getirmeye çalışan kimse demektir. Müslüman olmayan kimse, akıllı ve büluğ çağına girmiş olsa bile, İslam’ın hükümleri ile sorumlu değildir. İslam’ın hükümlerini yerine getirse bile, onların hiçbirisi kendisinden kabul edilmez.
2..) Akıllı Olmak

Akıl, insana doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırması için ALLAH tarafından verilmiş bir ışık ve kuvvettir. Akıl, Dinin hükümlerini alıp yaşamada ve meseleleri kavramada başta gelen bir unsurdur. Aklı olmayan kimsenin, doğruyu yanlıştan ayırması mümkün olamayacağından, akıl dinin her meselesinde temeldir. Ancak bu akıl, her şey demek değildir. Bu aklı kullanmak, geliştirmek ve daha iyiyi anlamaya elverişli hale getirmek icap eder. Aklını geliştiren kimseler, hem dünya ve hem de ahirette daha mühim mevkiye layık görülürler. Bu sebeple akıl dinde her meselede temeldir denilir. Aklı olmayan kimseler, her kim olursa olsun dinen sorumlu tutulamazlar.
3..) Bülûğ/Ergenlik Çağına Ermek

Bülûğ çağı demek, erginleşme dönemi demektir ki, artık çocukluk döneminin geride kalmaya başladığı, aklın ve bedenin geliştiği dönemdir. Bu dönem, kişinin cinsiyet ve şahsiyetini anlama dönemidir. Bu sürenin başlangıcı kızlarda 9-15 yaşları arasıdır. Erkek çocuklarında ise 12-15 yaşları arasıdır. Bu yaşlar içinde ergenlik çağına girmemiş olsalar bile, 15 yaşına gelenler, Dinen büluğ çağına girmiş olarak kabul edilirler. Artık bundan sonra dinin her meselesi ile sorumlu olurlar. Yani namazlarını kılmaları, oruçlarını tutmaları, gusül/boy abdesti almaları gibi günlük hayatta yapılması istenen hususları yerine getirmeleri gerekmektedir.
Mükellefin Görevleri

Bir mükellefin bilmesi gereken hususlar vardır ki, bunları bilmek, her şeyden önceliklidir. Zira bunlar, yapılan işlerin geçerliliğini yahut bozukluğunu ve bunların miktarını, ölçüsünü belirleyen kaidelerdir. Bunlar sırasıyla şöyledir:

1..) Farz
Farz; ALLAH Teala’nın kullarından açık ve kesin olarak yapmalarını istediği emirler demektir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek gibi... bunlar ayet veya kuvvetli hadislerle belirtilmiş vazifelerdir. Unutularak yapılmamış veya terk edilmiş bir farz ibadetin, daha sonradan kaza edilmesi gereklidir. Yapılmadığı zaman ALLAH tarafından ağır bir sorgulama veya ALLAH Teala dilerse, azap gerekli olan emirlerdir. Farzlar, ikiye ayrılırlar:
a..) Farz-ı Ayn

Yerine getirilmesi her Müslüman’a ayrı birer vazife olan farzlardır. Yani bir başkasının yapması ile, diğerlerinin üzerinden sorumluluk düşmeyen farzlardır. Mesela: Beş vakit namaz, Ramazan orucu gibi. Bu ibadetler bir başkasının yerine yapılmaz veya yapılsa bile asıl kişi sorumluluktan kurtulmuş olmaz.
b..) Farz-ı Kifâye

Yerine getirilmesi her Müslüman’a ayrı birer vazife olmayan farzlardır. Yani bir başkasının yapması ile, diğerlerinin üzerinden sorumluluk düşen farzlardır. Mesela: Cenaze namazı kılmak gibi. Bir kısım Müslüman bu namazı kılarsa, diğerleri bu borçtan kurtulmuş olurlar. Ancak bu farzı o toplumdan kimse yapmazsa, herkes günahkar olur.
Farzlar, insanı ALLAH’a yaklaştıran ve Mevla’nın sevgisine götüren emirleridir. Bunları severek yapan ALLAH’ın sevgisini kazanır. Farzları terk eden, ALLAH’tan uzaklaşmış olur. ALLAH’tan uzak olan ise, şeytana yakın olur! Hele farz olan bir hükmü inkar eden ise, dinden çıkarak kafir olur!
2..) Vâcib

Yerine getirilmesi, farzlar kadar açık ve kesin olmamakla beraber, yapılması gerekli olan bir kısım emirlerdir. Kurban kesmek, bayram namazları ve vitir namazı gibi ibadetler böyledir. Vâcib farza yakındır. Hatta farz gibidir. Bazı bilginler vacibe farz demişlerdir. Bu sebeple, yapılması durumunda sevap ve yapılmadığı zamanda azap veya sorgulama vardır. Unutarak yapılmayan veya terk edilmiş bir vacibin, daha sonradan tıpkı farz gibi kaza edilmesi gerekir.
3..) Sünnet

Peygamberimiz (sav)’in farz ve vacip ibadetlerin haricinde yapmış olduğu ve yapılmasını istediği çeşitli ibadetlerdir. İbadet olarak yaptığı işlere ‘Sünen-i Hüda’ denilir. Yani: Hidayet Sünneti demektir. Farz namazlara ilave olarak kıldığı namazlar gibi. Bunların terk edilmesi dalalete götürür. Adet olarak yaptığı işlere de: ‘Sünen-i Zevaid’ denilir. Yani: Alışkanlığı olan Sünneti demektir. Oturması, kalkması, yemesi, içmesi gibi hususlardır. Bunların terk edilmesi dalalete götürmese de, onlara alışmak güzeldir. Peygamberimizin ibadet olarak yaptığı sünnetleri de birisi Müekked ve diğeri gayr-i Müekked olmak üzere iki kısımdır:
a..) Müekked Sünnet

Müekked, kuvvetli manasınadır. Bundan maksat, bir işe devamlı olmak, onu terk etmemektir. Peygamberimiz (sav)’in devamlı yaptıkları ve çok az terk ettikleri sünnetleridir. Öğle namazının sünnetleri gibi.. Bunlara: ‘Sünen-i Hüda’ da denir.
b..) Gayr-i Müekked Sünnet

Peygamberimiz (sav)’in, ibadet maksadı ile bazen yapıp, bazen de terk ettiği sünnetleridir. İkindi namazının sünneti ve yatsı namazının ilk sünneti gibi. Bunları terk etmek olabilir ise de, yapılması daha çok sevaptır.
Sünnetlerin yapılmasında sevap ve yapılmamasında da azap yoksa da, yüce Peygamberimiz (sav)’in şefaatinden mahrum olmak söz konusudur. Bazen yapıp bazen de terk ettiği sünnetlerinin yapılması güzel olup, yapılmamasından dolayı saygısızlık yapılmış olmaz. Aslında Peygamberimizin her hareketi, O’nun sünnetidir, yoludur, ahlâkıdır. O’nun ahlâkı ile ahlâklanmak her Müslüman’a gereklidir. Samimi bir Müslüman, hayatının her alanında O’nu örnek alan kimsedir.
4..) Müstehab

Dinimizde güzel görülen işler demektir. Bu da farzlarda, vaciplerde ve sünnetlerde inceliğe riayet etmektir. Bunlar sevgili Peygamberimizin ibadet maksadı ile bazen yaptığı işlerdir. Bunlar: Nafile namazlar ve oruçlar, fakirlere sadaka vermek gibi. Bunların yapılması dinde güzel görülmüştür. Yapılmamasında ise azap olmayan işler demektir. Fakat müstehabları terk edenler, fazla sevaptan mahrum kalırlar.
5..) Mübah

Yapılmasında veya terk edilmesinde dini yönden hiçbir sakınca olmayan işler demektir. Yani Mükellefin işleyip işlememek arasında serbest olduğu işlerdir. Herhangi helal yiyeceği yemek veya yememek, hukuken emredilmemiş veya yasaklanmamış bir işi görmek veya görmemek gibi. Ancak samimi bir Müslüman, herhangi yapacağı bir işi Peygamberimiz (sav)’in alışkanlığına benzeterek yaparsa, sevaba erişir.
6..) Haram

Haram; Farzın tam aksi olan işlerdir. Dinimizce yapılması kesin olarak yasaklanan şeye denir. Hırsızlık yapmak, haksız yere adam öldürmek, içki içmek, kumar oynamak gibi. Haramı işleyene azap ve ceza gerekir, inkar eden dinden çıkar, haram olduğunu bilerek haram bir şeyi bırakamayanlar ise günahkar olurlar. Ayrıca o haramı bırakmak için çaba içine girmeleri gerekmektedir. Eğer bunları helal kabul ederek yaparsa, dinden çıkarak küfre girmiş olur.
7..) Mekruh

Kelime olarak sevilmeyen, hoş görülmeyen, razı olunmayan şey demektir. Haram kadar kesin olmamakla birlikte, yapılmaması, terk edilmesi istenen işlere denir. Mesela; ibadetlerin vaciplerini unutarak terketmek, sünnetleri bilerek terketmek, sağ elle sümkürmek, namazları bekletip de vaktin sonunda eda etmek gibi. Mekruh bir işin yapılmaması sevap, işlenmesi günahtır. Mekruh ikiye ayrılır:
a..) Tahrimen Mekruh

Harama yakın mekruh demektir. Namazların sünnetlerini kasten terketmek gibi.
b..) Tenzihen Mekruh

Helâle yakın mekruh demektir. Müstehabları bırakmak gibi.
8..) Müfsid

Kelime olarak bozucu, sonuca engel olucu anlamına gelmektedir. Başlanan bir işi bozan, sonuçsuz kılan, dini bir işi tamamen veya kısmen geçersiz hale getiren işlerdir. Namaz kılarken konuşmak, bilerek oruçlu iken yiyip içmek gibi.
Sonuç: Bütün bu hususlar dini oluşturmaktadır. İslam dini sekiz tane kale ile çevrilmiştir, kim bu kalelerin hepsini yıkarsa dinini yıkmış olur. Genelde bu kalelerin yıkılması farzlardan olmaz, aksine en basitten başlar ve zamanla imanı zayıflatır. Mekruhlar haramları, haramlar da dinden soğumayı, dolayısı ile sünnetleri hafif görüp terketmeyi, arkasından da yavaş yavaş bu devirde namaz mı olur? Sorusuyla dinimiz elimizde kalmaz. Bu sebeple mükellefler sorumluluklarını iyi bilmek ve eksiksiz uygulamak zorundadırlar.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst Alt