İslam'da çalışmanın hükmü nedir?

ömr-ü diyar

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
3,351
Bazı kimseler, maneviyat büyüklerinin, kalpleri mahlûkattan keserek Hâlık’a bağlamak üzere yaptıkları hikmetli tavsiyelerini yanlış değerlendirir ve dünya hayatından fiilen çekilme gibi, İslâm’ın aksiyoner ruhuna taban tabana zıt bir yola girerler.

Yardımlaşma, kâinatta hâkim olan en esaslı düsturlardan birisidir. Bu prensip insanlar arasında da yerini almış ve onları birlikte yaşamaya sevk etmiştir. Bunun neticesinde aile ve cemiyet ortaya çıkmıştır. Cemiyetin en küçük yapı taşı olan aile içinde de yardımlaşma vardır. Aile, çalışabilen ve çalışmayan fertlerden meydana geldiğine göre, çalışamayanların nafakasının temini aile reisine düşmektedir. İslâm dini aile reisinin evindekilerin rızklarını temin etmeyi vacip kılmıştır.1

Resulullah (a.s.m.) de bir hadisinde, "Nafakası üzerine vacip olanları ihmal etmesi bir kimseye günah olarak yeter."2 buyurarak bu mes'uliyete dikkat çeker.

Dinimiz nafaka teminini bir vazife olarak insanlara bildirmekle kalmıyor, aynı zamanda bu vazifenin sevap yönünü de nazara vererek insanları ona teşvik ediyor. Peygamberimiz (asv) bir hadisinde, "Erkeğin kendi nefsi, ailesi, çocuğu ve hizmetçisinin nafakasına harcadığı malı onun içini sadakadır."3 buyurarak buna işaret etmektedir.

Bir başka hadisinde ise, "Allah yolunda harcadığın para, bir köle azad için verilen para, bir biçare fakire tasadduk ettiğin para ve çoluk çocuğuna sarf ettiğin paralar yok mu? İşte bunların ecir bakımından en büyüğü ailene sarf ettiğin paradır."4 buyurarak ailenin maişeti için harcanan paranın ne derece sevaplı olduğunu beyan etmektedir.

Yine bu şekilde çalışan bir mü'minin hak yolunda olduğu da şu hadis-i şerifte bildirilmektedir:

"Bir adam küçük çocuğu için çalışıyorsa Allah yolundadır. Yaşlı anne-babası için çalışıyorsa Allah yolundadır. Ailesi için çalışıyorsa Allah yolundadır."5

Sözü edilen bu sevaplara mazhar olmak ve dünyevî çalışmaların ibâdet saati içinde sayılabilmesi için, kişinin kendi şahsı ibadetinde ve taatında bir ihmal ve tembellik göstermemesi şartı esas alınmalıdır. İki namaz vakti arasında kalan diğer saatlerin, vakit namazları kılındığı takdirde, bir ibadet şekline geleceği ve bu arada işlenen günahların affolacağı, verilen müjdeler arasındadır.6

Nitekim asrımızın müfessirlerinden Bediüzzaman Hazretleri kendisini ziyarete gelen bazı işçi ve memurların çalışmalarının bazı şartlarda ibadet sayılacağı hususunda hatırlatmalarda bulunmuştur. Meselâ, şeker fabrikasında çalışan işçilere, "Siz farz namazlarınızı kılsanız, o zaman fabrikadaki bütün çalışmalarınız ibadet hükmüne geçer. Çünkü milletin zarurî ihtiyacını temin eden mübarek bir hizmette bulunuyorsunuz." Yine tren yolunda çalışan işçilere, farzları eda edip büyük günahlardan kaçınmak şartıyla, bütün çalışmalarının ibadet olacağını söyleyerek teşvikte bulunmuştur. Bir defasında elektrik işçilerine de şöyle nasihatte bulunmuştur: "Bu elektriğin umum millete büyük menfaati var. O umumî menfaatleri hissedar olabilmeniz için farzınızı kılınız. O zaman bütün sa'yiniz [çalışmanız] uhrevî bir ticaret ve ibadet hükmüne geçer."7

Bu durumda insan, üzerine farz, olan ibadetlerini eda eder, günahlardan da çekilirse, geriye kalan çalışması ve istirahatı hep sevap dolu vakitler haline gelir. Fakat hırs gösterip maişetinin azalacağından korkarak kulluk vazifesini bıraksa, "bütün sa'yinin (çalışmasının) semeresi (neticesi) yalnız, dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır."8 Yani, sadece basit ve dünyaya ait bir çalışmadan öteye geçemez.

Çoluk çocuğun nafakası için çalışmayı tek başına ibadet şeklinde düşünmek hatalı ve eksik bir telakkidir. Çünkü Allah'ın emrinde ihmal gösteren ve günahlardan çekinmeyen kimse her haliyle kusur ve haramdan yakasını kurtaramaz. Bu düşünce, olsa olsa şeytanın bir aldatmasıdır ve kişiyi felâkete sürüklemesinden başka birşey değildir.

Dipnotlar:
1. Bakara Sûresi, 233;
2. İbniMâce,Ticaret: 1.
3. İbni Mâce, Ticaret: 1.
4. Müslim, Zekât: 39.
5. Taberânî, 2: 60.
6. İbni Mace, İkame: 79.
7. Taribçe-i Hayat, s. 406.
8. Sözler, s. 253.
 
Üst Alt