Eskiciye teşekkürlerle…

elifgibi

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
2,182
Eskiciye teşekkürlerle…

Acaba, diyorum, beni de el üstünde tutacak bir eskici var mıdır?
Sokak sokak dolaşıyor da ben mi duymuyorum?
Tozlanmış yüzümü avuçlarıyla silip gözlerini parlatarak bana bakacak biri...


Eskiciye teşekkürlerle…

Her zamanki ses. Alıştığım ve beklemediğim. Üzerime alınmadığım. Duymadan geçtiğim. Küçümsediğim. Lüzumsuz bulduğum ama susturamadığım: "Eskiiiiiiiciiiii"

Eskileri çağıran taze ses pencerelere çarpıyor, parçalanarak geri düşüyordu. Bu çığlığın sağır bir uçurumda solduğunu, kulaklardan derhal kovulduğunu düşünürüm. Telaşla eskicinin yanından geçiyordum ki, bana fısıldadı: "Sizde hiç eski yok mu hocam?"

Beni tanıyacağı da, benden eski bir şeyler soracağı da aklıma gelmezdi. Durdum. Bende nasıl bir kıyamet kopardığının farkında değil gibiydi. Aklımdan evi taradım. Yeni taşınmıştık. Bir aylığına özel bir misafirhane hazırlanmıştı ailemize. Koltuk yeni. Kap kacak yeni. Halı yeni. "Evde en eski benim!" dedim. "İşine yarar mıyım? Ne kadar ederim?" Cevap vermedi. İkimizi de adını koyamadığımız bir sessizlik susturdu. Evin “en eskisi” olarak geçip gittim yanından. Eskici tezgâhına yakışmayacağım belliydi. Sesi yeniden yankılandı: "Eskiiiici!..."

O sesin varlığı itelediğimiz bir gerçeğin habercisiydi. Demek ki, kimsenin müşteri olmadığı eskilerin de bir müşterisi vardı. Elden çıkardıklarımız birisi tarafından el üstünde tutulabiliyordu. Gözümüzden düşmüş şeyler eskicinin göz bebeği olabiliyordu. Zaten atılacak hurdalar bir başkasının peşinden koşmasına, sokak sokak bağırmasına değecek kadar kıymetli olabiliyordu. Fazladan yer işgal eden gereksizler bir başkasının eksiğiydi, sermayesi olabiliyordu.

Doğruydu söylediğim. "Evin en eskisi" benim! Giderayak eskiyorum da! Gözden düşüyorum gün be gün. Yeryüzündeki yerim giderek azalıyor. Geleceğin caddelerinde yürümeye değmiyorum. İhtimal ki, elli yıl sonrasının hesaplarında şehre küsmüş mezarlıklardan birinde sessiz bir toprak parçası kadar yerim var. Çöp kutuları bile müşteri olmayacak bana. Benden buruşuk bir kâğıt mendil almaya hevesli değiller. Yürüdükçe, gövdem azalıyor, gölgem çoğalıyor. Beklentilerim kısalıyor, hatıralarım uzuyor. Elden düşme görüşlerim var. İsmim yeni yüzyıl gelmeden hurdaya çıkar. İşte tenim de kırışıyor, belim bükülüyor, adımlarım yavaşlıyor. Unvanlarım kelepirleşmek üzere: "Emekli". "Şu yaşlı amca!"

Dünyada gittiğimde kimseyi yetim ya da öksüz bile etmeyecek kadar eğreti bir varlığım olacak. “Dede” olmuş olacak. Mezar taşına bakıldığında, ölmüş olmasına şaşırılmayacak, yokluğundan ötürü üzülmeye değmeyecek biri olacağım. Hayatın merkezinde olmaya aday değilim; kıyısında köşesinde bir yere itileceğim en fazla. İşe yaramaz eşyalar gibi nereye konulacağı bilinmeyen biri olacağım. Satsan satılmaz. Atsan...

Acaba, diyorum, beni de el üstünde tutacak bir eskici var mıdır? Sokak sokak dolaşıyor da ben mi duymuyorum? Tozlanmış yüzümü avuçlarıyla silip gözlerini parlatarak bana bakacak biri... Birilerinin yaşlandı diye işe yaramaz bellediği varlığımı, yıllardır peşimde koşup duran, rüyalarına girercesine beni özleyen bir antikacı edasıyla eline alıp derin bir nefes çekerek değerlendirecek biri. Var mıdır?

Ama ben. Öylesine eski olacağım ki... "Eskici tezgâhında bile yerim olmayacak. Hiçbir eskici benim için sesini yükseltmeyecek. "Eskiiiiciiii!" diye bir ses yankılandığında sokağın başında, kimse beni eskiciye verilmek üzere bile hatırlamayacak. Ne eskicilerin gözdesi olacağım ne de eskileri gözden çıkaranların yüzüne baktığı bir hurda sayılacağım. Eski bile değilim.

Öyle bir geçmiş zaman ki… Adım unutulmuş yeryüzünde. Bekleyenim yok hiçbir kapı ardında. Yolumu gözleyen gözler çoktan kapanmış. Özleyenlerin göz yaşına değmiyorum. Yüzü en fazla fotoğraflarda kalmış. Yüzüne bakılmayan. Yüzü bakılacak olmayan. Bakılacak yüzü de kalmayan.. Bir ölüyüm. "Bir ölüyüm ben." cümlesini bile söyleyecek nefesi olmayan. "Eski" bile değil; ölü! Ele gelmez. Göz doldurmaz. İşe yaramaz. Eski bile değil. Eskici için bile gereksiz.

Ama.. Kimsenin gözdesi olmayan "ölü"yü baş köşeye oturtacak Biri var. Herkesin gözden çıkardığı cenazeyi ebedî gözdesi eyleyecek Biri... En yakınlarının bile yüzüne bakmaya değer görmediği cesedin yüzüne bakan Biri. En çok sevdiklerinin ve sevenlerinin bile unuttuğu ve hatta unuttuğunu da unuttuğu cesedin hatırını bilen Biri... "O diriyi ölüden çıkarır." [En'am, 95]

Bak sen, şu işe... Ebedî diri olmam için "ölü" olmam bile yetiyor O'nun için. Eskicinin bile gözünden düşen bir ölü ebedi diri olacak denli kıymetli ha… Hatıralardan yüz geri edilmiş bir eski zamanlar yaşamışı yeni ve tükenmez zamanları adımlayacak bir delikanlı olmaya değer demek ki.. "Ölü" ama. Kendisinden diri çıkarılacak biri. Diri edilmeye değer biri. Hem de bir daha hiç ölmeyecek bir diri.

Ey "Eskici", "Evvel"im Sensin, "Ahir"im Sen!…

Senai DEMİRCİ


 
Üst Alt