Dua ve Duada Haddi Aşma

Ekrem

Yönetici-Admin
Yönetici
Süper Mod
Üyemiz
Mesajlar
9,152
Dua , küçüğün büyükten , âcizin , kudret sahibinden , isteklerini , ihtiyaçlarını talep etmesidir. Dua bir yalvarma, bir iç dökmedir. Hak kapısının eşiğine başını koyma, kendi küçüklüğünü, âcizliğini, fakirliğini, hiçliğini itiraf etme, O'nun yegâne hakimiyet sahibi, tek mâlik olduğunu ifade etmedir. Dua ibadetin özüdür. Bizler dua etmekle emrolunmuşuz. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır. “ Sabah ve akşamları içinden yalvararak, gizlice ve kendin işitecek kadar bir sesle Rabbini zikret de gafillerden olma! Zira Rabbinin yanında olanlar, O'na ibadet etmekten asla kibirlenmezler. Hep O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde ederler !” O'nu anmama, O'na dua etmeme, O'nun için başını yere koymama bir gaflet ve bir kibirlenme olarak ele alınmıştır.

Varlığımızın gayesidir O'na dua etmek. Ama duanın da O'nun istediği şekilde olması gerekmektedir. Allah celle celâlühû duayı emrederken nasıl dua edilmesi gerektiğini de bildirmiştir: “ Rabbinize yalvara yakara gizlice dua edin. Muhakkak ki O; haddi aşanları sevmez.” Duada yakarış durumu, Allah'a boyun eğme ve gönülden yalvarma şeklinde tanımlanıyor. Yalvarma halinde bulunmamak, kibre, pervasızlığa, bir çeşit çalıma delalet eder. Kula yakışan, tazarru ve niyazla boyun bükmek, huzurun âdâbına saygılı olmaktır. Âyet-i kerîmede ifade edilen diğer bir husus da gizlice dua etmektir. Bağırıp çağırarak değil, gizli, içten ve bîçare bir şekilde! Gizli ve samimi yakarış, Allah'ın yüceliğine en lâyık ve kul ile Mevlâsı arasında irtibatı sağlamada en uygun durumdur. Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) “Siz, ne bir sağıra, ne de bir gâib (ortada olmayan)e dua ediyorsunuz, şüphesiz siz, bir işitene ve yakına dua ediyorsunuz." buyurmuştur. Allah'ın yüceliğinin tam anlamıyla bilincine varan kişi, duasında bağırıp çağırmaktan haya eder. Allah'a yakın olduğunun gerçekten şuuruna varan kişi, böyle bağırıp çağırmaya bir gerekçe bulamayacaktır! Hasan Basri Hazretleri kendi zamanını anlatırken der ki, “Biz öyle insanlar, cemaatler gördük ki, onlar, gizli yapılması mümkün olan hiç bir ameli açıktan yapmıyorlardı. Birisi Kur'ân-ı Kerîm'i hatmeder, birisi evinde uzun uzun namaz kılar, birisi fıkıh çalışır, fıkıh adına çok şey bilirdi de insanlar bunların farkında olmazlardı. Onlar dualarını gizli yapmaya gayret ederlerdi. Onlarla Rabbileri arasında olsa olsa çok küçük bir fısıltı duyulurdu.” Cenâb-ı Hak, kendisinden razı olduğu salih kulu Zekeriyya aleyhisselâm'ı anlatırken “Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti.” buyurur.

Duanın hususiyetlerinin anlatıldığı yukarıdaki âyet-i kerîmede üçüncü bir husus da
Allah'ın celle celâlühû haddi aşanları sevmemesidir. Evet Cenab-ı Hak her şeyde olduğu gibi dua etme meselesinde de haddi aşanları sevmez. Hemen arzetmeliyiz ki “haddi aşma” çok fazla dua etmek demek değildir. Tefsirlerde “haddi aşma” meselesiyle alakalı bir kaç şey ifade edilmiştir: 1- Dua ederken sesini çok yükseltmek, bağıra çağıra dua etmek. Bu hem ihlası zedeleyici bir durumdur, hem de huzurun edebine aykırıdır. 2- Duaya layık olmayan bir şey istemek , mesela mucize istemek , peygamberlik mertebesi istemek gibi. 3- Günah olan şeyler istemek. 4- Dua ederken fazla söz söylemek. Nitekim bir rivayette S'ad bin Ebî Vakkas, başka bir rivayette de Abdullah bin Muğaffel hazretleri oğlunun dua ederken “Allah'ım, Cennete girdiğimde sağ tarafındaki beyaz köşkü senden dilerim.” dediğini işitmiş ve “oğlum Allah'tan Cenneti iste ve ateşten O'na sığın, ben Resûlullah'tan (aleyhissalâtü vesselâm) dinledim ki " Bir kavim olacak, duada haddi aşacaklar. " buyurdu” der. 5- Kur'ân-ı Kerîm'de ve Sünnet-i sahiha'da zikredilmeyip, din ile ilgisi olmayan kitaplarda bulunan kafiyeli nakışlı sözlerle dua etmek.

Bir çok İslam büyüğü duada haddi aşmamak ve kabule yakın bir dua edebilmek için Kur'ân-ı Kerîm'deki ve Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm'ın hadîs-i şeriflerindeki duaları tercih etmişler ve onları tavsiye etmişlerdir. Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de kendisinin kabul ettiğini belirttiği bir çok dua cümlesi bildirmiştir. Öncelikle “ En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin ” buyurmuş ve bir usûl göstermiştir. Bunun bir ifadesi olarak da Efendimiz aleyhissalatu vesselam, Cenâb-ı Hakk'ın bin bir isminin bulunduğu cevşen le O Zat'a yalvarmış, ondaki isimleri zikrederek Cenneti istemiş, Cehennemden O'na sığınmıştır. Yine Kur'ân-ı Kerîm'de Peygamberân-ı izâm efendilerimiz'in yaptıkları dualar da anlatılmış. Örneğin, Hazreti Musa aleyhisselam hata ile birisinin ölümüne sebeb olduğunda hemen: “Rabbi innî zalemtü nefsî fağfirlî” (Ya Rabbi kendime zulmettim beni affet) demiş, Allah celle celâlühû da hemen affettiğini bildirmiş; Hazreti Adem ile Havva aleyhimesselam Cennette yasaklanan meyveyi yediklerinde hemen "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!." demişler; Hazreti Yunus aleyhisselâm kavmine kızıp onları terkettiğinde "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye yalvarmıştır. Daha bunlara benzer bir çok dua cümlesi bulunmaktadır Kur'ân-ı Kerîm'de. Salih müminlerin diliyle de dualar zikredilir: “ Onlardan bir kısmı da : Ey Rabbimiz ! Bize dünyada da iyilik ver , ahirette de iyilik ver . Bizi cehennem azabından koru! derler .”, “ Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı bize yardım et”, “Ey Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi, ağır yük yükleme ! Ey Rabbimiz bize gücümüzün yetmediğini yükletme , günahlarımızı affet , bizleri bağışla ve bize acı ! Sensin mevlamız ! Bizi , Seni tanımayanlara karşı yardımınla zafere eriştir .” bunlardan bazılarıdır.

Duada Kur'ân-ı Kerîm'deki ve sünnet-i sahihadaki kelimeleri tercih etmek çok önemlidir. Sırlı birer anahtardır onlar. Bir büyük zâtın ifadesiyle “ münâcât adına bize verilen kelimeler,
Allah tarafından kompuze edilmiş kalıplardır. Enbiya nasıl hallerini arzetmişlerse biz de halimizi öyle arzetmeliyiz . O'nların duaları bir dilekçe örneği gibidir. Mahkemelerin çevresinde bazı insanlar vardır, bunlar insanlara dilekçe yazımında yardımcı olurlar. Çünkü uygun dilekçe çok önemlidir. İşte halimizi arzaderken onların dilekçesi örnek alınmalıdır.” Onların ifadelerinde edeb vardır, terbiye vardır, O'nun huzurunda konumunu belirleme vardır. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselamın duaları hususî olarak bir önem arz eder. Çünki O, hakîkî insan-ı kâmildir. Mir'ât-ı Muhammed'de Allah görünür daim. Allah'ı en iyi bilen, O'ndan neyin nasıl istenmesi gerektiğini bilen O'dur. İçini en iyi şekilde o döker. O'nun dularıyla maksadı ifade etme, yerinde ve tesirli olur.

Evet dua ederken kimin huzurunda olduğumuzun, neyi nasıl isteyebileceğimizin şuurunda olmalıyız. Ufuk olarak gösterilen bir hedef vardır: Duada kendimizi, kendi darlığımızda bazı şeyleri istememeliyiz. Hani, Harun Reşid etrafındakilere ulûfe dağıtırken vezirine de bir şeyler vermek ister, o kabul etmez. Harun Reşid malının yarısını teklif eder kabul etmez, herşeyim senin olsun der kabul etmez, peki ne istiyorsun deyince “sultanım ben seni istiyorum, sen benim olunca zaten herşeyin benim olmuş olur” der. Evet, biz, herşeye gücü yeten, esbâb tamamen elinde olan, bütün insanlara istediklerini verse hazinesinden yine hiç bir şeyin eksilmeyeceği bir Zat'a yalvarıyoruz. Kendi darlığımızda şeylere talib olmamalıyız. Biz ne isteyeceğimizi bazen bilemeyiz. Bazen yanlış şeyler dahi isteyebiliriz. İstediğimiz şeyler ukbâ hayatımız adına tehlikeli de olabilir. Öyleyse yalnızca O'nu istemeli, O'na dilbeste olmalıyız. Zira O bizim olunca bizi yalnız bırakmayacak, bu çöllerde bizi terketmeyecektir. “ Allahım sana layık kul nasıl olacaksa, sen nasıl bir kuldan razı ve hoşnut olacaksan beni öyle bir kul eyle” demeli ve haddi aşmamalıyız.
Abdullah Kadiroğlu
 
Üst Alt