Bitlis İlçeleri-Tatvan-Ahlat-Mutki

ceylannur

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Bitlis İlçeleri-Tatvan

Tatvan ilçesi, doğuda Van Gölü, güneydoğuda Gevaş, güneyde Hizan ilçeleri ile batıda Bitlis ili, kuzeyde de Ahlat ilçesi ile çevrili olup yüzölçümü 1235 km2, yüksekliği ise 1720 metredir. İlçe 41 derece 33 dakika ve 43 derece 11 dakika doğu meridyenleri ile 37 derece 54 dakika ve 38 derece 58 dakika kuzey paralelleri arasında bulunmaktadır.

TARİHİ DURUMU

Tatvan’ın ilk kuruluş yeri Küçük su Köyü olup yörede tarih boyunca bir çok uygarlık yaşamıştır. Yörenin ilk sakinleri Huriler olup,M.Ö 3000-2000 yıllarında Van Gölü dolaylarında yaşamış bir topluluktur. Bunların yanı sıra bölgede küçük krallıklarda bulunmaktaydı. Bunlardan Mittani’ler M.Ö 18.yy.da krallık kurarak geniş bir alanda hüküm sürdüklerini M.Ö 1340-1200 yılları arasında bu bölgede yaşamış olan Asur’luların yazılı kaynaklarından öğreniyoruz
.

Tatvan’ın tarihine baktığımızda, yaygın yargının aksine binlerce yıllık bir geçmişle karşılaşırız. Tarihi belgeler de bu durumu ispat etmektedir. Buna göre Tatvan’ın bilinen tarihi, son yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen bulgulara göre günü*müzden takriben beş bin yıl öncesine da*yanmaktadır
.

Büyük İskender’in Doğu seferi sırasında (M.Ö 333) Persler’in yıkılmasıyla yörede bir çok küçük beylikler kuruldu ve yöre bu küçük beylikler arasında sık-sık el değiştirdi. 227 yılında Sasani krallığı kurulur ve sonraki dönemlerde bölge Sasaniler’in hakimiyeti altına girer. 395 yılında Roma imparatorluğunun Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılarak Batı Roma imparatorluğu, Bizans imparatorluğu olarak Ortaçağ Anadolu suna damgasını vurur. Ancak 1000 yıllık bir tarihe sahip olan, Bizans, 640 yıllarından başlayarak Arap saldırılarına uğrar.

Arapların bu bölgede uzun süre hüküm sürdükleri bilinmektedir. Araplar Anadolu’nun doğusuna sık-sık akınlar düzenleyerek Bizanslılar ile savaşmışlardır. İlk olarak İyaz Bin Ganm (630-640) bölgeye sefer düzenleyerek Tatvan civarlarına varır 642 yılında ikinci kez sefer düzenler. Emeviler döneminde İslam egemenliği sağlamca kökleşmez. Abbasiler zamanında Arap valilerinin baskısı çok artar. Abbasiler burada durmak bilmeyen isyanları bastırarak Ermenileri kazanmak ister, böylece uzun bir barış dönemi ile birlikte yoğun imar çalışmaları başlar (11.yy.) 11.yy’ın başlarında bölgeye Selçuklular akın etmeye başlar ve 1018 yılında Çağrı Bey komutasında bu yöreyi kuşatır. 1207 yılında Eyyubiler egemenlik kurar, 1229 yılında Ahlat ile birlikte Tatvan’da Harzemşahlar’ın eline geçer. Bu durum Selçukluları ve Harzemşahları karşı karşıya getirir. 1232 yılında Anadolu Selçukluları buraları geri alır. 1243 yılında Moğolların Selçukluları yenilgiye uğratmasıyla bölgedeki barış sona erer. Bu dönemden sonra Ak koyunlular, Kara koyunlular, İlhanlılar ve diğer beylikler arasında sık-sık el değiştirir
.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1533’de İran’a büyük bir sefer düzenlenir. Bitlis Beyliği’nin başı Şeref Han İran’a sığınır. Osmanlının gönderdiği ulema Paşa Bitlis’i ele geçirmeye çalışırken Safaviler ile savaşmak zorunda kalır. İstanbul’dan çıkan büyük ordu Bitlis,Tatvan,Ahlat, Adilcevaz ve Van’ı hiç zorlanmadan alır. Osmanlı ordusu 1548’de Tebriz’i aldıktan sonra bu bölgeyi tekrar geri alır. Safaviler yaptıkları saldırılarla yöreyi yağmalayarak büyük zarar verirse de Kanuni üç kez sefer düzenleyerek Safavilerin bölgedeki etkinliklerine son verir. Yörenin geçiş noktası olması nedeniyle her dönemde sık-sık el değiştirmiş istilalara uğramıştır
.

Tatvan isminin ne zaman ve kimler tarafından verildiği bilinmemektedir. Ancak Evliya Çelebi, Rahova (Rahva) Ovasından doğuya doğru üç saat yürüdükten sonra Taht-ı Van kalesine ulaşıldığını ve buraya yöre halkının Tatvan adını verdiklerini kaydetmektedir. Burası Van denizi kenarında olup, Van Paşasının Hassı idi ve subaşılıkla idare edilmekteydi. Evliya Çelebi’ye göre Kanuni döneminde Zal Paşa burada küçük bir kale yaptırmıştı. Tatvan Kalesi daha sonra, İran Şahı Tahmasb döneminde İran orduları tarafından tahrip edilmişti. Tahmasb’ın orduları Ahlat ve Adilcevaz kalelerini istila ettiklerinde, Tatvan’dan gemiler ile Van’a yardım gitmesini engellemek amacıyla buradaki kaleyi tahrip etmişlerdi
.

Fakat buna rağmen Tatvan bir liman olarak, bundan sonra da önemini korumuştu. Yakın geçmişte ise Tatvan ilçesi Küçüksu Nahiyesinde 1879’da kurulmuş bir köy görünümünde idi. Bu gelişme bir tesadüf eseri olmayıp, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, yani 93 harbi ile ilişkilidir.
93 Harbi sırasında ve sonrasında Doğu Anadolu Bölgesinde önemli oranda nüfus hareketleri meydana gelmiş ve kuzeyden daha aşağılara doğru yoğun bir göç yaşanmıştı. Rusların işgal bölgelerinden içerilere doğru göç eden insanlar, Osmanlı Hükümeti tarafından iç kesimlere yerleştirilmişlerdi. Muhtemelen Tatvan’daki söz konusu iskan olaylarının, bahsi geçen göçlerle yakın bir ilişkisi vardır.

1918 yılında Bitlis iline bağlı bir nahiye merkezi durumunda olan Tatvan, 1936 yılında ilçeye dönüştürüldü. XX.yüzyıl başlarında küçük bir köy görüntüsü veren Tatvan, daha sonra hızlı bir gelişme gösterdi ve sürekli bir ilerlemeye paralel olarak ilçe teşkilatına kavuştuğunda, Karşıyaka mahallesinde bulunun idare binaları 1946 Haziran’ında Tuğ mahallesine taşındı
.
 

ceylannur

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Bitlis İlçeleri-Ahlat

Ahlat İlçesinde taş dönemleri olan Paleolitik ,Mezolitik ve Neolitik çağlara ait hiçbir Kültürel kalıntı yer almamaktadır. İlçemizde çoğu l3. Yüz yıldan kalma 14 Kümbet,Osmanlı Egemenliği döneminden 1 Roma-Bizans ve Selçuklularca kullanılmış 1 olmak üzere 2 adet kale,Selçuklu ve Beylikler döneminden kalma 5 tarihi mezarlık,Osmanlı döneminden kalma 1 tarihi mezarlık,yine Yuvadamı Köyünün kuzeyinde M.Ö. 2000 ile M.Ö. l200 arasında kullanılmış (Orta Tuna,Geç Tuna Çağı-Erken Demir Çağı) 4 ayrı mezarlık,Osmanlı döneminden kalma 2 Cami,Beylikler döneminden 2 Osmanlı döneminden 1 adet hamam,Akkoyunlu dönemi köprüsü bugün için ayakta kalmış taşınmaz Kültür varlıklarımız olup,Ahlat İlçesinde yer alan Müze Müdürlüğü de İlin tek Müzesidir.

Müze Müdürlüğü teşhirinde Roma-Bizans-Selçuklu-Osmanlı dönemine ait Sikkeler,Ahlat Yuvadamı mezarlığından gelen M.Ö. 2000 ile M.Ö. l200 yılları arasına ait çok renkli (Doğu Anadolu Bölgesine has ) çanak-çömlekler,Urartu dönemi bronz,saç tokaları-elbise iğneleri,Urartu dönemi tören kemerleri,Roma-Bizans dönemi bayan kolyeleri,parfüm kapları,Ahlat Selçuklu dönemi 13. Yüz yıla ait üzerinde özellikle insan-hayvan-yazı takliti süslemeler yer alan sıraltı (sgrafitto) ve lüster denilen özel tekniklerle yapılmış sırlı seramikler,sırsız kalıp tekniğinde yapılmış kaplar,hayvan formunda kap tutamakları,eczacılı kta kullanılmış kaplar,Osmanlı imparatorluğu son döneminde kullanılmış olan etnografik kap kacaklar görülebilir.

İlçenin taşınmaz Kültür varlıklarından olan en önemli taşınmaz eseri ise Selçuklu ve Beylikler döneminde kullanılmış olan Meydanlık Mezarlığı yaklaşık 200 dönümlük bir sahayı kaplamaktadır.Mezarl ıkta Şahideli-Şahidesiz-Sanduka Mezarların dışında Stupa tarzında orta Asya Türk Mezar tipleri (1025-1100 arasında yapılmışlardır) olan oda tarzı yeraltı Mezarlarında görülür.

İlçenin diğer önemli taşınmaz eseri içinde Kümbetler önemlidir. Kümbetler Stupaların İslami etki ile birlikte gelişmiş olan,yeraltı mezar odası üzerine küçük bir mescit eklenen bey ve yöneticilere ait anıtsal Mezarlardır.

Ahlat’ın önemli eserlerinden olan Sahil Kalesi Osmanlı İmparatorluğu dönemi (Kanuninin İran seferi sırasında 1554 genişletildi,Diyarba kır mimari tarafından inşaatını yapmıştır. Tam inşaası 2. Selim zamanında 1568 yılında tamamlandı.)Eski Ahlat Kalesi Roma döneminden Osmanlı İmparatorluğu 1552 yılına kadar kullanılmıştır. Özellikle eski Ahlat Kalesi dış surları İkikubbe Mahallesinin büyük bir çoğunluğunu içine alan Surlarına ait bazı kalıntılar bugün bile görülmektedir
 

ceylannur

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Bitlis İlçeleri-Mutki

Karlar kraliçesi Ahlat

Bütün dağlar karla kaplı. Uçsuz bucaksız bir beyazlığın verdiği ferahlıkta Van Gölü, saçlarını yıkayan bir gelinin nazlı salınışlarıyla insanın gözlerini alamadığı bir güzellik.
Türklerin bu en eski yerleşimi göl kıyısında Ahlat taşlarının sessizliğinde. Ağdaş’ta yeni yapılan kısa kayak pistinde güneşin batışını izledim. Kırmızıdan pembeye dönen gri bulutlara takılan son günün ışıkları bembeyaz karın üstüne dökülüyor. Peyzaj, büyüleyici bir renk pasteli gibi insanın önüne seriliyor. Gökyüzü laciverde dönerken incecik bir hilal, ardına taktığı pırıl yıldızla apansız çıkıverdi. Bir nişan gibi göğe takılan bu güzelliğe bakarak dağlardan indik.

Nazik Gölü, donmuş ve kucağında sımsıkı tuttuğu kayıkları vermem diyen haliyle önümde uzanıyor. Üstünde paten yap, arabayla geç veya kır buzu, balık avla. ‘On kiloyu geçen iri aynalı sazanların lezzetine doyum olmaz’ diyorlar. Bakir dağlar, ovalar, göller ve tepeler etrafım. Selçuklu kümbetlerinin zarif nakışları, en eski Türk mezarları arasından görünen uzak ufuklar, mağaraların puslu girişlerinin anlattığı binbir öykü.

İnsanlarının sıcaklığı, eski gelenekten adap ve edeple karşılamaları görkemli doğa kadar etkileyici. Ama neden buralar bilinmez diyor insan? Buraya akın akın turist gelmesi için her nimet var. Gelişme yavaş oluyor; ancak kararlı bir ilerleme var.

Genç Kaymakam Ahmet Avşar, geldiği yıldan beri Ahlat Forumu yapıyor. Ahlatlılarla yetkililer buluşuyor; neler yapılmış, neler yapılmamış eksik gedikleri samimiyetle konuşuyor. Bir Ahlatlının dediği gibi: “Size teşekkür ediyoruz bu tartışma kültürünü bize öğrettiğiniz ve yaşattığınız için.”


Ahlat’ın ilk kadın derneği olan Ah-Kad Başkanı Semra Çeker, beni kadın hakları konusunda konferansa davet etti. Ahlatlı erkekler eski Türk kültür ve töresine göre kadına çok değer veriyor. Aile içinde kadının ağırlığı tartışılmaz. Ahlat’ta kadına hiçbir zaman başlık parası istenmemiş, kadının satılması söz konusu olmamış. Elbette, sorunlar var. Bunun için dernek kuruldu.

Ahlat’a bir ilkokul yaptıran Yunus Ensari Bey, bir spor merkezi yapmaya hazırlanıyor. Ahlat’tan çıkan ve memleketini hiç unutmayan Ensari, birçok çocuğun bursunu karşılıyor. İlkokul inşa etmenin önündeki bürokratik zorluklar saymakla bitmez. 6 yılda okul tamamlamak mucize gibi bir şey. Ahlat, tarım ağırlıklı bir yer; ama hayvancılık da yaygın. Verimli tarım arazilerine sahip. Ahlat cevizi pek ünlü. Dağlar kuşburnu dolu, yaptıkları şerbet pek leziz.

Sedef hastalığını Van Gölü’nün suyunda yıkanarak, güneşlenerek geçiren Ahlat’ın yerlisi Nuri Dayı sobanın üstünde kestane pişiriyor. Bu arada yöresel yemekleri anlatıyor. Süte yatırılmış, kavrulmuş beyaz buğdaydan kavurga önüme geliyor, içinde kenevir taneleri de var. Çedene denilen kenevir buğday karışımı kış eğlencesi. Fetil denilen ekmek ise hamuruna, dövülmüş ceviz katılarak yapılıyor. Bugün zor diye kadınların pek yapmadığı çok sağlıklı aş yemekleri var. Çortu aşı, döğme aşı, domates aşı, kurut aşı, turşu aşı gibi. Çortu, lahana turşusundan kemikli etle yapılan bir yemek. Halise tavukla yapılan keşkek diye tarif edilebilir. Çatçıngır, kepekli unla yağı kavurup yumurta kırdığında uzayıp gitmesi hali unun. Çörti köftesi ilginç; çünkü kadınların bir araya geldiklerinde yapıp yedikleri bu yemeğe kadın yemeği deniyor. Erkekler ‘bu kadın için’ der yemek istemez diyorlar. Mercimekle yapılan çılbırı tercih ederlermiş.

Ovakışla belediye başkanının söyledikleri bütün yemekleri boğazına dizecek bir durum maalesef: “1950’de beş tane öğretmenimiz vardı. Köylü onları rol model alırdı kendine. Onun gibi temiz giyinir, onun gibi davranmaya çalışırdı. Bugün medeniyetimiz geriledi. Taşımalı öğretmen sistemi var. Bize Ahlat’tan geliyor öğretmen. Bugün köyde bir tane etkileşim yaratacak öğretmenimiz yok.” Neyse Nemrut Dağı’na yapılan kayak pistini dinleyerek teselli bulmaya çalışıyorum. Tatvan’a 10 km olan kayak pistinin daha çok işi var. Acilen bir otel yapılması gerekiyor. Buraya yatırım yapacak özel girişimci bekliyorlar. Altyapı ve tesis birlikte kotarılırsa turizme hız verilebilir. Bölge turizm potansiyeline sahip. Urartulardan Osmanlı’ya zengin bir tarih, doğa, dağ ve göl var. Keşke gölde kürek yarışmaları olsa diyorum. Ahlatlılar ‘biz her şeye açığız, hemen işbirliği yaparız’ diyor. Van Gölü’ne acilen arıtma lazım. Yoksa güzelim göl kirleniyor. Bunca güzel çiçeklerin açtığı beldede neden yapma çiçek verilir insana diye sormadan edemedim. Meğer burada hiç çiçekçi yokmuş.


Kışın İsviçre’ye benzeyen, yazın binbir renk çiçekle donanan Ahlat görülmeye değer.

 

ceylannur

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mutki


Mutki, doğusunda Bitlis İli, güneyinde Baykan, batısında Sason ve Muş İli ile, kuzeyinde Güroymak İlçesi ile çevrili 1.06 m2 üzerine kurulmuş Bitlis İline bağlı 20 km uzaklıkta bir ilçedir. Mutki İlçesi tarih çağları boyunca Asurların, Perslerin, İskender Roma ve Bizans İmparatorluklarının hakimiyetinde bulunmuş, Halife Hz. Ömer zamanında Müslüman Araplar tarafından fethedilmiştir.



Bundan sonra birkaç defa Müslümanlar ile Bizanslar arasında el değiştiren bu topraklar 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadoluya başlayan büyük Türk gücünün ilk durak yerinden biri ve Akkoyunlu gibi çeşitli Türk beyliklerinin idaresi altında kalan bölge 1514 Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı Devletinin topraklarına katılmış, Birinci Savaşı sırasında Ermeni ve Ruslar tarafından işgal edilen bölge, 6 Nisan 1916 yılında işgalden kurtarılmıştır.

Mutki İlçesi Bitlis İlinin 1935 yılında çıkan bir kanunla İl olması ve 4 ocak 1936 yılında teşkilatlanması ile birlikte 1938 yılında Miritağ köyünde yapımına başlanan Hükümet Konağının tamamlanması ile 1941 yılından bugüne kadar “Mutki” İlçe adı ile anılmakatdır.
 

ceylannur

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Bitlis İlçeleri-Adilcevaz

Adilcevaz’ın tarihi mağara devrine kadar dayanır. Adilcevaz’ın eski isminin ne olduğu her ne kadar tarihçe belli değilisede bu beldeye ZATÜLCEVAZ-ELCİĞAZ ve ELCEVİZ ismlerinin verildiğine şahit oluyoruz.Adilcevaz ismi ancak Karakoyunluların buraları işgalinden sonra ortaya çıkmaktadır.


Tarihi yönden oldukça zengin değerlere sahip olan ilçe M.Ö.2000 yılına Urartuların yerleşim merkezi olmuştur.İlçenin kuzeyinde Urartulara ait KEF kalesi Adilcevaz’da medeniyetin ve uygarlığıın bundan tam 2786 yıl önce başladığını gösterir.

1071 yılında Türk İslam Kumandanı Alparslan komutasındaki büyük Selçuklu
İmparatorluğu ordusu,Roma İmparatorluğunun ordularını Malazgirt Meydan Muharebesinde bozguna uğratması ile Anadolu kapıları bir daha kapanmamak üzere Türk milletine açılmış,
1914 yılına kadar Osmanlıların hakimiyetinde kalan Adilcevaz bu tarihte sömürgeci Rus’ların işgaline uğramış,Bunun sonucunda ilçe halkı Anadolunun muhtelif yerlerine göç etmişlerdir.1918 tarihinde yapılan Gümrü antlaşması ile bu topraklar üzerinde tekrar Türk hakimiyeti kurulmuş,halk tekrar Adilcevaz’a geri dönmüştür.

İlçemiz 28 Köy,1 belde ve 5 mezrası vardır.İlçe merkezinde 7,Aydınlar beldesine 7 toplam 14 mahalle bulunmaktadır.İlçemi zde kuruluşundan beri belediye teşkilatı olup,Ancak Aydınlar beldesinde ise 1992 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur.Tüm köy,mezra ve yerleşim yerlerimizin yolu,okulu ve suyu olup,5 köy yolumuz asfalt olup,diğer yollarımız stablizedir

 
Üst Alt