Arıların Koruduğu Şehit Sahabe

Hasret

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
342
Arıların Koruduğu Şehit Sahabi

Âsim bin Sabit "radıy Allah ü anh" Uhud harbîne katılmıştı. Bu harbde Resûlullahın yanından hiç ayrılmadı. Uhud'da pek çok yakınlarını kaybeden müşrikler, bunun intikamını almak istiyorlardı. İntikam maksadı ile, müşriklerin sancaktarlarını öldüren Asım bin Sabit'in kafâtasından şarap içmek için ödül koyanlar bile vardı. Müşrikler bunun îçin, hîleli bir yola teşebbüs ettiler,

Müşrik olan Adai ve Kare kabilelerinden altı veyâ yedi kişi Medine’ye gelerek, Peygamberimize “sall Allah û aleyhi ve selIem”; "Kabilelerinin zekatlarını teslim almak ve İslâmiyeti öğretmek için kendilerine Eshâbı kirâmdan bazılarını göndermesini istediler.
Asıl maksatları ise, öldürülen sancaktarlarının intikamını almak ve bir kısmını da müslümanların düşmanı Mekkeli müşriklere götürüp satmaktı. Kureyş için de, "Eshâbdan kendilerine teslim edilecek kişileri işkence ile öldürmek kadar hoşlarına gidecek bîr şey yoktur" diye düşünüyorlardı.


O günlerde, Resülullah "sall Allah ü aleyhi ve sellem" Uhud'dan sonra Kureyş müşriklerinin ne yaptıklarını, yeni bir hücum hazırlığı içinde olup olmadıklarını araştırmak ve ona göre tedbir almak üzere; Esbâbından bazılarını, araştırma ve istihbarat vazifesi ile Mekke'ye göndermeyi düşünüyorlardı. Bunun için on kadar Sahâbiyi, bu işle görevlendirdi. Bunlardan isimleri bilinenler; Mersed bin Ebî Mersed Hâlid bin Bükeyr, Âsim bin Sabit, Abdullah bin Tank, Hubeyt bin Adiy, Muattib bin übeyd, Zeyd bin Desinne idi "radıyAllah ü anhüm ecmaîn". Emirleri Âsım bin Sabit'ti. Bu gelenlerle birlikte yola çıkan Sahâbiler, müşriklere görünmemek için gündüzleri gizlenip geceleri yol alıyorlardı. Reci denilen yere gelince, ResûlulIah'dan. Eshâbı kirâmı "radıyAllah ü anhumâ" istemiye gelenlerden birisi, bir bahane ile ayrılıp, Uhud'un intikamını almak isteyen diğer müşriklere onların bulundukları yeri haber verdi. Eshâb-ı kirâm, düşman kabilelerinin etraflarını sarmasıyla ihanete uğradıklarını anladılar.
Etraflarını saran müşrikler kendilerine "Eğer teslim olursanız, hiç birinizi öldürmeyeceğiz. Kesin söz veriyoruz. VAllah i sizleri öldürmek istemiyoruz." dediler. Âsim bin Sabit, Mersed bin Ebî Mersed ve Hâlid bîn Ebî Buheyr; "Hiç bir zaman müşriklerin ne sözlerini ne de akidlerini kabul ederiz" diyerek müşriklerin tekliflerini reddettiler. Âsım bin Sabit "radıyAllah ü anh", "Ben hiç bir zaman müşriklerin himayelerini kabul etmemeğe yemin ettim, sözüm vardır. VAllah i kafirlerin himayelerine ve sözlerine kanarak kafirlere teslim olmam" dedi. Ellerini açtı, 'Allahım! Peygamberini durumumuzdan haberdar et" diyerek dua etti. Allahü teâlâ, Hazret-i Âsim'in duasını kabul buyurdu ve Resülullah da, "salIallanü aleyhi vesellem" onlardan haberdar oldu. Âsım "radıyAllah ü anh" müşriklere; "Biz ölmekten korkmayız. Çünki biz, dinimizde; sebatlıyız Ölünce şehid olur, cennete gideriz" buyurdu. Müşrikler "Ey Âsım, kendini ve arkadaşlarını zâyî etme, teslim ol" diye bağırdılar.


Âsım bin Sabit "radıyAllah ü anh", eğer ben sizinle çarpışmazsam anam (üzüntüsünden) aklını kaybeder diye cevap verdi. Âsım'ın "radıyAllah ü anh", torbasında yedi oku vardı. Attığı her ok ile bir müşriki öldürdü. Oku bitince bir çok müşriği mızrağıyla delik, deşik etti. Öyle bir an olduki, mızrağı da kırıldı. Hemen kılıcını sıyırdı ve kınını kırıp attı. (Bu, ölünceye kadar döğüşeceğim, teslim olmayacağım ma'nasına geliyordu.) Sonra da; "Ey Allahım! Ben bugüne kadar, senin dinine hizmet ettim. Benim vücudumu müşriklerden koruyup, hıfzetmeni niyaz ediyorum" diye dua etti, Âsım bin Sabit ile diğer eshâb'ın "radıyAllah ü anhüm" Allah, Allah! nidaları yeri-göğü ve dağları inletiyordu. İkiyüz kişiye karşı on mücahid Sahâbi, öylesine çarpışıyordu ki, yanlarına yaklaşanlar, yaptıklarının cezasını buluyorlardı. Âsım "radıyAllah ü anh" en sonunda, iki ayağından yaralanıp yere düştü. Kafirler, Âsım bin Sâbit'ten o kadar korkmuşlardı ki, yere düşünce dahi yanına yaklaşamadılar ve uzaktan ok atarak şehid ettiler. O gün orada mevcut bulanan on Sahâbiden yedisi şehid oldu ve üçü de esir edildi, Müşrikler Âsım bin Sabit'in "radıyAllah ü anh" başını kesmek istediler. Fakat Allahü teâlâ, Hazret-i Âsım bin Sabit'in duasını kabul buyurdu ve mübarek cesedine müşrikler el süremediler. Allahü teâlâ bîr arı sürüsü gönderdi. Arılar, bulut gibi Âsım bîn Sabit'in (radıyAllah ü anh) üzerinde durdular. Hiç bir müşrik yanına yaklaşamadı. "Bırakın, akşam olunca arılar onun üzerinden dağılır, biz de başını keser alırız" dediler. Akşam olunca, Allahü teâlâ hiç yoktan bir yağmur gönderdi Görülmemiş bir yağmur yağdı. Sel geldi ve Âsım bin Sabit'in mübarek cesedini alıp götürdü. Çok aramalarına rağmen, cesedin nerede olduğu bulunamadı. Bunun için müşrikler, Âsm bin Sâbit’in "radıyAllah ü anh." hiçbir yerini kesmeye muvaffak olamadılar.


Arıların, Âsım radıyaîlahü anh" vücudunu ". korudukları hâdisesinden bahsedildiği zaman, Hazret-i Ömer "radıyAllah ü anh”; "Allahü teâlâ elbette mü'min kulunu, muhafaza eder. Âsim bin Sabit, sağlığında müşriklerden nasıl korundu ise, Allahü teâlâ ölümünden sonra da onun cesedini muhafaza edip müşriklere dokundurmadı" buyurdu. Bunun için Âsim bin Sabit "radıyAllah ü anh" "Arıların koruduğu sahâbî” diye anılırdı.

 

Turab

Teknik Ekip
Yönetici
Admin
Mesajlar
6,674
RESÜLULLAH'IN OKÇUSU

Asım ok atmakta maharet sahibi idi. Bu yüzden Ashab arasında "Resülullah (s.a.)'ın okçusu" diye de anılırdı. Bedir Gazvesinden önce, bir gece Resül-i Ekrem (s.a.) Efendimiz ashabıyla oturuyordu. Ashabına, nasıl harp edileceğini ve harpte takip edilecek usulleri sordu. Asım (r.a.) eline yayını ve okunu alarak yerinden kalktı, meydana çıktı ve: "Ya Resülullah! Düşman iki yüz zira' mesafede olursa ok atarak savaşırız. Yaklaştıklarında mızraklarımızla dövüşürüz. Mızraklarımız kırılırsa, kılıçlarımızı çeker, sıyırır göğüs göğüse çarpışırız." diyerek bir gösteri yaptı.

Onun bu kahramanca davranışları Resül-i Ekrem (s.a.) Efendimizin çok hoşuna gitti ve duygularını şöyle dile getirdi: "İşte harp böyle olur!.. Kim düşmanla karşılaşırsa Asım gibi savaşsın. Harbin icabı budur. Bu tarzda çarpışılması lazımdır. Çarpışan ve vuruşan Asım gibi çarpışsın" buyurarak ona iltifat etti.

O, Bedir günü Kureyş'in elebaşlarından Ukbe Bin Ebî Muayt'ı öldürdü. Bu azılı müşrik, Mekke'de Sevgili Peygamberimiz'e çok işkenceler yapmış, hatta boğmaya teşebbüs etmişti. Efendimizin hicretinde de öfkesini, kinini şu beyitlerle ortaya koymuştu. "Ey Kusva adındaki devenin binicisi, hicret edip bizden uzaklaştın. Fakat pek yakında beni atlı olarak karşında göreceksin. Mızrağımı kanınızla sulayacağım. Kılıçla parçalayacağım."

Bu azılı kafir Bedir günü Kureyş'in yenildiğini görünce atını sürüp kaçmak istedi. Asım Bin Sabit (r.a.) ona doğru hücum etti ve bir hamlede canını cehenneme gönderdi.

O, Uhud günü de Resülullah (s.a.) Efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Müşriklerin sancaktarı Müsafi İbni Talha ile kardeşi Haris İbni Talha'yı ok ile öldürdü. Bunların annesi azılı müşrik kadınlarından Sülafe binti Sa'd idi. Asım Bin Sabit (r.a.)'in başını kendisine getirene yüz deve vermeyi va'd etti. Ayrıca onun kafatasında şarap içmeye yemin etti. Fakat o kahramanın koruyucusu Allah'tı. Onu o kirli ellere teslim etmedi.

Uhud savaşından sonra Adal ve Kare kabileleri Resül-i Ekrem (s.a.) Efendimize gelerek İslam'ı öğretmek üzere muallimler istemişlerdi. Sevgili Peygamberimiz de hem onların isteğine cevap vermek hem de Kureyş müşriklerinin ne yaptıklarını, yeni bir hücum hazırlığı içinde olup olmadıklarını öğrenmek üzere on kişilik bir heyet hazırladı. Asım Bin Sabit (r.a.) bu heyetin başkanı idi. Medine-i Münevvere'den yola çıkan heyet geceleri yol alıyor gündüzleri hem dinleniyor hem de gizlenmiş oluyordu. Reci' denilen mevkiye gelince bir su başında Medine'den getirdikleri hurmaları yediler. Çekirdeklerini de oraya attılar ve dağa doğru çıktılar.

ASIM'IN DUASI

Su başına gelen bir çoban buraya Medineliler'den bir gelen olduğunu hurma çekirdeklerinden anladı ve Huzeyl kabilesine durumu bildirdi. Huzeyl kabilesinden Lihyanoğulları derhal iki yüz kadar okçu ile o dağın etrafını sardı. Onları çembere aldı. Onlara: "Kesin söz veriyoruz. Sizleri öldürmek istemiyoruz." dediler. Fakat müşrikin sözüne ne kadar güvenilirdi. O yiğit mücahitler kendi aralarında istişare etti ve savaşmaya karar verdiler. Asım (r.a.) fikrini şöyle açıkladı: "Ben bir müşriğin sözüne güvenemem. Hiçbir zaman da onların sözüne inanmadım. Onların himayesine de girmedim. Onlara teslim olmam."dedi. Ellerini açtı ve: "Allah'ım Peygamberini durumumuzdan haberdar et. "diyerek dua etti. Sadağındaki okları atmaya başladı. Her attığı ok ile bir müşriki yere serdi. Okları bitince mızrağı ile hücum etti ve bir çoğunu delik deşik etti. Mızrağı kırıldı. Hemen kılıcını kınından sıyırıp hücuma geçti. Bir taraftan kılıç sallıyor bir taraftan da şu duayı yapıyordu:

"Allah'ım bugüne kadar senin dinini muhafaza etim. Sen de bugün benim vücudumu müşriklere teslim olmaktan koru."diye niyazda bulundu.

Ne gür iman!.. Ne izzet!.. Ne şahsiyet!.. Allah'ım bizleri de gür imanlı ve müstakim şahsiyetli et!..

ARILARIN KORUDUĞU ŞEHİT!

İki yüz kişiye karşı bu on mücahit öylesine çarpıştı ki, yedisi şehit oldu. Üçü esir olarak KureyşIilerin eline düştü. Lihyanoğulları Asım İbni Sabit (r.a.)'ın başını keserek Sülafe'ye satmak istediler. Fakat Asım (r.a.) duası hürmetine Allah Teala cesedine müşrik eli değdirmedi ve onlara teslim etmedi. Bir arı sürüsü bulut gibi geldi ve cesedini korudu. Müşrikler yaklaşmak istedikçe arıların hücumuna uğradılar. Sonunda aciz kalıp; "Bırakın akşam olunca arılar dağılır, biz de başını keseriz"diye kendilerini teselli ettiler ve dağıldılar. Akşam olunca yokları var eden Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri hiç yoktan bir yağmur yağdırdı. Her tarafı sel alıp götürdü. O yüce şehidin cesedi de ortadan kayboldu. Müşrikler ne kadar aradıysa da bulamadılar. Bunun için o: "Arıların koruduğu şehit." diye anılır oldu.

Bu hadise anlatıldığında Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyururdu: "Allah Teala elbette mü'min kulunu muhafaza eder. "Asım İbni Sabit sağlığında, müşriklerden nasıl korundu ise Allah Teala da ölümünden sonra onun cesedine müşrik eli dokundurmadı."
 
Üst Alt