Abdest 4

makes

Başarılı Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
111
Şafiiler abdestin farzı altı olduğunu söylemişlerdir:

1- Niyet:

Burada niyetin tanımını ve şartlarını ele alacağız. Geri kalan bahisleri, Mâlikîlerin önce bahsettikleri şeylerden hemen hemen farksızdır.

Ancak iki durum müstesnadır:

a- “Niyet eder etmez hemen abdeste başlanılır” diye bir şart ileri sürmek doğru değildir. Niyet edildikten sonra örfe göre kısa bir aralıktan sonra da abdeste başlanabilir. Fakat Şâfiîler böyle demeyip, “niyet ile abdestin ilk başlangıç cüzü birlik içinde olmalıdır” demektedirler. Abdestin farzlarının başlangıcı yüzü yıkamak olduğuna göre, yüzün yıkamaya ilk başlanılması anında abdeste niyet edilmesi gerekir. Eğer yüz, niyetsiz olarak yıkanacak olursa alman abdest geçersiz olur. Ama yüzün yıkanmasına başlanıldığında niyet edilir, fakat bu niyet, yüzün yıkanmasının sonuna kadar hatırda tutulmayıp unutulacak olursa abdest yine sahîh olur. Niyetin ilk başta yapılması yeterli olurç Çünkü yüzün tamamını yıkaymcaya kadar, niyeti hatırda tutmak şart değildir. Avuç içi yıkanırken, mazmaza ve istinşak yapılırken niyet edilirse bu niyet sahîh olmayıp alınan abdest de bâtıl olur. Ama mazmaza anında dudakların dış kısmını yıkarken niyet edilirse bu niyet sahîh olur. Çünkü dudaklar da yüzden sayılmaktadırlar. Sonra yüzden olması dolayısıyla, dudaklarını yıkayacak olursa, yüzünü yıkarken kişinin dudaklarını yeniden yıkaması gerekmez. Ama sadece yıkamak kasdiyle veya sünnet olduğu niyetiyle yıkayacak olursa yüzünü yıkarken dudaklarını yeniden yıkaması, mûtemed görüşe göre farz olur.

Eğer yıkanmasına engel olacak bir yara olduğundan ötürü yüz yıkanmayacak olursa bu durumda niyet, kolları yıkarken yapılır.

b- Abdest alırken hades halini gidermeye niyet etmek, Mâlikîlere göre de mutlaka sahîh olmaz. Böyle bir niyet, ancak sağlıklı ve bedeninde arızası bulunmayan bir insan tarafından yapıldığı takdirde sahîh olur. Ama sürekli olarak kendisinde sidik akıntısı bulunanlar gibi özür sahibi kimseler, böyle bir niyette bulunamazlar. Bulunsalar bile bu niyetleri sahîh olmaz. Bu gibi kimseler, abdest alırken ancak namaz kılma veya Mushaf´a dokunma veya bunlara benzer, abdestsiz yapılamayacak işlerin ruhsatını elde etmeye niyet edebilir. Çünkü bunlar abdest almakla hades hâlini ortadan kaldıramazlar. Abdest alırken, hades hâlini ortadan kaldırmaya niyet etseler bile hadesleri kalkmış olmaz. Ancak namaz kılmaları veya abdest almadan yapılamayacak işleri yapabilmeleri için sâri tarafından abdest almaları emredilmiştir.

2- Yüzü yıkamak:

Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırı, Hanefîlerde olduğu gibidir. Ancak Şâfiîler, çene altını yıkamanın da vâcib olduğunu söylemişlerdir. Ki Şâfiîler, bu hususta yalnız kalmıştırlar.

Uzun sakalın yüze tâbi olduğu ve dolayısıyla yıkanmasının vâcib olduğu hususunda Şâfiîler, Mâliki ve Hanbelîlere muvafakat etmişlerdir. Sakalın baştan sona yıkanması vâcibtir. Hanefîler buna muhalefet etmişlerdir.

Şakaklardaki kıllarla kulak köklerinin üzerinde bulunan tüysüz beyaz kısmın yüzden sayıldığı, dolayısıyla yıkanmasının vâcib olduğu hususunda Şâfiîler Hanefîlerle görüş birliği etmişlerdir. Mâlikîlerle Hanbelîler, bunun tersi görüşe sahiptirler.

Saçın hİlâllenmesi meselesine gelince Şâfiîler, diğer İmamlarla görüş birliği yaparak şu yargıya varmışlardır: Saç eğer altındaki deri görülecek kadar seyrekse, suyun alttaki deriye ulaşması için hilâllenmesi vâcib olur. Yok, eğer çok sıksa sadece dış kısmını yıkamak vâcib olur. Ancak hilâllenmesi sünnettir.

Ancak Mâlikîler demişler ki: Sık saçları hilâllemek her ne kadar vâcib değilse de elle hareket ettirilmesi vâcibtir. Böyle yapmakla su, her ne kadar deriye ulaşmasa da saç tellerinin arasına girmiş olur. Hilâllemeye gelince bu vâcib değildir. Mezhep İmamları, seyrek saçların hilâllenerek suyun alttaki deriye ulaşması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Sık saçlara gelince, mezheb İmamlarından üçü, bu saçların sadece dış yüzünün yıkanılmasının yeterli olacağı hususunda ittifak etmişlerdir. Mâlikîler, dış yüzünü yıkamaya ek olarak saçların elle hareketlendirilmesini de gerekli görmüşlerdir. Bundaki maksat, saçların altındaki deriye suyu ulaştırmak değil de saçların rahatlıkla yıkanabilecek kısımlarının yıkanmasıdır.

3- Dirseklerle beraber elleri yıkamak:

Bu konudaki detayların tümünde Şâfiîler, Hanefîlerle görüş birliği içindedirler. Ancak Şâfiîler bir hususta demişler ki: Tırnak altlarındaki pislikler, parmağın tırnak hizasındaki deriye suyun ulaşmasına engel oluyorsa bu pislikleri gidermek vâcib olur. Ancak Çamurlu işlerde çalışan işçiler, bu pisliklerin az olup parmak ucunu kaplamayacak kadar olması hâlinde muaf tutulmaktadırlar.

4- Az da olsa başın bir kısmını meshetmek:

Başı elle meshetmek şart değildir. Kişi, eğer başına su serpecek olursa bu, mesh için yeterli olur. Başında saç bulunup bu saçın bir kısmını meshedecek olursa yine yeterli olur. Ama saçı uzayıp başından aşağıya inerse, baştan inen saçın bir kısmını mesh etmesi yeterli olmaz. Bizzat başın üzerine yapışık olan saçı meshetmek gerekir. Baş, meshedileceğine yıkanırsa bu, mesh yerine geçerli olur. Böyle yapmak her ne kadar mekruh değilse de meshedilmesi daha uygun olur.

5- Mafsal yumru kemikleriyle birlikte ayaklan yıkamak:

Ayakların yıkanması hususunda Şâfiîler, önce anlatılan hususlarda Hanefîler ve diğerleriyle görüş birliği içindedirler.

6- Kur´an-ı Kerim´de zikredilen dört organ arasında tertibe uymak:

Buna göre önce yüz yıkanacak, sonra da eller dirseklere kadar. Baş mesh edilecek. Daha sonra da ayaklar, mafsal yumru kemiklerine kadar yıkanacak Bu tertibteki organlardan biri öne alınır veya geriye bırakılacak olursa abdest bâtıl olur. Bu hususta Hanbelîler, Şâfiîlerle görüş birliği içindedirler. Hanefîlerle Mâlikîler derler ki: Tertip farz değil sünnettir.
 
Üst Alt