Sevmek, insanoğluna bahşedilen duyguların en hoşudur.

süreyya58

Süper Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
1,199
Sevmek, insanoğluna bahşedilen duyguların en hoşudur. İç ve dış dünyamız sevgi ile renklenir, canlanır ve mânalanır. Allahın bu güzel nimetinden mahrum olanların ise yüzleri asık, kaşları çatık ve gönülleri karanlıktır. Böyleleri, etrafını kırar geçirir, dilleriyle, halleriyle herkesi incitirler. Sevme duygusu gelişmemek, sevmeyi bilmemek, mahrumiyetlerin en büyüğüdür.

Vücudun gelişmesi, gürbüzleşmesi için iyi ve kuvvetli gıdalar almaya çalışır, iştah şurupları içer, vitamin hapları kullanırız. Beden zindeliği için temiz hava ve güneş arar, tatillere çıkar, çeşitli sporlar yaparız. Bunlar kadar hatta çok daha mühim sonuçlar vereceğinden bunlardan da fazla, mânevî yönümüzün gelişme, güçlenme çarelerini araştırmalı, devalarını bulup kullanmalıyız. Ruhun sıhhati, huzur ve sükûnu konusunda ise en başta gelen deva, hiç şüphesiz sevmektir. Sevme duygumuzu geliştirmek için çok çalışmak, gayret ve emek harcamak zorundayız. Zira dünya saadeti ve âhiret selameti, büyük ölçüde bu duyguya sahip olmakla ele geçer.

Daha çocukluk çağından itibaren ana, kardeş, oyuncak, kuş çiçek... sevgisi gibi meşru ve masum sevgilerle, bu melekeyi uyandırmak, beslemek ve geliştirmek şarttır. Bu sevgi eğitimi, bilgiden, ilimden de önce gelir ve çok daha hayırlı sonuçlar verir. Çünkü salt bilgi sadece gurura düşürür ve insanı hodfürûş eder. Bu yüzden Fuzûlî;

Aşk imiş her ne var âlemde,
İlim bir kıyl ü kâl imiş ancak.


diyor. Maarif sistemimiz bu gerçeğe göre tanzim edilmediğinden günümüzün gençliği huysuz, haşin, kırıcı ve yıkıcı olmaktadır. Çünkü onlara mekteplerimizde sevgi değil, inat, isyan, kin, bencillik, ucub ve gurur gibi çarpık ve sakat duygular verildi. Sinemada, radyoda, televizyonda, gazete ve dergilerde dövüşmek, devinmek, yıkmak, karşı gelmek ve düşman olmak telkin edildi.

Sevginin her çeşidi kabule şayan mıdır? Şüphesiz ki değil! Hiç kimse içki, kumar sevgisinin, gayrimeşru alakaların, para, mevki, koltuk... sevgisinin, kendini beğenmişliğin ve bunlara benzer sakîm temayüllerin iyi olduğunu iddia edemez. O halde, sevme duygusunun da kontrol edilmesi, güzel ve meşru olan şeylere yöneltilmesi gerekiyor, demektir. Bu takdirde karşımıza şu soru çıkıyor: Acaba neyi ve kimi sevmeli?

Bir halk türküsü, Seversen bir güzel sev, çekme çirkin derdini der. O halde iyi ve güzel olanı aramalı, bulmalı ve onu sevmeliyiz.

En iyi ve en güzel olan ise bütün güzelliklerin sahibi, yaratıcısı, mûcidi, mübdii olan zât-ı akdes, yani Hz. Allahtır. Bu dünyada gözün gördüğü, gönüllerin sevdiği her güzel şey, O'nun buluşu, Onun icadıdır. O, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kimsenin akl u hayalinden geçmedik asıl büyük güzellikleri ise âhiret âlemine saklamıştır. İnsanoğlu güzelliğin ne demek olduğunu O, Zülcemâl velkemâl hazretleri, firdevs-i âlâda, bahtiyar kullarına cemalinin nikabını açtığı dem anlayacak, asıl kusursuz lezzeti, o ekmel cemali müşahede ettiği zaman tanıyacaktır.

Yüksek gönüller işte bu demin hayalinden, O yüce zâtın eşsiz cemalinden mest ve müstağraktırlar. Asıl sevgi budur. Bütün diğer sevgiler ise ya sevgi duygusunun gelişmesi için bir egzersiz ya da aslî sevgiye götüren yolda bir merhaledir. Tasavvuf büyükleri aslî sevgiye aşk-ı hakikî, beşerî temayüllere ise aşk-ı mecâzî derler. Yunus Emreyi edebiyatımızın en büyük şairi yapan işte bu ilâhî aşktır. Mevlânâ Celaleddînin coşkunluğu bu sevgidendir.
..."
Başmakaleler 4-İdeal Yol, Mahmud Es'ad Coşan, Server İletişim, s.161-163
 
Üst Alt