Kuranda kadın ve kadın hakları-hristiyanlıkta kadın,musevilikte kadın

Turab

Teknik Ekip
Yönetici
Admin
Mesajlar
6,674
Kuranda kadın ve kadın hakları-hristiyanlıkta kadın,musevilikte kadın
KUR’AN DA KADIN BİR NUMARADIR…
Uzun yıllardan beri süre gelen bu kadın hakları konusu bütün ülkelerde tartışıla gelmiş önemli mevzulardan bir tanesidir.ancak yüce kitabımızın kadına verdiği değeri,bir cok İslam düşmanı yada bilmeyen insan toplulukları anlayamamıştır.işte bu yazımda sizlere kur’an’ın kadına verdiği değeri anlatmaya çalışacağım.yazıma Mehmet akif ersoy’un safahatında yer alan,kadınla ilgili bir şiirinle başlamak istiyorum.
“Kadın erkeğin eşi yuvanın güneşidir.
Kadının izzeti, iffetindedir. Afif olan nazif olur, hafif olmaz.
...........
Kadın yuvayı yaşatır. Yuva kadın demektir. Kadınsız yuva olmaz.
Kadın erkeği yuvaya, aileye bağlayan bağdır.
Kadından yuva, yuvadan aile, aileden millet doğar.
Kadın eve nizamı, intizamı ve ahengi verendir.
Kadın ağlarsa ev de ağlar,
Kadının gülmesi evin de sururudur.
Kadın ve yetimin hakkına riayet İslâm’ın şiarıdır.
Kadının güzel idarelisi, bulunmazbir kabiliyettir”

Peki hep böyle midir sizce de kadının toplumsal yapıda ki rolü….belli bir tarih bilgisine sahip insanlar bilirler ki bu hep böyle değildi.en azından at gözlüklerimizi çıkarıp şöyle geriye doğru baktığımızda kadın’a verilen değerle,yüce kitabımız kur’an-ı kerim in ayetlerindeki değerle,yakından uzaktan ilgisi olmadığını çok rahatlıkla görmemiz mümkündür..hakikaten de böyledir.en basitinden tarih okurken nasıl okumamız aslında çok önemlidir bu konuda.neyse,olayı kasvet haline sokmayalım.yukarıda Mehmet akif ersoyun(Allah(cc) onun mekanını cennet eylesin insallah) kadınla ilgili şiir alıntısını yaptım…bir kere düşündüğümüzde,kadın hayatımızda dünya yaratıldığından beri hep böyle bir yere mi sahipti acaba,.şimdiki antik düşünceli insanların hatasını yada çelişkilerini bu konu üzerinde ispatlaya bilmemiz için zamanda geriye doğru yol alalım isterseniz.

Bilgim görgüm dahilinde, bu konuya diğer dinlerden yola çıkarak incelemeye başlayalım o halde; ilk incelememiz ; Yahudilikte kadın nasıl bir yere sahip;

YAHUDİLİKTE KADIN
Konu aslında çok ehemmiyetli bir hadise,Yahudiliğin kitabını okuyanınız var mı bilemem şu an,ama ben bakmıştım bu konularla ilgili.şöyle kısa bir tanım yapalım isterseniz.Yahudiliğin kitabına Tevrat denir.onun yorumunu teşkil eden safhaya talmut deniyor.tevratın bölümlerinden tekvin diye bir bölüm var ki;işte kadınla ilgili bölümlere burada rastlaya biliyoruz..bakalım tevratın tekvini ne diyor kadına gelin beraber gorelım,

. Tevrat’ta kadın erkeğin kaburga kemiğinden ve onun yalnızlığını gidermek üzere bir yardımcı olarak yaratılmıştır. (Bkz. Tevrat,Tekvin, 2:21-22).

İşte biri daha;

Bu yaratılışta kadının rolü Hz.Adem’e yardım etmektir (Bkz.Tekvin,2:18).

Peki,hz.ademi yasak meyve yemesini sağlayan da hz.havva olmamış mıdır? Yani bu durum yaratılış gayesine aykırı olan bu konu,yıllardan beri,ta! Hz.adem’den beri sorun olup karşımıza gelmemiş midir? Bu bozuk anlayış tekvinde de var.

Aynı şeyleri tekvin yineliyor;

Yaratılış gayesine aykırı olarak kadın Hz.Adem’i yanıltıp suça teşvik etmiş, yasak meyveyi yemesini sağlayarak cennetten çıkılmasına sebep olmuştur. Bu durum insanoğlunun ömrü boyunca sıkıntı ile yaşamasının nedenlerinden sayılmıştır. Tanrının emrine itaatsizliği ve suça teşviki dolayısıyla kadının cezasız kalmaması gerekmektedir. Kadına ceza olarak kocasına tabi olması,kocasının kendisine hâkim olması ve ağrı ile çocuk dünyaya getirmesi takdir edilmiştir(Bkz.Tekvin,3:1-24).

Yahudi Kutsal Kitabını okumaya başlayan her kişi; bu olumsuzlukları mutlak ölçüde görecektir.bu olumsuzluklar aslında peş peşe gelerek,kutsal kitabın sonlarına doğru baktığımızda,peygamberlerin ve hükümdarların kadınlar tarafından fitneye sokulup,yoldan çıkarıldığına şahit olmaktayız.bunun yanı sıra,çok eşlilikle beraber kadının bir uğursuz mal gibi sayıldığını da görmek mümkündür.peki kutsal kitap niçin kadına böyle acımasızca bir yöntemle bakıyor,ne olabilir diye sorduğumuzda kendimize,şöyle cevap vermek mümkündür diye düşünüyorum;

Kadın aldatıcı ve haindir,artı olarak kumarbazdır(duzenbozucu-alcak),tüm kötülüklerin baş sorumlusu,kavgacı,Batıni gibi vs…vs… (çoğaltmak mümkün)

Bu gibi durumlardan dolayı kutsal kitap kadına böyle bir yargı biçmiştir.işte aslında olayın derin mevzusuda buradan çıkıyor.peki talmut nasıl bakıyor bu olaya,yorumdan teşkildir dedik talmuta,tevratın…peki yorumlar nasıl bakıyor kadına bir de ona bakalım isterseniz.

Talmut’ta kadınların akıllarının eksikliği işlenmekte ve mahkemelerde şahitliklerinin kabul edilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Talmut’un bir ifadesinde kadınlar 100 kişi de olsa şahitlikleri 1 kişi hükmündedir kuralı bulunmaktadır. Bunun yanında Yahudi Bilginleri; akıllarının eksik, karakterlerinin zayıf, fitne unsuru olmaları dolayısıyla kadınları erkeklerden uzak tutabilme yolunda engeller oluşturmuşlar, bu konuda kadınların aleyhine bir geleneğin oluşmasını sağlamışlardır. Bunların başında erkeklerle kadınların fazla konuşmaması, konuşmak zorunda kalırsa resmi ve ihtiyacı kadar konuşması ve bir engel arkasından konuşması kuralı geliştirilmiştir. (alıntıdır)

Ve bomba geliyor işte.bomba ki ne bomba!...talmutta erkeğin kadının arkasından gitmeside yasaklanmış.böyle bir bilgiye ulaşınca hakikaten kendi kitabım kur’an-in canini yerim dedim ben içimden.neden böyle bir sey var,onlara göre erkeğin kadının arkasından gitmesi,domuzla eş değermiş.(bakarmısınız mantığa) domuzun arkasından gitmesi olarak nitelendiriliyor.ve sokakta bu kuralı geçerli sayıyor talmut.her neyse,saygı duyarız el-hak ,eyvallah da,bu tarihi verileri insanlarımız hele ki bizim insanlarımız nasıl oluyorda görmezlikten geliyorlar anlamak mümkün değil,her ne hikmeti celileyse,biz devam edelim.vasatlığın ardı arkası kesilmiyor ki;Kadınlarla erkeklerin başbaşa kalmaları, iki kadın birarada da olsa bir erkekle aynı yerde bulunması uygun görülmemiştir. Niye altını çizdim bu cümlenin,herhalde bizim kitabımızda ki sadece bir bihumurihinne (başörtüsü) kelimesiyle laikliğe aykırı gibi antinormallik düşünceler varken,eğer ki kutsal kitabın bu verisi,kur’an da da olsaydı acaba halimiz nasıl olurdu?

Tora çalışmalarına katılma sadece erkeklere mecbur edilmiş; kadınların herhangi bir eğitim almaları engellenmiştir.İbadette kadının rolü ikinci derecededir.Yahudilikte kadınlar cemaatten de sayılmamakta,cemaati oluşturacak sayıya dahil edilmemekte,8 erkek ve iki kadının bulunduğu cemaat yine 8 olarak kabul edilmektedir..Kadınlar cemaatle ibadete katılamamakta,sadece uzaktan izleyebilmektedirler. (alıntıdır)

Yahudi Kutsal Kitabı’nda / Yahudi Kültüründe kadın;evlenmede,boşanmada ve mirasta hak sahibi kılınmamıştır, çok kadınla evlilik söz konusudur ve erkeğin evleneceği kadın konusunda sınır bulunmamaktadır (İslâm’dan sonra dört kadınla evlenme sınırı getirilmiştir). Boşanma hakkı tamamen erkeğin elindedir.Ölen kimsenin erkek çocuğu olmadığı taktirde miras,erkek torunlara kalmaktadır.Eğer erkek torun yoksa o zaman miras,kadına ve onun çocuklarına geçmektedir.Kadının bütün malları kocasına aittir ve kendi şahsî mallarını elinde tutma hakkına sahip değildir.(Bu konuda geniş bilgi için bkz. Asife Ünal, Yahudilikte, Hırıstiyanlıkta ve İslâm’da Evlilik, Ankara 1998,48-71; Abdurrahman Küçük, “Dinlerde Evlilik Anlayışına Genel Bakış”,Türk Yurdu Dergisi, C.10, 59).

Görüldüğü gibi cehalet diz boyu ve yüce kitabımız kur’an-ı kerimle örtüşen hiçbir söz dahi bulunmamaktadır.bu yüzden olaylara derin bir gerçeklilk üslubuyla bakmak herkesin yararına olacaktır.ancak bazı çevrelerin çıkarlarına dokunduğu için bu gerçekler nedense ört pas ediliyor.her neyse biz konumuza devam edelim,

Yahudi Kültüründe Kadın, önceleri,kamu alanının dışında bırakılmıştır. Kadınların baştan ayağa bütün vücudunu örtme anlayışı; erkeklerle kadınların biraraya gelmelerini engellemeye yönelik bir tedbir olarak değerlendirilmektedir.Tevrat’ta Kadının erkek,erkeğin kadın kıyafeti giymesi yasaklanmaktadır(Bkz. Tevrat,Tesniye,22:5)..Kadının başını örtmesi gerekmekte ve açılması da aşağılanma sebebi sayılmaktadır(Bkz.Sayılar,5:18; İşaya,3:7).Talmud’a göre bir koca,toplum içinde başını açan kadını boşayabilmektedir.(Bkz.Ö.F.Harman, “Kadın”,T.D.V.İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2001,24/84.).Ayrıca her gün sabahları okunan duada “Rabbim beni kadın yaratmadığın için sana şükürler olsun!” denilmesi Yahudilikte kadın anlayışını ortaya koymaktadır.( Yahudilikte kadına bakış konusunda geniş bilgi için bkz.Hakkı Şah Yasdıman, “Yahudi Kutsal Metinlerinde Kadın Karşıtı Söylemler”, DEÜ,İlâhiyat Fakültesi Dergisi,İzmir 2002,XV/ 97-118).

Yahudi Din Bilginleri kadının yerinin evi olduğu yorumunu yapmış; kadının sesi mahrem sayılmış ve komşuları tarafından bile duyulması yasaklar arasına alınmıştır. Hatta sesi komşuları tarafından duyulan kadının boşanmasında hiçbir hak verilmemiştir. Kutsal Kitapta kadın; köle, cariye, öküz ve eşek ile birlikte kocanın malvarlığı arasında sayılmıştır (Bkz Tevrat,Çıkış 20:17).

Yani hadiseyi özetinde bırakmak yeterli olacak kanısındayım.olayın özeti şudur ki;Yahudilikten çok kadınla evlenme söz konusudur.ve erkek bir Yahudi için de bundan bir sınırlama yoktur.evlenmede,boşanma da ve mirasta kadın hak sahibi değildir.ancak şu bir gerçek ki,modernleşen hayata uyum sağlayan kutsal kitapta da bu tür yorumlar hafif meşreb olarak yumuşatılmıştır.yani kadına verilen değer bir kat eskisine oranlar artırılmıştır.buda modernizmin şartları gereği kutsal kitabın değişime uğradığının kanıtı olmaktadır.

Şimdi gelelim hristiyanlıkta kadının değerine;


HRİSTİYANLIKTA KADIN
Hıristiyanlıkta kadın anlayışında ve kadına bakışta; Yahudi Kutsal Kitabındaki yaklaşımdan hareketle yeni bir anlayışın oluşması sağlanmak istenmiştir. Hıristiyanlıkta da kadın; Hz.Adem’e yasak meyveyi yedirmesi dolayısıyla “Aslî Günah”ın müsebbibidir. Böylece Aslî Günah’tan kurtulma Hırıstiyanlığın temeli olmuş ve ibadetler (Sakramentler) bu suçtan kurtulma temeline oturtulmuştur. Bundan dolayı kadına toplum hayatında yer verilmemiş ve ikinci sınıf varlık olarak görülmüş, günahın da temel sebebi sayılmıştır.
Evlenmede , boşanmada kadın söz sahibi kılınmamış ve toplum hayatından da soyutlanmıştır. Yahudiliğin aksine çok kadınla evlenme yerine tek kadınla evlenme veya evlenmeme, evlendiği taktirde boşanmama şartı konulmuştur. Burada da kadın kocasına tabi bir varlık olarak görülmüş ve her türlü haktan mahrum bırakılmıştır.Bu sınırlamalar dışında Hz.İsa,kadınları aşağılamamış ve İncil’i yayma işinde kadınları da görevlendirmiştir.Erkekler gibi kadınlar da “Mesih Doktrinin”nin muhatabı sayılmışlardır(Bkz.Yeni Ahit,Matta, 1:23; 8:14-15; 14:21,15:28; 19:12;Luka,7:48-50;13:13). Hırıstiyan kültüründe kadın anlayışındaki değişme Pavlus ile başlamıştırr.Bu değişmede Yahudi kültüründeki anlayış yanında sonradan benimsenen Grek-Roma kültürünün de etkisi dikkati çekmektedir.Evlenmenin ideal olmasını savunmasına rağmen bekâr kalmanın faziletini öne çıkaran Pavlus;erkeğin kadın için değil kadının erkek için yaratıldığını ve bunun için kadınların Rabb’e tabi oldukları gibi kocalarına tabi olmalarını istemiştir(Bkz. Yeni Ahit, Korintoslulara Birinci .Mektup,7:1-7;Efesoslular’a, 5:22-24).Pavlus’un kadın konusundaki görüşleri ve sözleri şu ifadelerde ortaya konulmaktadır: “Bilmenizi isterim ki erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek ve Mesih’in başı Allah’tır.” (Korintoslulara Birinci Mektup, 11:3). “Ey kadınlar, kendi kocalarınıza Rabbe tabi olur gibi tabi olun. Çünkü bedenin kurtarıcı Mesih, Kilisenin başı olduğu gibi erkek de kadının başıdır. Fakat Kilise Mesih’e tabi olduğu gibi kadınlar da böylece her şeyde kocalarını tabi olsunlar.” (Efesoslulara, 5:22-24).
Hıristiyanlıkta kadının eğitimine kocalarına sormaları şartıyla izin verilmiştir. Pavlus’un Korintoslulara Birinci Mektubunda bu konu şöyle belirtilmektedir: “.... Kiliselerdeki kadınlar sukut etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatın dediği gibi tabi olsunlar. Eğer bir şey öğrenmek isterlerse evde kendi kocalarına sorsunlar; çünkü kadına kilisede söylemek ayıptır.” (Korintoslulara Birinci Mektup, 14:35-36)

Bu ifadelerden kadınların kocalarının bilgisiz olması durumunda ne yapacakları konusu açık değildir. Bu konuda olduğu gibi diğer konularda da Hıristiyan kültüründe kadın geri plâna itilmektedir. Buna sebep de Hıristiyanlık’ta kadına, ilk günaha sebep olmasından dolayı erkek kadar değer verilmemiş olmasıdır. Kocasına tam bir saygıyla bağlı olması ve geçiminin ona bağlanmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Batı Kültüründe kadının ikinci hatta üçüncü sınıf insan sayılmasında; Eski ve Yeni Ahit’teki ifadelerin “Kilise Babaları”nca kadınlar aleyhine yorumlanmasının rolü büyüktür.Kilise Babaları; Hz.Adem’e yasak meyveyi yedirmesi ve Cennet’ten kovulmasına sebep olması dolaysıyla insanlığı günaha bulaştıran bir varlık olarak görmüşlerdir.Bundan dolayı onlar, evliliği zorunlu bir kötülük olarak yorumlamışlardır.Bu görüşlere katılan papalar da az değildir.

Yahudilikte,Hırıstiyanlıkta ve İslâm’da Evlilik konusunda karşılaştırmalı olarak yapılan bilimsel bir çalışmada bu konu şöyle ortaya konulmaktadır:
“Hıristiyanlığın kadın telakkisinde, bir yandan Kitab-ı Mukaddes’teki ifadelerin, diğer.yandan Hıristiyanlığın yayıldığı toplumlardaki kadının konumunun etkili olduğunu söylemek mümkündür. Eski Ahit’teki, Yahudilik’te kadının hakları bölümünde zikredilen, kadını küçültücü ifadelerin benzerlerineYeni Ahit’te de rastlanmaktadır. Cennetten kovulmaya sebep olduğu gerekçesiyle kadının öğretmesini ve erkeğe hakim olmasını doğru bulmayan Pavlus, kiliselerde kadının konuşmasını da yasaklamaktadır...
Hıristiyan toplumlarında, kadına karşı bu olumsuz tutum, yüzyıllar boyu devem etmiş; kadın uzun süren mücadelelerle, ancak yakın zamanlarda bazı haklar elde edebilmiştir. Hıristiyanlığın hâkim olduğu ülkelerde, Hıristiyanlık’la bağlantılı hükümler geçerlidir...

Hıristiyanlık’ta kadın haklarının iyi olduğunu söylemek, tarihi gelişimi içerisinde de görüldüğü gibi, mümkün değildir. Kadının her dönemde en temel hakkı, geçiminin kocası tarafından sağlanması olmuştur. Bununla birlikte, kocasının ölümü veya ayrılma halinde, onun geçimini garanti altına alacak bir uygulama bulunmamaktadır. Bu durum bazı yerlerde nafaka sistemiyle çözülmeye çalışılmıştır. 1971’e kadar İngiltere’de kadın çalışsa da çalışmasa da ekmek kazanan erkek olduğu için aileye bakmak ve geçindirmek onun görevi idi. Erkek, ayrıldıktan sonra da kadına nafaka vermek zorundaydı. Ancak ayrılmada kadında suç bulunursa, nafaka hakkında ya indirim yapılır ya da tamamıyla kaldırılırdı. Kadın tekrar evlenirse, nafaka hakkı sona ererdi. 1971’den sonra nafakayı, mahkemenin uygun bulduğu şekilde taraflardan herhangi birisinin, diğerine vermesi kabul edilmiştir. Nafaka ve mal bölüşümünde, tarafların geleceği gözönüne alınmaktadır. Erkeğin kalacak yeri varsa, oturdukları evi kadına bırakmakta, bu karşılık kadın da geçimini kendisi temin etmekte, nafaka alamamaktadır.” (Asife Ünal, Yahudilikte,Hırıstiyanlıkta ve İslam’da Evlilik,Ankara 1988,104-111)

Özet olarak Hırıstiyan Kültüründe kadın; Hz.İsa Kilisenin başı olduğu gibi erkek de kadının başıdır. Bundan dolayı kocanın kadın üzerinde hakimiyeti söz konusudur. Boşanmaya müsaade edilmemesi dolayısıyla her hal ve şartta evliliğin sürdürülmesi zorunlu hale gelmiş ve bu durum da tasvip edilmeyen gelişmelere sebep olmuştur. Katolik Hırıstiyanlar, zina dışında boşanmaya izin vermemekte,Protestanlar ise biraz daha toleranslı davranmakta ve sert hükümleri yumuşatma yolunu benimsemektedirler.
Hıristiyanlıkta kadının inancı,iffeti ve kıymeti; kocasına sevgisi ve itaati oranında artmaktadır. Hıristiyanlıkta boşanma da yok seviyesindedir. Çünkü Hz.İsa boşanmayı uygun bulmamıştır. Bundan dolayı Hıristiyan kültüründe uzun süre kadının boşanmada, evlenmede mirasta, eğitimde, toplum hayatında yer edinmesinde sıkıntılar yaşanmış ve bu durum kadınları hak aramaya yöneltmiştir.

Hal ve gidişatın vehametini gördük Yahudilikte ve hristiyanlıkta.bu gerçeklerin önüne geçmek mümkün olsaydı herhalde 14 asırdan beri pusuda bekleyen dehricilik devrimi islamiyetin önüne kanlı vahşet tablolarıyla geçerdi diye düşünüyorum.bunu yakın zaman da gördük yada tarihi verilerde okuduk.şimdi son olarak esas konumun mevzusu olan KUR’AN DA KADIN BİR NUMARADIR meselesine parmak basmak istiyorum.yukarıda anlatılan verilerde beynimizde onemli bir yerde yer edindiğine göre,yüce kitabımız alemşumül kuran-ı kerim e giriş yapmak istiyorum,kadın hususunda:

Bilindiği gibi islamiyetten önce ki devre cahiliye devri denir.cahiliye devrinde yaşanan kadınsal hakları az çok hepimiz,hatta ve hatta tüm Allahın varlığını ve birliğini kabul etmeyen inkarcılarda kabul etmektedirler.buraya kadar bir sorun yok,eyvallah.ancak sorunun teşkil eden boyutu kur’an-ın içinde ki ayetlerde çıkıyor her nedense bu bozuk düşünceli insanlarca.sorunun aslında tek bir sebebi var,özgülükçü politika şemsiyesi adı altında,insanları Allahtan uzaklastırmak.tek neden bu,ancak hala akıllanmıyorlar ki,bunu hic bir kimse yada hic bir topluluk başaramamıştır.ve bundan sonra da asla başaralımayacaktır.

Türkiye de inkarcıların Kur’an da kadın aşağılanmıştır mevzusuna parelel olarak delil getirdikleri saha,mevdu hadisler olmuştur.ancak onlara göre mevdu hadislerin kuranla bütünleşmesi gayet normaldir.yani bu kadar çelişkilerle dolu bir topluluğun gözlerini kör eden acaba nedir diye düşünüyorumda,herhalde çoğu insan kur’an-ın ayetleriyle inkarcı olmuyor da,bu mevdu hadislerden sebeb-i iştirak olarak inkarcı oluyor.

Neyse ironiye yine kapılmadan ayetlere göz atalım.Kur’an da kadınla ilgili bir cok ayet nisa süresinde geçmektedir.ve asıl problem sahası da buradan çıkıyor inkarcılarca.çok evlilik meselesine bir goz atalım ve gerçeğinle tefsirsel olarak hakikatını teşhis edelim.

Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz câriye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.

(nisa 3)

Turandursunun sitesinde bu ayet çoğu yerde eksik gösteriliyor.ben hatta denk gelmiştim bir keresinde,ayet orda aynen şöyle geçiyor.

hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.

Bakar mısınız? Bütünselliğe,inanılır gibi değil.bu kadar bozuk kalpli yada iftiracılık olmaz.kanlarına birileri bilerek bozuk olacaksın düşüncesini empoze etmişler sanki.

Bu ayetin tartışıla bilir hiçbir yanı yok.tastamam nedeni ve sebebiyle açıklanmış dosdogru bir ayet.ve adalet kavramını ele almış.eğer ki adaletli davranamayacaksanız,o zaman tek kadınla evlilik sizin için hayırlıdır demek.acaba bozuk düşünceli insanların aklına ve mantığına nasıl uygun geliyor anlamak mümkün değil.

Gelelim diğer mükemmel bir ayete…bir o kadar ki herkesin kafasında sorular yaratan bir ayet.ben çok düşündüm bunu ve cevabını vericem.bakalım hoşunuza gidecek mi?

Senden fetva istiyorlar. Deki: "Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

(nisa 176)

Açıklama: Farzı misal iki ayrı bir ailenin ayrı ayrı bir erkek ve bir kız çoçukları olsun.kur’an’ın ayeti gereği bu kuralı uygulayalım.ve yine farzı misal ki bu babaların 3 er tane evleri olsun.ve taksim yapsınlar.erkek çoçuğa 2 ev ve kız çoçuğa da 1 ev düşün.diğer aile de aynı taksimi yapsın.

Şimdi gelelim bu iki ailenin bir erkeğinle bir kız çoçuğunu evlendirelim.başta şartlar yine aynı.kuranın ayeti gereği.damat 2 ev sahibi ve karşı tarafın kızı yani gelinde 1 ev sahibi.eşitsizlik var bu durumda.evlenirken ayetler kadına mehir verilmesini emreder.

Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin.
(nisa 4)

Peki mehir nedir biraz açalım isterseniz;

Mehir; İslami kaynaklarda “mehr,sadak,nihle,ferida” gibi kelimelerle ifade edilen şey,evlenirken erkeğin zevcesine verdiği para veya maldır.Mehir,kadının veya ondan istifade hakkının bedeli değildir;erkeğin kadına verdiği değerin,ona rağbet etmesinin bir sembolüdür…(İslam’da kadın ve Aile,Prof.Dr.Hayreddin Karaman,Ensar Neşriyat,syf.91-92)

Mehiri kısaca tarif ettikten sonra,biz yine konumuza geri dönelim.ve damat ile gelini evlendirme sırasında ki 2-1 lik erkeğin galibiyeti evlendikten sonra 2-2 oluyor.yani durumlar eşit oluyor.

Bundan sonraki durumlarda karşılıklı olacağından dolayı, yani kadının erkeğin üzerindeki hakları ve kadının erkeğin üzerindeki hakları birbirlerine itaat boyutunda olacağı için bu durumlar yine eşitsizlik haline dönüşmemektedir.bu yüzden ayetin eşitsizlik gibi görünen kısmı ilerde eşitliğe dönüşmektedir.yani ayetin geleceksel düşünme payını Müslümanların anlaması planlanmaktadır.

Bir diğer ayete geçmek gerekirse;

…Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın…
(bakara 282)

Kadının şahitliği konusunda bu ayette biraz problemli gözüküyor,toplumun bazı kesimleri için.bu yüzden bu ayete de bir açıklık getirirsek,aslında bu ayette kadına verilen bir haksızlık yoktur.aksine hak yada adalet kavramı söz edilmeden,sahitliğin tam olması istenmektedir.yani bir erkek burada şahit olurken,2 kadının verilmesi kadınların yapısından dolayı,biri unutursa diğeri ona hatırlatsın. Yani şahitlik tam tutsun denmek istiyor.kadın burada aşağılanmıyor aksine işin tam olması isteniyor.yani şöylede izah etmek mümkün; Ebu davudun ve İbni mace nin rivayet ettikleri “ Göçebenin (bedevinin) şehirli hakkında şahitlik etmesi caiz değildir.” Mealindeki hadiste böyledir.(Avnu’l Ma’bud,Medine,1969,c.X. s.10) Burada şahitliği kabul edilmeyen kadın değil aksine erkektir. O yüzden yukarıda da anlattığımız durum açıkça görülmektedir.

Ve hak geldi batıl yok oldu münasebetiyle,ayetlerimizi kadına ve erkeğe seslenen şekilleriyle bir kez daha basa basa görelim,bakalım ne diyor rabbimiz bize;

Şüphe yok ki müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkeklerle Allah-'ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.(ahzap süresi 35)

Al-İmran Sûresi’nin 195.Ayetinde de Allah şöyle buyurmaktadır. “Rableri (ettikleri dua) kabul etti: ‘Birbirinizden meydana gelene sizlerden, erkek olsun kadın olsun bir şeyi yapan hiç kimsenin yaptığını boşa çıkarmam”.Görüldüğü gibi bu ayetlerde kadın –erkek ayırımı yapılmamaktadır. Çünkü Allah İslâm Dinini;aşırılıkları gidermek,insanlara hadiselerin gerçeğini öğretmek ve olumluları bildirmek,huzur ve güveni sağlamak için göndermiştir.

Yani görülen köy kılavuz istemez tabiri tastamam yerini bulmaktadır.yani kadın kur’an’da aşağılanmaz,aksine eski dönemlerin zalim işkencelerinden kurtararak,toplum statüsünde hak ettiği değeri, yüce kitabımız kadına vermiştir.hal bu olurken,nasıl olurda kur’an bütünsel olarak düşünülemez ki,ayetlerin nüzul sebepleri ve bütünsel boyutla kur’an’ı tam anlamak neden yok.neden parça parça okunsun ki kur’an…değil mi sizce de ? o yüzden kuranın kadın hakkında ki ayetleri tam bir tokat şeklindedir,eski toplumlara oranla.eski romada erkek merkeziyetçi bir toplumun kadına verdiği değer tam bir skandaldır.annesini sofrada utanç meselesi olarak gören kral,atınla aynı masa da yemek yemeyi yeğliyorsa,skandalın adresi bu olmasında ne olsun.o halde

Roma'da Kadın
Babanın kendi kız ve erkek çocuklarını ailesine kabul etme mecburiyeti yoktu. Çocuk doğumdan sonra, babasının ayakları önüne bırakılır, baba eğer onu kucağına alırsa çocuğu kabul etmiş sayılırdı. Kaldırmazsa onu kabul etmediği anlamına gelirdi. Çocuk erkek ise isteyen onu alıp götürürdü, kız ise açlık ve susuzluktan ölüp giderdi. Aile reisi çocuklarından dilediğini satar, istediğini aileden ihraç ederdi Koca isterse karısını öldürebilirdi Boşanma sistemi 520 yılına kadar bilinmiyordu Kadınlar vatandaş değildir. Romada kadın alıntıdır.Kaynak ::
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN

Yani alıntısını yaptığım roma gerçeklerinin özeti yukarıdayken,sizce kur’an ‘da meryemoğlu isa demesinin altında yatan gerçek nedir sizce? Basit bir cümleden ibaretmidir acaba? Hayır asla değil,altında yatan gerçek şudur? Romaya sesleniştir bu ve tokat gibi cevaptır: erkeğe önem verirsin ha!!! Al sana meryemoğlu isa…

Aynı şekilde tahrim süresinin son ayeti içinde geçerli,nedir o ayet bir bakalım…

Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem'i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi
(tahrim 12)

İşte gerçek burada da yatıyor,eğerki kur’an kadını aşağılıyorsa o zaman niye İmran kızı Meryem,yada Meryem oğlu isa deniliyor.eğer ki erkek en önemli ve kadın bir mendilse,yaratan Allah bunları neden böyle yapmış,isa peygambere koç gibi bir baba veremez miydi? Yada meryemin babasını tahrim sonda koymaz mıydı? Neden koymuyor peki.işte gerçekler bunlar.

Kur’an da kadın bir numara

Ayırım yapmadan “İnsanı en güzel bir biçimde yarattık”(Tin Suresi,4) buyuran Allah; insanları bir erkekle bir kadından yarattığını, onları soy ve sop yaptığını, milletin de onlardan oluştuğunu vurgulamaktadır(Bkz.Kur’an,Hucurat Sûresi,13). Bu ayetlerin dışında Sûrelerin başında yeralan “Ey İnsanlar!”, “Ey İman Edenler/İnananlar!” hitapları bile kadın erkek arasında bir ayırım olmadığının delilleridir.

Her konuda olduğu gibi kadın konusunda da İslam “orta yolu” önermiş ve insanlardan da orta yol üzere olmalarını istemiştir. İslâm’ın ayrıcalık tanıdığı kimseler; çalışmada, ilimde, iyi işler işlemekte,kul hakkını gözetmekte ve kötülüklerden kaçınmada hassasiyet gösteren kimselerdir. Bu konulardaki ayetlerden birkaçını burada örnek olarak vermek yararlı olacaktır: “Hiç Bilenlerlerle Bilmeyenler Bir Olur mu?” ( Zumer Suresi, 9 ) ayetiyle bilmenin önemine vurgu yapılmıştır. Bilmenin de okumak ile ilgisi bulunduğu ilk inen ayetin “ Oku!” ile başlamasında ortaya konulmuştur.Bu oku emrinde, kadın ile erkek arasında herhangi bir ayırım yapılmamıştır; muhatap her insandır/her yaratıktır.Bunları destekleyen çok sayıda Hadis vardır. “İlim,kadın,erkek her Müslümana farzdır” Hadisinde bu vurgu net olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışma konusundaki “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır”(Necim Suresi,39) ayetinin kapsamına hem kadın hem de erkek girmektedir. Kadının çalışmasını engelleyen herhangi bir hüküm olmadığı gibi Hz.Muhammed döneminde de ilimle, ticaretle uğraşan, çarşıda- pazarda denetim görevi yapan, bizzat savaşlara katılan kadınlar bulunduğu bilinmektedir.Çünkü Hz.Muhammed, Arap Toplumunda varolan anlayışı ortadan kaldırmak için kadınlara ayrı bir değer vermiştir

Her konuda olduğu gibi kadın konusunda da İslam “orta yolu” önermiş ve insanlardan da orta yol üzere olmalarını istemiştir. İslâm’ın ayrıcalık tanıdığı kimseler; çalışmada, ilimde, iyi işler işlemekte,kul hakkını gözetmekte ve kötülüklerden kaçınmada hassasiyet gösteren kimselerdir. Bu konulardaki ayetlerden birkaçını burada örnek olarak vermek yararlı olacaktır: “Hiç Bilenlerlerle Bilmeyenler Bir Olur mu?” ( Zumer Suresi, 9 ) ayetiyle bilmenin önemine vurgu yapılmıştır. Bilmenin de okumak ile ilgisi bulunduğu ilk inen ayetin “ Oku!” ile başlamasında ortaya konulmuştur.Bu oku emrinde, kadın ile erkek arasında herhangi bir ayırım yapılmamıştır; muhatap her insandır/her yaratıktır.Bunları destekleyen çok sayıda Hadis vardır. “İlim,kadın,erkek her Müslümana farzdır” Hadisinde bu vurgu net olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışma konusundaki “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır”(Necim Suresi,39) ayetinin kapsamına hem kadın hem de erkek girmektedir. Kadının çalışmasını engelleyen herhangi bir hüküm olmadığı gibi Hz.Muhammed döneminde de ilimle, ticaretle uğraşan, çarşıda- pazarda denetim görevi yapan, bizzat savaşlara katılan kadınlar bulunduğu bilinmektedir.Çünkü Hz.Muhammed, Arap Toplumunda varolan anlayışı ortadan kaldırmak için kadınlara ayrı bir değer ver.
Alıntıdır...
 
Üst Alt