Ahmed, Mahmud ve Muhammed olanın aşkına! Kalbin secde ediyor mu?

Kardelen

Başarılı Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
101
BÜTÜN DÜNYA BENİM OLSA GAMIM GİTMEZ NEDENDİR BU, EZELDEN GAM TURABIYLA YOĞRULMUŞ BİR BEDENDİR BU,ARKADAŞ,TERKETME İNSAFI, MAKAM-I İMTİHANDIR BU,

GELEN GİDER GİDEN GELMEZ İKİ KAPILI HANDIR BU...




Yüreğinin sesini biraz daha aç; Çünkü hiçbir "gül" topraksız,
Hiçbir hayat "umutsuz" yeşermemiştir...

Yaşıyor olduğumuz gerçeklikle seni anlamak…

SENİ ANLAMAK ve anlatmaktan ne kadar uzak olsak da sen şefkatin ve ünsiyetinle bize o kadar yakınsın. İdrak sınırlarımızın, fehim derecemizin, kavrama kabiliyetimizin çok üzerinde olmanla birlikte anlayışın, sevgin, ilgin, merhametin bütün sınırları kaldırıveriyor; bizden biri kılıveriyor seni…

Öyle olmasan bize nasıl örnek ve önder olabilirdin; hidayeti ve dalaleti, nuru ve narı nasıl ayırır da sırat-ı müstakime erişirdik.

Elest Meclisinde “Bela” cevabını vermeseydin yokluğa yuvarlanmaktan kurtulabilir miydik? Hamd zikrin olmasaydı o mecliste, kâinat mükevvenatıyla varlığa merhaba der miydi?

Atomun etrafında mevlevivari dönen her elektron, galaksilerin merkezi etrafında sa’y eden her yıldız; coşkuyu zikrinden ve nurundan almıyor mu?
Yine sen hasta oluyorsun bizim gibi, üşüyorsun, acıkıyorsun, söküklerini dikiyorsun, ailenle problem yaşıyorsun. Küçümseniyorsun kavmince, alaya alınıyor, hafife alınıyor, belki de ağlıyorsun gizlice… Bir kadını seviyorsun – Hz. Hatice- o kadın da sana âşık…
Zaman ötesine, mekân dışına çıkıyor ebediyetlerde geziyorsun; cenneti cehennemi görüyor, bizim gayben inandığımıza bizatihi müşahede ediyor, hakkal yakin görüyorsun. Rabbül Âlemin olan Cemil-i Zülcelâl vel ikramla perdesiz ve hicapsız görüşüyor, bütün isim ve sıfatlarını bütünüyle ayine oluyorsun…
Yine sen elinde kılıç ashabınla beraber savaşa gidiyor, yaralanıyorsun, dişin bile kırılıyor. İstişarede görüşün çoğunluğun karşısında kalınca çoğunluğa uyuyorsun.
Ya Taif, kim dayanabilir ki buna. Yine de “Bilmiyorlar deyip” bedduada bulunmuyorsun. Ufacık bir diken batınca dünyayı velveleye veren bizlere başka nasıl örnek olurdun? Küçük bir sözden öfkeye kapılan bizleri de dışarıda bırakmayışın; şefkatinin genişliği ve derinliğinden.
Evvel, Ahir, Zahir, Batın isimlerinin yansımasıyla kâinatın her zerresinde, zamanın her anında nurun var. Beşer olarak öldün; her insan gibi, her nefis gibi. Ölümsüzlük adresini bıraktın giderken.
Kâinatın kalbini okuyan Kelam- ı Ezeli sana indi, senin kalbine, senin hayatına… Ama sen ümmisin. Ümmiğinle bütün milletlere muallim oldun; ne güzellik erişmişse insaniyete senden yansıma, nurundan bir şule.
Seni sevmeyi aşk ifade edebilir mi? Aşk nedir ki seni sevmenin yanında? Seni anlamak, idrak duvarlarının ötesinde olsa da bu aklımız, bu kalbimiz, bu latifelerimizle anlayabildiğimiz kadarıyla anlıyor, sünnetine ittiba ediyoruz. Cüzi mi cüzi bir irade var elimizde, iktidarımız kısa; şefkatin ve nurun yetişmese yine karanlıklarda, yine yokluklarda yuvarlanıyor olacağız.
Bazen olur ki bilemediğimiz, ifadelendiremediğimiz bir sıkıntı doğar içimizde; senin nurundan uzaklaşmamızdan olsa gerek. Yine aynı sıkıntı birden kayboluverir; ümit güneşi doğar, bütün kâinatı avuçlarımızın içinde, kalbimizin kıyısında buluruz. Bütün kâinatı aydınlatan nurun aklımıza, kalbimize, duygularımıza da aydınlatmıştır…
Şefkatindir yetişen, re’fetindir ünsiyet veren. Kâinat emrindeyken Ashabına kalkıp su dağıtman; kâinat dolusu hamd getirmeli, zerrat adedince salât ve selam getirmeli böylesi Peygamber’e (a.s.m.) ümmet olduğumuzdan…
Semavat ve arz nurunla ayakta duruyor; bize de şefaat et ki imanımız da ayakta dursun, Ey Allah’ın elçisi, Ey Rahman’ın Habibi (a.s.m.)… Dünya kazuratlarından kurtulalım, hidayet rızkıyla rızıklanalım, af ve afiyete erişmekle şifa bulalım.
Yaşıyor olduğumuz gerçeklikle senin hakikatini anlamamız mümkün değil; bizi bu halimizle ümmetinden eyle; dünya ve ahiret sıkıntılarımızda himmetin, şefaatinle yanımızda ol; Ey “Ol” deyince her şey oluveren, Kadir i Küllü Şey ve Cemal-i Bakiye’ye en yakın olan… Kâinatın zerratı adedince ebede kadar Salatü Selam senin ve Ashabının üzerine olsun… Seni sevenlerin sana ettiği bütün Salatü Selamları aynıyla


takdim ediyoruz…
Hüseyin Eren



Alem bir aşk için yaratılmış ve Aşk imiş her ne var alemde!….

Ahmed, Mahmud ve Muhammed olanın aşkına!

Üşümüşse ruhun, namazın sıcaklığına sığınıp gelmez misin kendine...

Oruç, melekleri görünür kılmaz mı?

Dünya kayalıklarının uçurumlarında zekat elimizden tutmaz mı?
Hacılar Kabe yollarına döküldüklerinde çöller aşka boyanmaz mı?
Kandil geceleri sadece mahyaların ışığı mı yanar?
İçimizin kandilleri yanmaz mı?
Yeter ki yokluğun kapısında ol ve varlığın kapısı çal.
Çözülür o zaman muamma.
Şerh eder canını ulu bir sultan.
Yeter ki kapıda ol.
Suretinden çıkarak, dünyayı ardında bırakarak.
Gül yaprağına düşen çiy de bir şey söylemez sana...
Hele bir leylaklar arasından geç bakalım, duymaz mısın İsa nefesini...
Teslim ol ve bekle.
Seni de bulur bir tecelli rengi...
Bir bahara uyanır, o zaman çiçeklerinin boyunların bükük olmadığını
ve hiç solmadıklarını görürsün.
Sarı yapraklar dünyada kalır, sen ebedi bir baharın soluğuyla dirilirsin.
Gördün ki sen yok oldun.
Aşk dirildi…

Mustafa ÖZÇELİK


Kalbin secde ediyor mu?


Kalbin secdesi, âzaların secdesi gibi değildir

İnsanın âzaları, yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık.
Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de.
Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa, o kadar da secdeden kalkar.
Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider?
Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar.
Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder.

Bir kere secdeye kapanmaya görsün,
bir daha kalkmaz, kalkmayı istemez, beceremez de zaten.

Ey talib, asıl marifet kalbin secdesidir;
âzaların secdesinden maksad da kalbi secdeye davettir.
Sen bak bakalım, kalbin hiç secde ediyor mu?

Nedir secde? diye soruyorsun.

Bir kere daha söyleyeyim: Secde hiç olmaktır, hiçleşmektir.

Hiçleşmek ise, aslâ bir daha kalkamayacağın
bir biçimde yüz sürmektir toprağa!

Sen bu secdenin izini, alınlarda değil, kalplerde ara!

Eğer bir kalpte bu türden bir secdenin izini buluyorsan, hiç tereddüt etme,


yüz süreceğin
toprağı bulmuşsun demektir.


O hâldeyken bırak kalbin o kalbe secde etsin!

Yaralı, dillerde hep yâr!
Mahcup, mücirim, göğe açılır kollar
Gökten yağmur yağmur pişmanlık yağar..Amin der melekler tevbelerine...

Gönlü secdede olana kâinatın hangi köşesi gurbet, zamanın hangi karesi karanlık,
mekânın hangi kesiti kesret?
Kâbe çok mu kalabalık, secdeden başka kim var orada;
ne eş, ne dost, ne keder, ne kesret, ne yalnızlık…
 
Üst Alt