yaşamanın sırrı sevgidedir

Turab

Teknik Ekip
Yönetici
Admin
Mesajlar
6,572
Cenab-ı Hak bizleri baki olan sevgiyi bulmamız için bu dünyaya gönderdi. Fani ile avunmamız için değil. Fani sevgi bizi kalıcı olana götürebilmelidir.
Allah’ın kendisine her şeyi emanet olarak verdiğini, kendisindeki kendinin bile emanet olduğunu anlayan insan kendisine hukuku geçen bütün insanları velev ki dünyanın en ücra köşesinde olsun, kendisiyle alakalı hisseder. Bu sevgiden mahrum olan kişiler “biz” diyemez. Kişi kendisindeki sevme ve hoşlanma duygusunun bile, Allah vergisi emanet olduğunu fark eder ve bu şekilde kalben Allah’a yaklaşmayı arzu ederse yaptığı işlerde ‘ben’ odaklı hareket edemez.
Bu nevi insanların ‘ben’ diye kabul ettikleri tek iş yaptıkları günahlarıdır. Çünkü insan yaratılmışlara bakan yüzüyle de Cenab-ı Hakka bakan vechesiyle de hiçbir zaman yalnız olamaz. Yalnız olduğunu düşünürse yaptığı şeyler onu günaha sevk eder. Yani kişi biz’den ayrıldığı zaman bu hatayı işler. ‘Biz bizimle olduğumuzda böyle hatalar işlemiyoruz. Ben ben’le beraber kaldım ki bu hatayı işledim’ der. Bu nevi insanlar sadece ‘ben günah ettim’ der. Günümüz insanı kabahatleri başkalarına dağıtır, güzelliği kendinde görür hale gelmesi ait olduğu yeri unutmasından kaynaklıdır.


Kişi zaten biz olması gereken aile, cemaat gibi ortamlarda ben odaklı hareket ediyorsa sevginin temeline zehri atmıştır. İşi kökünden bozmuştur.
Cenabı Hak Kadir-i Mutlak her şeyi tek başına yapmaya muktedir yegâne zat olmasına rağmen Kur’an’da birçok yerde biz ifadesiyle (muhakkak ki biz yarattık, biz eyledik, nasip eyledik, bahşeyledik.) kullarına biz şuurunu en güzel şekliyle beyan etmiştir. Zaten kelime-i tevhid başlı başına bu şuuru bize vermez mi? La İlahe İllallah dediğimizde ‘kendimce edindiğim güzel gördüğüm, kendime ait zannettiğim şeylerin gayrısından sana rücu ederim kendim de bütün benliğim de yoktur ancak sen varsın ve ancak senin ile kaimim’ manasını da ikrar etmiş olmaz mıyız?
En kısa ifadesiyle ‘ben yok yarabbi ancak sen varsın’ demez miyiz? Tabii ki söyleriz ve gerçek tevhidin de bu olduğunu hakikat bize göstermiştir. İnsan ancak bunu fikrederse ve böyle zikrederse kavgadan geçebilir. Ne nefsiyle ne diğerleriyle ne de Cenab-ı Hak’la kavgalı olmaz çekişme içerisinde bulunmaz. Bu hal ise ancak sevgi ve aşkla meşk edilebilir. İşte saadete ermenin yani mesud olmanın reçetesi budur. Zira aşk saadeti celbeder her ne kadar çileli gözükse de.
 
Üst Alt