Tasavvuf eğitimi nasıl olur?

süreyya58

Süper Kardeşimiz
Üyemiz
Tasavvuf eğitimi gören bir insan Yunus Emre gibi olur,
Mevlânâ gibi olur. Eşrefoğlu Rûmî gibi olur,
Hacı Bayram-ı Velî gibi olur. İbrahim Hakkı Erzurumî,
İsmâil Hakkı Bursevî gibi olur. Bizim sevdiğimiz, namını
tarihten duyduğumuz evliyâlar gibi olur.
Çünkü o eğitimi gördü. Hatta tasavvufu tarif eden bazı alimler
diyorlar ki: "Tasavvuf kalbin fikirlerini, hareketlerini,
faaliyetlerini, iyice kontrol edip, onu düzenleme yoludur."
Bazısı da böyle tarif ediyor tasavvufu.
Yâni sen kendi kendine dikkat edeceksin.
"Benim şimdiki niyetim ne, benim şimdiki kafam ne?
Ben hangi maksatla yaşıyorum?
Hangi maksatla hangi işi yapıyorum? İyi mi yapıyorum?
Bu yaptığım iş iyi mi, kötü mü? Ben nereye gidiyorum yâ?
Şu yaşa geldim benim halim ne olacak?
Ben ömrümü nasıl geçiriyorum?
Bundan sonra benim hayatım nasıl olacak?
Ne kadar ömrüm kaldı?
Ben Allah'ın huzuruna varsam ne derim?
'Sen benim buyurduğumu yapmadın!' derse, ne cevap veririm?
Şu ömrün şu vaktini ben nereye harcarım?.."
filân diye insan kendisine dikkat edecek, niyetini düzeltecek,
yaptığı işleri doğrultacak, hak yola girecek,
hak yolda yürüyecek.
Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN RhA. (Eylül, 1997 - Newcastle / İNGİLTERE)
 

Hasret

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Tasavvufî Eğitimin Temel Esasları
Eğitim; insanın bütün kuvvet ve kabiliyetlerini, kendisinin,toplumun ve insanlığın mutluluğuna yansıyacak şekilde,mümkün olduğu kadar en iyiye doğru geliştirmektir. Hem içinde bulunduğu şartların tesiri hem de fıtratındaki özellikleri açısından, her geçen gün yeni bir şeyler öğrenen ve aynı zamanda öğreten insan, eğitim meselesinin merkez noktasını oluşturur. Bununla birlikte insanın hayatı, “öğreten ve eğiten”den çok, “öğrenen ve eğitilen” bir süreçten geçer. Bu açıdan bakılınca insan, âdeta dünyaya eğitilmek için gelmiştir, diye düşünülebilir. İslâm eğitim anlayışına göre, insanlar eğitilmek sûretiyle iyi haslet ve davranışlar kazanabilirler. Ancak insanın yaratılıştan gelen özelliklerinin tamamen yok edilmesi yahut insanların fıtratında bulunmayan kabiliyetlerin sonradan kazandırılması mümkün değildir. İslâm eğitimine göre insanda mevcut olan kabiliyetlerin üzerine iyilerini inşa etmek ve kötü hasletleri iyiye dönüştürmek esastır. İslâmî eğitimin nihaî hedefi, kişinin Allah’a kulluk ve itaatini tam olarak gerçekleştirmesini sağlamaktır. Zira bütün ilâhî dinler
gibi İslâm dini de, bizzat insanları eğitmek için gelmiştir. İslâm dini, disiplinli bir hayat tarzını ön plana çıkarırken, insanların ruhlarını eğitmek sûretiyle onlara Allah’ın razı olduğu davranışları kazandırmak istemektedir.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Dîvân’ındaki bir beyitinde şöyle buyurur:
Hulûsî istersen rızâ gönüllere sen hizmet et,
Kıblegâh-ı esrâr olur âşıkların gönülleri

Tasavvufun gayesi, insanı kötü ahlâktan, çirkin huylardan uzaklaştırmak, güzel vasıflara bezemek, Allah ve Resulü’nün ahlâkını benimsetmek, Hz. Peygambere tam ittibâ etmek ve “insan-ı kâmil”ler yetiştirmektir.
Tasavvufî eğitimde yetiştirilmek istenen insan tipi vasat değil, ideal bir “dindar” kişiliğidir. Bu sebeple tasavvufî eğitimden geçmiş ve bu eğitimi başarıyla tamamlamış bir şahsa “insan-ı kâmil” denmektedir. İnsan-ı
kâmil, din adına şahısta aranan bütün ideal vasıflara sahip olmak mânâsındadır. O halde tasavvufî eğitimin yetiştirdiği insan tipi, dinin de yetişmesini arzu ettiği tiptir.

Tasavvufta amaç; terbiye yoluyla kişinin fıtratını korumak ve onu güzelliklerle bezemektir. Yoksa fıtratı tamamen değiştirip ortaya yeni bir kişilik çıkarmak değildir. Tasavvufun eğitim açısından en önemli hususiyeti, eğitimde anne ve baba ile çocuklardan oluşan aile sistemini örnek alıp aile sıcaklığında eğitmeye çalışmasıdır. Tasavvufî telâkkide; şeyh baba, eşi anne, mürîdler de o anne babadan olma kardeşler (ihvan) gibidir.

Mürit, kemâle erişinceye kadar bir arayış içindedir. Mürşidi önderliğinde bu arayışını sürdürmektedir. Bu arayış belli bir noktada durmamaktadır, kişinin hayatının sonuna kadar devam etmektedir. Gönül ilahî tecellilerin merkezidir. Bunu anlatan bir beyit şöyledir:

Kendini mir’ât kıl tâ kim tecellî ede Hak
Kendin idrâk eyleyenler ile derd-nâk olagör

Tasavvuf, insan gönlünün ilahi tecellilere mazhar olmasını hedefler. Bu sebeple talimden (öğretim) çok terbiyeyi (eğitim) benimsemiştir. Çünkü tasavvufta akla dayalı bilgiyi kazanmak yerine, zevke dayalı yani sezgi ve vicdânî bilgiyi elde etmek esastır. Bunu elde etmenin yolu da, nefsi eğiterek bu bilgileri alabilecek bir kıvama getirmektir. Tasavvufta nefsi eğitmek sûretiyle çeşitli mistik hâl ve makamlara ulaşılır. Ancak mistik hâlin meydana gelmesinden önce iradeli bir çabaya dayalı bir eğitim devresi bulunur.

Alıntıdır... Kaynak
 
Üst Alt