SİLSİLE-İ SAADAT İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruk-i Serhendi (k.s.)

ömr-ü diyar

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
3,351
Silsile-i Saadat’in yirmi üçüncüsü ve büyük nur merkezlerinin dördüncüsü Imam-i Rabbani Mücedid-i Elfi sani Ahmed-i Faruk-i Serhendi Hazretleridir.
Alimlerin üstünü, vasillarin reisi, harikalarin, kerametlerin mazhari, sonsuz derecelerin camii, hakikat ehlinin öncüsü idiler. Hazreti Ömer (R.A.)’in 28. torunudurlar. Hicretin 971. senesi, asure günü Serhend sehrinde dogdular. Kadiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye ve Çestiyye büyüklerinin bütün kemalatlarina sahip idiler. Abdullah-i Dehlevi Hazretleri talebelerinden birisine yazdiklari mektuplarinda söyle buyurdular:”Imam-i Rabbani’yi sevenler mü’min ve takva sahibidirler.” Sevmeyenler ise Saki ve münafiktirlar. Bütün Islam alemine Imam-i Rabbani’nin sükrünü eda etmek vaciptir. Mektubat-i Ahmediyye isimli kamil ve mükemmil kitaplari bu yüksek derecelerin hakikatlerine en adil delildirler. Bu kitaplarinda kendi hallerini ve nice nice Naksibendiyye makamlarini zikretmislerdir.
Iki ciltten ibaret olan Mektubat isimli kitaplarinin ikinci cildinde buyururlar ki: “Bir gün murakabada idim. Hazret-i Resul-i Kevnevi (A.S.) efendimiz tesrif buyurup, bu sekilde ben kullarina hitap eylediler ki; {Sana simdiye kadar hç kimseye yazmadigimiz icazetnameyi yazmak için geldim}ve yine buyurdular {Hangi cenazenin namazini ifa etsen o meyyit af ve magfiret olunup cennete dahil olacaktir.}”
Imam-i Rabbani söyle buyurdular : “Kiyamet gününe kadar Tarikat-i müceddideye dahil ve salik olacak mürid, hizmetçi dervis ne kadar insan varsa tamamina tarafindan muttali oldum ve kaffesinin isimleri dahi bana bildirildi ve Tarikat-i Naksibendiye’ye salik olacaklarin tamaminin cehennemden azat olacaklarini Cenab-i Hak bana beyan etti.”

İMAM-I Rabbânî HAZRETLERİ BUYURUYORLAR Kİ


Bizim gibi fakirlere lazım olan şeyler şunlardır:

˝ Zül ve iftikârı tercih ederek, Hak Teâlâ’ya tazarru ve ilticâ etmek ve dâimî inkisar halinde bulunmak,

˝ Kulluk vazifelerini yerine getirmek, Şer’i şerîf’in hudûdunu muhafaza etmek,

˝ Her hususta Sünnet-i seniyyeye mutabaât ve hizmetlerde niyeti düzeltmek,

˝ Bâtını hâlis kılmakla beraber zâhirini de İslâm’a uygun hale getirmek,

˝ Günahların istilâ ettiğini müşâhede ederek kendini hep kusurlu görüp, ayıplamak,

˝ Gaybları bilen Teâla’nın intikam almasından korkmak,

˝ Hasenâtı (sevap almak için yaptığı güzel işler) çok da olsa, bunları az görmek,

˝ Kötülükleri ve günahları az da olsa bunları çok görmek,

˝ İnsanlar tarafından kabul görmekten ve şöhretten hoşlanmamak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki:

“Bir kimseye şer olarak dînî veya dünyevî bir hususda parmakla gösterilmesi yeter. Ancak Allah (c.c.) korursa müstesna”

˝ Niyet ve işlerinin sağlamlığı sabah aydınlığı kadar net de olsa dâima (iyi değildir diyerek) itham etmek,

˝ Vâkıa uygun bile olsa (harikulâde) hallere ve mevâcide itibar ve itimat etmemek,

˝ Sırf dinin kuvvetlenmesi ve müslümanların takviye edilmesi, şer’-i şerîf’in revaçta kılınması için gösterdiği gayretleri, mahlukatın Hakk’a davet edilmesi gibi yolunda yaptığı hizmetleri güzel görmek doğru değildir. Zira bu kısımda anlatılan hizmetler zaman zaman kâfir ve fâcir kimseler tarafından da yapılabilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

“Muhakkak ki, Hz. şu dini fâcir bir kimse ile de teyit eder.”

˝ Bu yola girmek arzusu ile bir mürîd gelir ve kendisinden yardım isterse onu ilk bakışta aslan ve kaplan gibi tehlikeli görmeli ve onun yüzünden bir tuzağa düşebilirim diye korkmalı. Çünkü nefis (bu hizmetinden dolayı) kendinde bir şey görecek (bu hizmeti ben yaptım diyerek bir pay çıkararak) sevinecek ve ferahlayacak olursa bu; hizmete ortaklık ve küfran-ı nimettir. Bu sevinçten bir eser kalmayıncaya ve korku hali gelinceye kadar tevbe etmeli, nedâmet ve istiğfar yolunu tutmalıdır,


˝ Bilhassa mürid’in malına ve onun dünyevî menfaatlerine karşı kendinde bir arzu meydana gelmesinden son derece kaçınmalıdır. Çünkü bu hizmet sadece içindir. Bu durum müridin irşâdına mâni olduğu gibi mürşidini de tahrip eder. “Dikkat ediniz ! Sadece halis din içindir.” Hz. (c.c) kendisi için yapılan bir amelde hiçbir şekilde ortaklık kabul etmez.

˝ İyi bilin ki kalpte meydana gelen zulmet ve küdürat tevbe, istiğfar, nedâmet ve Allahü Teâlâ’ya iltica ile kolaylıkla giderilir. Ancak dünya sevgisinden dolayı kalbe gelen zulmet müstesnâ, bu kalbi harâb eder. Bunun giderilmesi zor, hem de çok zordur. Fahr-i Kâinât (s.a.v.) ne güzel buyurmuşlardır:

“Dünya sevgisi bütün hatâların başıdır.”
Hz. bizleri ve sizleri dünya sevgisinden, dünya ehlinden ve onları sevmekten, onlarla beraber kalıp sohbet etmekten kurtarsın. Çünkü bu öldürücü bir zehir, büyük bir belâdır. (İmam-ı Rabbânî, Mektubât, 1/171)
 
Üst Alt