ŞERİAT nedir, müslüman şeriattan neden korkar?

aorskaya

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
33
SELAMUN ALEYKÜM,

Sevgili kardeşlerim,

Bizler islam konusunda mutlaka bilinçlenmedikçe, islamı bilerek yaşamadıkça hem öbür yaşamı kurtaramayız, hem de bu dünyada bilmediklerimizi yaşayarak, yaşamın gerçek amacından uzaklaşırız. Ancak, bazı durumlarda, gerçeklerle karşılaşmak kaçınılmaz olunca da yeniden sıkıntılar yaşarız.

İşte, bu durumu kendimize müslüman demekle birlikte şeriatı kabul edememekle örnekleyebiliriz.

Gerçekten de bu gün bir çok müslümana mikrofon uzatsak ve şeriatı ve şeriatın gelmesini isteyip istemediklerini sorsak, hem şeriatı tanımlayamadıklarını yada yanlış tanımladıklarını hem de şeriatı istemediklerini görürüz.

Bu durumda bu çok açık bir çelişki olurki, tam bir müslüman olmadığımızı gösterir.


İslam şeriatı demek, "İslam dininin hükümleri" demektir. Yani şeriat; "toplumdaki zalimlere “Dur” diyen, toplumsal ahengi ve adaleti sağlayan hükümler bütünlüğüdür."

Durum bu olmakla beraber, bunu bilmeyen ve aslında toplumdaki imansızlarca erken yaşlardan itibaren empoze edilen; "çağdışı cezalandırma hükümleri olarak bilinmesi" nedeniyle müslümanım diyenlerin şeriatı istemediğine tanık oluruz.

Toplumda yüksek konumda bulunan imansızlara; “İslam şeriatı” denilince tüyleri diken diken olmakta ve İslam şeriatı hakkında ağızlarına geleni söylemektedirler. İşte bunlar kendi korkularını müslüman halka da sadece çağdışı cezalar olarak kabul ettirdiklerinden, müslümümanlarında şeriat denilince; "öcüyle korkutulan çocuklar gibi gözleri açılmaktadır."

Bu insanlar, “Dinimiz İslam” diyen insanlardır! Peki neden, neden bu kavramdan bu kadar çok korkuyorlar? Kaldı ki bir taraftan “Dinimiz İslam” diyecekler, diğer taraftan ise İslam'ın hükümleri manasına gelen “İslam şeriatı” kelimesinden, aslan görmüş sırtlanlar gibi kaçışacaklar!.

O halde neden?

İşte bunun nedeni, bu zavallı insanlardan kaynaklanan bir neden değil, müstekbirler tarafından bu insanlara verilen bir nedendir.

Dünya müstekbirleri basın/yayın faaliyetleriyle bütün bu insanları istedikleri vadiye sürüklemişler ve insanların İslam gerçeği karşısında kendileri gibi düşünmelerini empoze etmişlerdir.


Mesela “ideoljiler ve dini yönetimlerle ilgili” bir toplantıya veya bir panele katılıyorsunuz. Burada; İslam'dan ve İslam şeriatından bahseden aydın(!) konuşmacının, her nedense İslam'ın sosyal adaletine kesinlikle değinmediğini görürsünüz.

Çünkü genel olarak bu sosyal adaleti eleştiremeyeceğini, yalan ve iftirayla da olsa bu adaleti pek gölgeleyemeyeceğini bilir. Bunları bildiği için İslam'ın sosyal adaletine hiç değinmeden, İslam'ın ceza hukukundan kendilerine göre meşhur olan iki örneği verir.

“Efendim şeriatçılık gericiliktir, şeriat kanunlarının gelmesi bedevi arapların 14 asır öncesine dönüş demektir. Şeriat kanunu ne demektir? Şeriat kanunu demek, hırsızların elini kesmek, zina yapanı bekar ise dövmek, evli ise öldürmek demektir! Yirmi birinci yüzyıla girerken böyle bir gerici uygulamayı kim ister?”

Dinleyenlerden alkış tufanı ve sözlü katılımlar… “İstemeyiz”. “İstemeyiz tabi!..”

Hırsızın elinin kesilmesine, zina yapan zaninin cezalandırılmasına şiddetle karşı çıkan bu insanlara şaşkınlıkla bakıyorsunuz. “Acaba bütün hırsızlar, bütün uğursuzlar bu salonda mı toplandı!” diye bir düşünce geçiyor kalbinizden!

Şaşırıyorsunuz!.. Ne yapacağınızı ve ne düşüneceğinizi bilemiyorsunuz! Hırsızın elinin kesilmesini istemeyen bu insanlar, birer hırsız mı, yoksa hırsızdan yana mı? Zina yapanın cezalanmasını istemeyen bu insanlar, başkasının namusunda gözü olan birer zani mi, yoksa zinayı geçim vasıtası kabul eden birer pezevenk mi, ailesinden olanların zina yapmasını kabul edebilenlermidir?

Tabi ki bunlardan hiçbiri değil…

O halde neden, aslını, içeriğini, hikmetini, geçmişte nasıl tatbik edildiğini, zamanımızda kimlere ve nasıl tatbik edileceğini dahi bilmedikleri bu hükümlerden neden rahatsız oluyorlar?

Bu soruyu halk kitlelerine sorduğumuz zaman sadece ve sadece suçlulara bazı merhamet duygularıyla cevap vereceklerdir. Söz konusu hükümlerden başka bir rahatsızlıkları yoktur halk kitlelerinin.

Ancak onlara bu yersiz ve mesnetsiz merhamet duygularını veren, onların duygularını kullanan müstekbirler, söz konusu hükümlerden gerçekten rahatsız olanlardır. Bu rahatsızlıklarının kaynağı ise, başkalarına merhametten de değildir.

Çünkü hırsızdan ve hırsızlıktan yana olanlar, fuhuştan ve fuhşiyattan yana olanlar, onların ta kendileridir. İslam'ın hükümlerinden duydukları rahatsızlığı, değişik propagandalarla halkın rahatsızlığı durumuna getirmektedirler.

İslam'ın hükümlerine bir mümin olarak yaklaştığımız da, bu hükümlerini aramızda fazlaca konuşmamıza dahi gerek yoktur.

Çünkü biliyor ve İman ediyoruz ki, insanı yaratan Rabbimizdir. İnsana el ayak, dil, dudak, göz, kulak veren Rabbimiz, başkasının malına haksız yere uzanan eli, sadece o eli geri almaktadır.

Rabbimizin buna hakkı var mıdır, yok mudur tartışmasını yapmak, biz müminler için kesinlikle mümkün değildir.

Hırsızın elinin kesilmesini istemeyen bu insanlar ya hırsızlık yapan yada hırsızlık yapma hakkını kendinde saklı gören kimseler değilmidir? Zaten kendilerinin yaratmadığı insanları, kendi menfaatlerine ters düştüğü için işkencelere ve ölümlere mahkum eden müstekbirler değimlidir?

Böylelerinin yaşadığı bir dünyada, alemleri yaratan Allah (c.c.)'in “Hırsızın bir elini kestirmeye hakkı var mıdır, yok mudur” tartışması, çok abes bir tartışma olacaktır.

Tabi ki bu yazdıklarımız biz iman edenlere yani müminlere göredir.

SAYGILARIMLA
aorskaya
 
Üst Alt