Sebeb-i med

ceylannur

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
3,886
SEBEB-İ MED
Harf-i medden sonra gelip, asli meddi (yani bir elif miktarı olan
tabii meddi) bir elif miktarından daha fazla çekmeyi gerektiren sebebe:
“Sebeb-i med” denir. Sebeb-i med ikidir:
l- Hemze: ( ء) Hemze, kendi aslî imlasıyla yazıldığı gibi, kelime
içindeki yerine göre elif şeklinde de yazılır. Binaenaleyh, harekesi olan
bütün elifler hemzedir. Hemze, kelimenin başında, ortasında ve sonunda
vaki olabilir. Kelimenin başında vaki olan hemze iki kısma ayrılır:
a- Hemze-i kat'ı: Hem yazıda ve hem de okunuşta daima (yani,
ibtida= başlangıç ve vasl=ulama halinde) bulunan hemzedir. ( (أَبَدٌ -مَاأَناَ
gibi.
b- Hemze-i vasıl: Yazıda mevcut, ibtida (okunmaya kendisi ile
başlanma) halinde okunan, fakat vasl (kendisinden önce harekeli bir harf
gelme) halinde okunmayan hemzedir. ( اَلْعَصْر وَالْعَصْرِ ) gibi.
Bu hemzelerden sadece: Harf-i medden sonra gelen ve kat’ı
hemzesi olan hemze sebeb-i med olabilir. ( مَاأَناَ -جَآءَ ) gibi.
Kelime başlarında dikey olarak, yani elif şeklinde yazılmış olan
hemzelerden hemze-i vasl'a alamet olmak üzere, elifin üstüne yarım bir
sad ( ا), hemze-i kat’a alamet olmak üzere de, üstün ve ötre halinde elifin
üzerine bir hemze ( أ), esre halinde de elifin altına bir hemze ( (إ
yazılması itiyad edilmiştir. ( والْعَصْرِ -إِلَهٌ –أُذُنٌ –أَآَلَ ) gibi.

2- Sükûn: Harekesizlik demektir, alameti de cezim ( —ْ )
dediğimiz işarettir. ( لَمْ يَلِدْ ) gibi. Bu alâmeti taşıyan harfe, sakin harf denir.
Sakin harf, harf-i med ise bu işarete gerek yoktur. ( اَلْمِيزَانُ –اَلرُّوحُ ) gibi.
Bir kelimede, med harfinden sonra sükûnlu bir harfin bulunması, med
sebebi olur. Sükûn iki çeşittir:
a- Sükûn-u lâzım: Vakfen (durulunca) ve vaslen, (geçilince sabit
olan sükuna: “Sükûn-u lâzım” denir ( لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ) kelimelerindeki mim
ve dal harflerinin sükunu gibi. Çünkü biz bu kelime üzerine vakf yapsak
veya diğer bir kelimeye vasl yapsak, sükunlar oldukları gibi durur. Hiç
değişmez.
b- Sükûn-u arız: Vakfen sabit, vaslen sakıt (düşen) olan sükûna:
“Sükûn-u arız” denir. Yani asılda olmayıp, arızî bir sebeple meydana
gelen sükûndur. Bu arızî sebep de vakıftır. Mesela: ( يَعْلَمُونَ ) kelimesi
üzerinde vakf yapılırsa nûn harfinin üstünü düşer, yerine cezim gelir.
يَعْلَمُونْ) ) gibi. İşte bu sükûn arızîdir. Çünkü bu kelime üzerinde vakf
yapılmasaydı, böyle bir sükûn meydana gelmeyecekti. Ayet sonlarındaki
sükûnların çoğu böyledir. Arapça’da hareke üzerinde vakıf yapmak caiz
olmadığından, vakıf halinde kelimenin son harekesi daima sükûna
çevrilir.
Sükûnu lazım, kelime ortasında veya sonunda vaki olabilir ,( (اَلْحَمْدُ
لَمْ يَلِدْ) ) kelimelerindeki mim ve dal harflerinin sükûnu gibi. Sükun-u arız
ise, sadece kelime sonunda vaki olabilir. Kelime başında ise bu
sükûnlerin hiçbirisi bulunamaz. Çünkü sakin harf ile ibtida (okumaya
başlamak) mümkün değildir.
 
Üst Alt