Ramazan Ayının Kazandırdıkları

elifgibi

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
2,182
Ramazan Ayının Kazandırdıkları. Ramazan ve Orucun İnsana Kazandırdıkları.

Ramazan, İslam'ın hem insan kişiliğini hem de toplumu terbiye misyonu yüklü çok önemli bir ibadetini içinde taşıyan aydır. İslam, oruçla, hem insanı yeniden yoğurmak istiyor hem toplumu. Oruç, her yıl geliyor, insanın ve toplumun o yıl içinde çürüyen, dökülen, aşınan, pörsüyen yanlarını ele alıyor, ona İslam'ın sağlık iksirini taşıyor. Tabii ondan yararlanılabildiği ölçüde...

Şöyle söylenebilir:

İnsan olarak yepyeni bir yola çıkmak istiyorsanız, onu değerlendirin.Toplum olarak kendinizi yeniden imar etmek istiyorsanız onu değerlendirin.

Birbirine bağlı şu iki gerçeğin altı çizilebilir:

İnsan, insani kıvam açısından her zaman kendisini sorgulayabilir, çünkü insani kıvam, öyle durduğu yerde duran ve kıvamını koruyabilen bir olgu değildir, hayat içinde sürekli sınanan bir şeydir, insanın yeryüzü sınavı böyledir. Özellikle çağımızda insan değerlerin savrulduğu daha kaotik bir ortamda hayat sürüyor. Varoluş bilgileri daha karmakarışık hale gelmiştir. Nerden gelip nereye gittiğine dair kaygıları daha belirsizlikler içine itilmiştir.

Darmadağınık bir zihin ve kalb dünyası insanın başına musallat olmuştur. Bu tablo, Türkiye ve başka İslam ülkeleri için de doğrudur. Bunun sonucu, insanın bireysel anlamda krizidir. Çağımız krizli insana tanıktır. Uyuşturucu, intihar, alkol, cinsel rollerde kaos, şiddet... Neredeyse "İnsan nerede?" diye bir sorunun sorulabileceği bir insani erozyona tanıklık edilmektedir.

İnsani planda yaşanan krizin, toplumsal boyutunun olmaması mümkün değildir. İnsana bağlı olarak toplumlarda da benzeri bir kişilik savrulmasına tanık olunmaktadır. Aileden devlete kadar uzanan toplumsal kurumlar sür'atli bir çözülüş süreci yaşamaktadır. Doku çözülmesi gibi bir olgu ile karşı karşıya toplumlar. Sokakta çürüyen insanlar var, yanıbaşındaki eğlence merkezinde kahkahalar atan insanlar var. Bunları birbirine bağlayan bir ilgi, her gün biraz daha ortadan kayboluyor. Neredeyse aile içinde bile bireyselleşme söz konusu...

İstatistikler yayınlanıyor zaman zaman.
Liseli gençlikteki kişilik aşınması.
Ailede bunalım.
Uyuşturucu kullanımında patlama.
Sadakatin azaldığı, aldatmaların medya gündemleri oluşturduğu bir sosyal ortam.
Eğitimde alarm.
Gelir grupları arasındaki uçurumlar...
Kamu malı üzerindeki çalıp çırpmalar...
Yaralı insan, yaralı toplum...
İslam'ın ibadetleri, insanı Rabbani bir iklime taşıyarak, Yaratıcısı ile irtibatlarını yenileyerek, yaratılış misyonunu - bilincini yeniden insan kalbine taşıyarak, insandaki ve toplumlardaki bu yaralanmış, çürümüş alanları yeniden insani bir kıvama kavuşturma özelliği taşıyor.
Oruç ne diyor?

Sen insansın, diyor. Seni Allah yarattı. Canın O'na bağlı. Yeme - içme kapasiten bile O'na bağlı. Dilin olmasa yutamıyor, tad alamıyorsun. Sana rızkı O veriyor. Sen O'na bağlısın. O'ndan kopamazsın. Bak, O'nun sana buyrukları var. O'nu unutma. O'ndan gelen rızkı unutma. Bak, O "ye" derse yiyor, "tut kendini" dediğinde tutuyorsun. O zaman, kişilik dokunu oluştururken O'nun "insan" diye tanımladığı ve "En güzel yaratılış" diye nitelediği varlığın ölçülerini kuşanmaya bak. Sakın "aşağı"lara düşme. Sana verilen temiz insanlığı koru, O'nu emanet edene temiz olarak götürmeye bak.
Orucu dinlediğinde insan nasıl insan olur?

Rabbine karşı sorumluluk duyan, O'na hesap vereceği bir hayatın bilincini kuşanan insan olur. Rahmet insanı olur. Müslüman bu demek.
Oruç güzel insanı inşa eder, insan kendisini ona emanet ederse...
Orucu dinlediğinde toplum nasıl bir toplum olur?
En özeti şu: Merhametle, rahmetle, şefkatle, diğergamlıkla, insafla, sevgi ile, sorumlulukla dokunmuş bir toplum olur. Açları düşünen, mahrumları düşünen, insanların yüreklerine sevinç taşımak gibi kaygıları bulunan bir toplum olur.

İşte bunun için...
"Ramazan'dan yola çıkmak" diyorum.
Şöyle bir kendi kendimize ve toplumumuza bakmak...
Nerelerimizde yara var?
Kalbimiz yerinde mi? Orası gerçekten kalb mi? Yoksa bir taşlaşma var mı? Acı duyuyor mu ezik bir insan gördüğünde? Bir çocuğun göz yaşı,içinde bir yerlerde deprem oluşturuyor mu? Yoksa en dayanılmaz insani facialar karşısında en küçük bir ürperti oluşmuyor mu? Bir yanda acılar, bir yanda vur patlasın çal oynasınlar...
Ramazan'dan yola çıkarak yeniden insan olmak, yeniden müslüman toplum olmak...
Rahmeti kuşanmışbir insan, rahmetle yoğrulmuş bir toplum...
Ne çok şeyi tartışma konusu yapıyoruz. .
Hiçbir olumlu sonuç üretmeyen kısır tartışmalar... Belki bu tartışmalar bile insan ve toplum olarak yaşadığımız savrulmuşluğun ürünü.
Ramazan'ı bile didikleyip didikleyip bize sağlayacağı rahmeti yok ediyoruz.
İslam'ı didikleye didikleye, kalbimizi rahmete kapalı hale getiriyoruz.
Rabbimizle ilişkimiz nerede kaldı, haberimiz yok.
Bazan insan "Ramazan geldi heeyy!" diye çığlık atmak istiyor. Ramazan geldi, kapıları çalıyor, aç yüreğinin kapısını ve damarlarına yeni bir kanı pompala...
Yoksa yarın "Göçtü kervan kaldık dağlar başında" diye feryad etmek zorunda kalırsın
 

Turab

Teknik Ekip
Yönetici
Admin
Mesajlar
6,633
Ramazan Ayının Bizlere Kazandırdıkları Nelerdir?

Ramazan ayı ilâhi kazançların çok olduğu mübarek bir aydır. Bize kazandırdıkları ise şunlardır:


1. Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan ayından önce sahurdan, iftar vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık belirli saatlerde yenir oldu. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı kurulan sofralar, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.

2. Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu halde, bizi onları yemekten alıkoyacak hiçbir şey olmadığı halde Allah'a olan saygımızdan, vakit girmeden elimizi sofraya götürmedik.

3. İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek bizleri yaratan Allah'ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar anladık.

4. Oruç tutanlar için özel bir cennetin hazır olduğunu ve bu cennete REYYAN adının verildiğini[2] öğrendik. Ahirette bu cennete, oruç tutanların gireceğini duyunca sevindik.[3] Bu mükâfata erebilmek için de gayretimizi artırdık.

5. Çoluk-çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.

6. Teravih namazına giderek huşu içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah'tan bekleyerek ibadet etmenin geçmiş günahlarımızı affettireceği müjdesini[4] almış olduk.

7. "Ramazan ayı münasebetiyle kapalıyız" diye meyhanesinin, içkili lokantasının kapısına ilân yapıştıranları, Ramazan ayına saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan ayında değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olacağını düşündük.

8. Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple tuttuğumuz orucun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.[5]

9. Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde bir düşüş olduğunu gerek gazetelerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan ayı gibi olmasını arzu ettik.

10. Kur'an ayı olan Ramazan ayında[6] hatim okuduk, mukabele dinledik. Daha da önemlisi Yüce Kitabımızı iyi anlamaya ve hayatımıza O'nu hakim kılmaya gayret gösterdik. En az bir defa Kur'an'ın tercümesini baştan sona okuyarak mânâsının da ne kadar hoş ve lâtif olduğunu gördük.

11. Ramazan ayından önce, sinirlendiğimiz zaman kötü sözler söylediğimiz de olabiliyorken, Ramazan ayında sâkin olmamız, orucu sadece mideye değil gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız tavsiye edildiği için birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olduğunda "Ben oruçluyum"[7] dedik, kimseyle tartışmadık, kimseyi kırmadık.

12. Bazen dalgınlıkla, oruçlu olduğumuzu unutarak yedik, içtik. Oruçlu olduğumuzu hatırladığımız zaman hemen yemeyi ve içmeyi bıraktık. Ama orucumuz bozuldu mu bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık. Orucumuzu tamamladık. Zira Allah'ın bizi yedirip içirdiğine[8] inandık.

13. İftar vaktini beklerken ne kadar da sevinçli oluyorduk. Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız, kuruyan dudaklarımız suya kavuşsa diye, dualarımızla beraber heyecanla bekliyorduk. İşte o anda Peygamber Efendimizin "Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah'a kavuştuğu anda duyduğu sevinçtir"[9] sözünü hatırlıyor, Cenâb-ı Allah'tan bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O'na kavuştuğumuz zaman da yaşatmasını niyaz ediyorduk.

14. Gündüz bir şeyler yiyip içemediğimizden ağzımızda bir koku oluşuyordu. Fakat bu kokunun Allah katında misk kokusundan daha hoş kabul edildiğini Peygamberimizden öğrenince,[10] Yüce Allah'ın mü'minlere ne kadar çok değer verdiğini, bir defa daha kavradık.

15. Şeytanlar bu ayda zincirlere vurularak bağlandı.[11] Bize vesvese vermedikleri, kötülük telkin edemedikleri için de günah olabilecek şeylerden sakınıp hayırlı ve güzel davranışlarda bulunmaya daha fazla yöneldik.

16. Rasulüllah (sav)'in tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden[12] istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehl-i Kitâba muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.[13]

17. Sahur ve iftarda yemeklerimizi yerken "Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin" demek yerine gerçek şükür böyle olmalı diyerek fakirlere, yetimlere, kimsesizlere, yediğimizden yedirdik, giydiğimizden giydirdik. Onları da aklımızdan hiç çıkarmadık.

18. Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, sahur, teravih, vaaz, mukâbele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan ayında da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi bir şekilde değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.

19. Bazı televizyon programlarına bakarak, on bir ayın sultanı Ramazan ayının eğlence ayı değil, ibadet ayı olduğu fikri aklımıza iyice yerleşti. Ramazan ayının bir eğlence, şarkı, türkü, direkler arası eğlence ayı haline getiren bazı televizyonlara kendimizi kaptırmadık.

20. Ramazan vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla, teknolojinin imkânlarını kullanarak bilgisayarı ve cep telefonu olan sevdiklerimize mesaj göndererek, elektronik posta, elektronik kartlar yollayarak toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık.

Sonuç olarak bu mübarek ay bize, burada sayılamayacak kadar kazançlar sağlamıştır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan ayından sonra da devam ettirmektir.

Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı da Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek zamanları en iyi şekilde değerlendirmesini bilelim.

Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilene... Hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara.... Ne mutlu!...

Kaynaklar:

[1] Buhari, Savm, 5.

[2] Buhari, Savm, Bed'ül Halk 9; Müslim; Sıyâm 166 (1152)

[3] Buhari, Savm, 9; Müslim, Sıyâm 164 (1151)

[4] Buhari, Salâtü't-Teravih 1; Müslim, Salâtül-Misafirin ve Kasriha, 173 (759)

[5] Tirmizi, Savm 82 (807); İbni Mâce, Sıyâm 45 (1746)

[6] Bakara Suresi, 2/185

[7] Buhari, Savm 2,9: Müslim, Sıyâm 164 (1151)

[8] Buhari, Savm 26, Eymân 15; Müslim, Sıyâm 171 (1155)

[9] Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164 (1151)

[10] Buhari, Savm 2, 9: Müslim, Sıyâm 164 (1151)

[11] Buhari, Savm 5, Bed'ül Halk 11; Müslim, Sıyâm 2 (1079): Nesâi, Sıyâm 5 (2102)

[12] Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45 (1095); Nesâi, Savm 18 (4/140,141)

[13] Tirmizi, Savm 17 (708)
 
Üst Alt