Namazın kusursuz olması

vaveyla

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz

Nemâzın kusursuz, Kamil olması,
farzlarını,
vâciblerini,
sünnetlerini ve
müstehâblarını yerlerine getirmekle olur.
Nemâzı temâmlamak için, bu dört şeyden başka yapılacak birşey yokdur.Nemâzın (Huşû) u, bu dört şeyi yapmakdır. Kalbin (Hudû) u da yine bunları temâm yapmakla olur. Bazıları, bu dördünü uzun uzadıya öğrenip ezberlemekle, nemâzımız temâm oldu deyip, bu öğrendiklerini iyi yapmakda Gevşek davranmışlar. Bundan dolayı nemâzın kemâlâtından az birşey kazanabilmişlerdir.
Bir kısmı da, nemâzda dünyayı unutup, kalblerinin Allahü teâlâ ile olmasına ehemmiyyet verip, azâların edebli bulunmasını gözetmemişler. Yalnız farzları ile sünnetlerini yerine getirmişlerdir. Bunlar da nemâzın hakîkatini anlıyamamışdır. Nemâzın Kemâl bulmasını, nemâzdan başka Seyde aramışlardır. Çünkü, nemâzda kalbin hazır olması, şart değildir.
Hadis-i şerîfde, (Kalb hazır olmazsa, nemâz da olmaz) buyuruldu ise de bu, kalbin, yukarıda bildirilen dört şeyin yapılmasında hazır olması, uyanık olması demekdir. Yani bunların hepsinin yapılmasında gevşeklik olmamasına dikkat etmekdir. Kalbin bundan başka, hazır olmasını bu fakir düşünemiyor.
Kaynak: Mektubat, İmam-ı Rabbani, 305.Mektup
 

hacı anne

Süper Kardeşimiz
Üyemiz
Allah Razı Olsun kardeşim.

Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , "Hûşu ancak, namazda (uzuvlarını) hiç kımıldatmayan ve tevazu içinde olan kimseler için tahakkuk eder." buyurmuştur.

Felah, namazlarını hûşu ile kılanlara mahsustur. Namazlarında hûşu'a riayet etmeyenler felaha eremezler. Hûşuun bulunmaması felahın da yokluğu demektir. Bu konuda Kur'anı Kerim;

"Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir." buyrulmaktadır. (Mü'minun,1)

Bu ayet-i kerime nazil olmazdan önce sahabe-i kiram namazda gözlerini gökyüzüne kaldırıyorlar, sağa sola bakınıyorlardı. Ayet-i Kerimenin nazil olmasından sonra artık gözlerini secde mahalline çevirmeye başladılar.

Abdullah Bin Ömer bu ayet-i kerimenin izahında şöyle der: "Sahabe-i Kiram, namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve Allah'ın kendilerine baktığını kabul ederlerdi."

Namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp ta gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir, kalp dünya düşüncelerinden kurtulabilir.

El parmaklarını Rükûda açmak ve secdede bir birine yapıştırmak sünnettir. Bunlara dikkat edilmelidir. Parmakları açık veyahut bitişik bulundurmak, sebepsiz boş şeyler değildir. Bizler için İslamiyet'in sahibine uymak kadar büyük bir nimet yoktur.
 

vaveyla

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
İnsan aklının ve kalbinin kargaşasıyla insandır. En güzel, en makbul ve en verimli namaz da bu hale göre inatla bırakmadan, bozmadan ve sehiv secdesi yapmadan kılınan namazdır.

Yâ Rabbi benim adım Hıdır elimden namaz budur. deyip namazımızı anamızdan babamızdan hattâ ebemizden dedemizden öğrendiğimiz gibi kılmaya devam edelim. Kitaplara, derin hocalara, profesyonel dincilere, amatör dincilere asla kulak asmayalım. Çünkü bunlar aklımıza ve kalbimize Şeytandan daha çok vesvese verirler.
 

Turab

Teknik Ekip
Yönetici
Admin
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Namazın kusursuz, kamil olması, fıkıh kitaplarında uzun uzadıya yazılmış olan farzlarını, vaciblerini, sünnetlerini ve müstehablarını yerlerine getirmekle olur. Namazı tamamlamak için, bu dört şeyden başka yapılacak bir şey yoktur. Namazda huşu, bu dört şeyi yapmaktır. Kalbin huduu, yani Allah korkusu da yine bunları tamam yapmakla olur. Bazıları, bu dördünü uzun uzadıya öğrenip ezberlemekle, namazımız tamam oldu deyip, bu öğrendiklerini iyi yapmakta gevşek davranmışlar. Bundan dolayı namazın kemalatından az bir şey kazanabilmişlerdir. Bir kısmı da, namazda dünyayı unutup, kalplerinin Allahü teala ile olmasına ehemmiyet verip, azaların edepli bulunmasını gözetmemişler. Yalnız farzları ile sünnetlerini yerine getirmişlerdir. Bunlar da namazın hakikatini anlayamamıştır. Namazın kemal bulmasını, namazdan başka şeyde aramışlardır. Namazda kalbin hazır olması, şart değildir. Hadis-i şerifte, Kalb hazır olmazsa, namaz da olmaz buyuruldu ise de bu, kalbin, yukarıda bildirilen dört şeyin yapılmasında hazır olması, uyanık olması demektir. Yani bunların hepsinin yapılmasında gevşeklik olmamasına dikkat etmektir. Kalbin bundan başka, hazır olmasını düşünemiyorum. Bir gün Resulullah Hazreti Ali'ye, Ya Ali! Senin namazın farzına, vacibine, sünnetine, müstehabına riayet etmen gerektir buyurduklarında, ensardan bir zat dedi ki: Ya Resulallah! Hazreti Ali bunların cümlesini bilir. Bize, bir namazın farzına, vacibine, sünnetine, müstehabına riayet etmenin faziletini beyan buyur. Biz dahi, ona göre amel edelim. Resulullah efendimiz buyurdu ki: Ey benim ümmetim ve Eshabım! Namaz, Allahü azim-üş-şanın hoşnud olduğudur. Feriştehlerin sevdiğidir. Peygamberlerin sünnetidir. Marifetin nurudur. Amalin efdalidir. Bedenin kuvvetidir. Rızkın berekatıdır. Canın nurudur. Duanın kabulüdür. Melek-ül-mevte şefaatcidir. Kabirde çırağdır. Münker ve Nekir hazeratına cevaptır. Kıyamet gününde, üzerinize sayebandır. Cehennem ile aranızda perdedir. Sıratı yıldırım gibi geçiricidir. Cennette başınıza tacdır. Cennetin anahtarıdır.
 
Üst Alt