Mevlana Ve Tebrizi Şems

dj.tatii

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Mevlânâ,Şems ile Konya'da buluştuğu zaman tamamıyle kemale ermiş bir şahsiyetti.Şems,Mevl^nâ'ya ayna oldu.Mevlânâ,Şems'in aynasında gördüğü kendi eşssiz güzelline hayran oldu.Diğer bir ifadeyle Mevlânâ,gönlündeki Allah aşkını Şems'te yaşattı.Mevlânâ'nın Şems'e olan sevgisi,Allah'a olan aşkının ölçüsüdür.Çünkü Mevlânâ,Şems'te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu.Mevl'anâ açılmak üzere olan bir güldü.Şems ona bir nesim oldu.Mevlânâ bir aşk şarabı idi,Şems ona kadeh oldu.Mevlânâ zaten büyüktü,Şems onda bir gidiş,bir neşve değişikliği yaptı.Mevlânâ ile Şems üzerine söz tükenmez.Son söz olarak şöyle söyleyelim,Şems Mevlânâ'yı ateşledi,ama karşısında öyle bir volkan tutuştu ki,alevleri içinde kendi de yandı.

_____________________________________________________

ŞEMS-İ TEBRİZİ HAZRETLERİ'NİN KONYA'DAN AYRILIŞI



Şems ile buluşan Mevlânâ,artık vartini Şems'in sohpetlerine hasretmiş,Şems'in nurlarına gömülüp gitmiş,artık bambaşka bir aleme girmişti.Şems'in cazibesinden yana yana dönüyor,ilahi aşkla kendinden geçercesine Sema ediyordu.Bu iki dostun sohpetlerindeki mukaddes sırrı idraktan aciz olanlar,ileri geri konuşmaya başladılar.Neticede Şems,incindi ve Mevlânâ'nın yalvarmalarına rağmen Konya'dan şama gitti.(14 mart 1246 perşembe)

______________________________________________________

HAZRETİ ŞEMS'İN KONYA'YA DÖNÜŞÜ



Şems'in ayrılığından derin bir ızdıraba düşen Mevlânâ,manzum olarak yazdığı güzel bir mektubu,Sultan Veled'in başkanlığını yaptığı bir kafileyle Şam'a,Şems'e gönderdi.Sultan Veled kafilesiyle Şam'a vardı,Şems'i buldu ve babasının davet mektubunu,hediyelerle birlikte saygıyla Şems'e sundu.Şems,''Muhammedi tavırlı ve ahlaklı Mevlânâ'nın aezusu kafidir.Onun sözünden ve işaretinden nasıl çıkabilir''diyerek,Mevlânâ'nın davetine icabet etti ve 1247'de Sultan Veled'in kafilesiyle,Konya'ya döndü.

_____________________________________________________

HAZRETİ ŞEMS'İN KAYBOLUŞU



Şems'in Konya'ya gelişine herkez sevindi.Mevlânâ'da hasretin sıkıntılarından kurtuldu.Artık Şemsin şerefine ziyafetler verildi,sema meclisleri tertip edildi.Fakat huzurla,muhabbetle,dostluk içinde süren günler pek fazla sürmedi,dedikodular ve can sıkısı durumlar yeniden başladı.Şems, o dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu,gönüllerinden sevginin uçup gittiğini,akıllarının nefislerine esir olduğunu anladı ve kendisini ortadan kaldırmaya çaşıltıklarını bildi,Sultan Veled'e dediki:Gördün ya azgınlıkta yine birleştiler.Doğru yolu göstermekte,bilginlikte eşi olmayan Mevlânâ'nın huzurundan beni ayırmak,uzaklaştırmak,sonra da sevinmek istiyorlar.Bu sefer öylesine gideceğim ki hiç kimse benim nerede olduğumu bilmeyecek.Aramaktan herkez acze düşecek,kimse benden bir nişan bile bulamayacak.Böylece bir çok yıllar geçecek de kimse benim izimi tozumu göremeyecek.''İşte Sultan Veled'e böyle yakınan Şems,1247-1248 tarihinde Konya'dan aniden gidip kayboldu.Şems'in kaybolmasından sonra Mevlânâ herkezden onun haberini soruyordu.kim onun hakkında aslı esası olamayan bir haber bile verse ve Şems'i falan yerde gördüm dese bir müjde için sarığını ve hırkasını vererek şükranelerde bulunuyordu.Bir gün bir adam,Şems'i Şam'da gördüm diye bir haber verdi.Mevlânâ buna tarif edilemeyecek şekilde sevindi ve o adama üstünde nesi varsa bağışladı.Dostlarından birisi,bu haber yalandır,o Şems'i görmemiştir dediğinde Mevlânâ şu cevabı vermiştir.''Evet onun verdiği bu yalan haber üzerine üzerimde ne varsa verdim.Eğer,doğru haber verseydi,canımı bile verirdim.''

________________________________________________________

HAZRET-İ MEVLANA'NIN ŞEMS-İ TEBRİZİ HAZRETLERİNİ ARAMAK İÇİN ŞAM'A GİDİŞİ



Mevlana,Şems'i çok aradı,onun ayrılığı gönülleri yakan,sızlatan nice şiirler söyledi.Onu aramak için iki kere Şam'a gitti.Yine Şems'i bulamadı.Bu iki son seyehatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte,büyük bir ihtimalle 1248-1250 yılları arasında olduğu söylenebilir.Sultan Veled'in ifadesiyle Mevlana,Şam'da sret bakımından Tebrizli Şems'i bulamadı ama,mana yönünden onu,kendisinde buldu.Ay gibi kendi varlığında beliren Şems'i,kendi gördü ve dediki:''Beden bakımından ondan ayrıyım ama,bedensiz ve cansız her ikimizde bir nuruz.Ey arayan kişi!İster onu gör,ister beni.O'yum O'da ben.''



(Karınca kitap evinin,türk klasikleri/öykü başlığı adı altında yayımlanan Mesneviden Seçmeler isimli kitabından alıntıdır.)
 

ahmet456

Yeni Kardeşimiz
Üyemiz
Hz Mevlana ve Güzel Konyamız

Paylaşım güzel teşekkürler, Allah Razı Olsun. Bir Konyalı olarak herkesin mevlana türbesini ziyaret etmesini dilerim. mükemmel bir yer. engin hoşgörüsüyle Hz Mevlana Huzur içinde yatsın.
 

ravza seyda

Başarılı Kardeşimiz
Üyemiz
çok güzel paylaşım..inşallah bizlerde devrin şems'lerinin kapısında mevlana'lar oluruz..
 

selahattin

Kurallara Uymadı
Üyemiz
ey pirim hz.mevlana,ey efendim şems hazretleri. sizlere doymak imkansız biliyorum.en kısa zamanda konyaya geleceğimide söyledim.fakat gelemedim.inşallah daha fazla uzatmadan geleceğim:(
 

Dinyolunda

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Mevlana bir sevgi ve hoşgörü elçisidir. Hayatı, kişiliği, eserleri, felsefesi binlerce kişiye konu olmuş, binlerce kitap yazılmıştır. Türk-İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli şahsiyetlerden biri olan Mevlana, dünyanın her yerinde eserleri okunan, derin bir sufi, büyük bir şair ve tasavvuf ehli bir alimdir.

Şems-i Tebrizi ile buluşması ve birbirlerine olan bağlılıkları birçok kimse tarafından eleştirilere neden olup farklı şekillerde yorumlanmıştır. Ancak yaptığı tüm davranışların, söylediği her sözün onun yolunda olduğuna inanan kesim küçümsenmeyecek kadar fazladır.

Mevlana Celaleddin-i Rumi Kimdir?


Mevlana 30 Eylül 1207 tarihinde bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan, Horasan'ın Belh yöresindeki Vahş kasabasında doğmuştur. Babası Hüseyin Hatibi oğlu Muhammed Bahaeddin Veled, annesi Belh emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. Babası "Sultan-ül Ulema" yani Alimlerin Sultanı unvanı ile tanınmıştır. Babaannesi ise Harezmşahlar hanedanından Türk prensesi Melike-i Cihan Emetullah Sultan'dır. Mevla-na, efendi-miz demektir. Asıl ismi Muhammed, lakabı ise Celaleddin'dir. Şeyh Sadreddin Konevi'nin, bir gün sohbetleri esnasında Mevlana diye hitap etmesi üzerine bu unvanla anılmaya başlanmıştır.
 
Üst Alt