İzmir Konak İlçesi

Turab

Teknik Ekip
Yönetici
Admin

KONAK
9 Temmuz 1984 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 3030 Sayılı Büyükşehir Belediyeleri'nin yönetimi hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hakkında kanun yürürlüğe girmesiyle Konak Belediyesi 1984 yılında Merkez İlçe belediyesi olarak kurulmuştur. 04.07.1987 tarihli Resmi Gazete ‘de yayımlanan 3392 Sayılı 103 İlçe Kurulması Hakkında Kanun ile de Merkez İlçe Belediyesi Konak Belediyesi olarak değiştirilmiştir. Konak Belediyesi Meclis Üyesi sayısı, Başkan hariç 37' dir.

Konak Belediyesi'nin Yaklaşık Alanı: 2438 hektardır. İzmir İli, Konak İlçesi'nde toplam 113 mahalle bulunmaktadır. Toplam sokak adedi: 2.905, Cadde adedi: 90, Bulvar adedi: 19, Meydan adedi: 14’dür. Bağlı beldesi yoktur.

Nüfusu: Türkiye İstatistik Kurumunun 2010 adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre bölünmüş Konak'ın yerleşik nüfusu: 405.580 kişidir. Yıllık nüfus artış hızı binde 9 civarındadır. Gündüz nüfusu tahminen bir milyonun üzerindedir.

KONAK İLÇESİ'NİN ANTİK ÇAĞ HAZİNELERİ

Homeros ve Meles Çayı

Büyük İskender'in Kadifekalesi

Roma Agorası

İZMİR'İN BÜYÜK HEMŞERİSİ HOMEROS

İlyada ve Odysseia isimli efsanevi yapıtları günümüze kadar ulaşmış olan tarihin ilk ve en büyük şairi Homeros, İzmir'de doğmuştu. İ.Ö.750-700 yılları arasında yaşadığı ileri sürülen Homeros kadar gelmiş geçmiş tüm dünya halklarını etkilemiş bir başka ozan daha yoktur.

Homeros, destanlarını bir Anadolu lehçesi olan İyonca-Aiolca karışımı bir üslupla söylemiştir. İyonya ile Aiolya'nın sınır kenti İzmir'dir. Bu sözlü şiirler daha sonra yazıya geçirilmiştir.

Homeros'un en ünlü lakabı 'Melesigenes', yani 'Meles Çayı'nın Çocuğu' dur. Meles Çayı da İzmir'de olduğu için, Homeros'un yazdığı ve Anadolu uygarlıklarının en eski tarih ve kültür kaynakları olan 'İlyada' ve 'Odysseia' Destanları, dünya edebiyatının en çarpıcı metinleri olarak günümüz yaşamında etkisini tüm şiirselliği ile sürdürmektedir.

Homeros'un Lir Çaldığı Meles Çayı

Aristotales, Homeros'un doğumunu şöyle anlatır: ‘Anadolu’ya İyon göçleri sırasında İos Adası'nın bir kızı olan Kriteis, bir ilah tarafından hamile kalır. Bu kadın Egina'ya kaçarsa da korsanlar, kadını İzmir'de Lidya Kralı Maion'a sunarlar. Kral, kadına âşık olur ve onunla evlenir. Bir süre sonra Kriteis, Meles Çayı kenarında Homeros'u doğurur ve akabinde ölür. Maion bu kendinden olmayan çocuğu büyütür ve ona doğduğu yeri vurgulayan 'Melessigenes' (Meles'in Çocuğu) ismini verir. ‘Antikçağın çeşitli yazarları Homeros’un yaşantısı hakkında farklı sözler söylemelerine karşın birleştikleri iki önemli konu vardır: Kör olan Homeros, İzmir doğumludur ve bu şair Meles Çayı’nın kıyısında şiirlerini söylemiş, çayın denize kavuşmak için kıvrıla fışkıra ilerlediği yörelerde lir çalarak destanlar şakımıştır. Eski yazarlar, sözü geçen Meles Çayı'nın günümüzdeki Halkapınar Çayı olduğu konusunda birleşmişlerdir. Ancak, modern çağın yazarları, tarihçileri ve arkeologları, Meles Çayı’nın Kemer Çayı olduğu konusunda bir eğilime sahiptirler. Yaşamını İzmir'de geçiren, Roma döneminin ünlü söylevcisi Aristides, bakın Meles Çayı'nı nasıl anlatıyor: ‘Deniz perilerine ismini veren ve kaynağından denize kadar yatağını kazan Meles, kentin kapıları önünde kolunu uzatır. Kaynadığı yer, denize doğru suları akan bir hamamdır(Diyana Hamamları). Meles, mağaraların, evlerin ve ağaçlık korulukların arasından geçip gider. Meles çağıldamaz, bunun dalgaları sessiz ve usulca denize kavuşur. Bazen, denizin dalgaları köpürünce Meles’in dalgaları geri bile çekilir. Meles'in her tarafı balıkla doludur. Yaz, kış aynı seviyededir. Ne kurur ne de kükrer. Meles, serseri değildir, yatağını terk etmez. Çünkü İzmir'in aşığıdır. O'nun amacı, şehri öpe koklaya, yavaş yavaş sevişerek, denize ulaşmaktır.'

Büyük İskender, Kadifekale'de

Önemli bir uygarlık tarihi araştırmacısı olan Prof. Dr. Server Tanilli,'Büyük İskender Gerçeğini” şöyle açıklar: ‘İsa’dan önce 336-323 yılları arasında bir dünya imparatorluğu kuran, Batı ile Doğu'yu devleti içinde birleştirmeyi amaçlayan ve 'Helenistik Uygarlık' diye bir dönemi yaratan Makedonyalı Büyük İskender, antik çağın en ünlü kişilerinden biridir. Ege Denizi’nden İndus Havzası'na, Libya Çölü’nden Hazer Denizi'ne kadar yayılan geniş imparatorluğu ile bütün fetihlerini gerçekleştirdiği zamanın kısalığı, çağdaşlarının belleğinde silinmez bir iz bıraktı ve yığınla efsanenin kahramanı durumuna getirdi onu. '(Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası-İnsanlık Tarihine Giriş-İlk çağ, 371-1984, İstanbul)

İskender, Anadolu'ya muazzam ordularıyla birlikte gelmişti. İzmir'in ikinci kez kurulması bu öykü içinde yer alır. Tıpkı İskender'in ismini taşıyan nice kentler gibi(İskenderiye, İskenderun),İzmir de bu dönemden sonra İskender'in mührünü taşımaya başlayacaktır. Efsanelere karışmış olan İzmir'in ikinci kuruluş öyküsü şöyledir: İsa’dan önce 334 yılında Sardeis'ten (Sart) İzmir'e gelen Büyük İskender, o zaman ormanla kaplı 'Pagos Tepesi' denilen Kadifekale'de Nemesis Kutsal Alanı'nda (İzmirliler çifte Nemesis'i yani ikili su perisini kutsal sayarlardı) avlanırken, bir ara ulu bir çınarın (bazı kaynaklarda palmiye diye geçer, örneğin George Bean) altında uykuya daldı. Rüyasında gördüğü iki Nemesis, İskender'den yepyeni bir İzmir kentini uyuduğu tepenin eteklerinde kurmasını isterler. Uykusundan uyanan İskender, Klaros'un (Ahmetbeyli) Apollon Kahini'ne gördüğü rüyayı anlatarak, fikrini sorar. Kâhin rüyayı tek bir cümlede yorumladı. İskender, generalleri Antigonos ve Lysimakhos'a yeni kenti kurmaları için emir verdi. İnşaatlara Antigonos başladı, kenti bitiren ise, Lysimakhos oldu. Nemesis adında Kadifekale'de bir tapınak yapıldı.

Büyük İskender'in emri ile yer değiştiren İzmir kenti, M.Ö.4. Yüzyılın sonlarında Kadifekale yamaçlarına nakledilmişti. İskender’in ünlü Generali Lysimakhos'un kurduğu kent, Kadifekale'yi 'İçkale/Akropol' kabul ediyor ve cephenin batı yamaçlarını kaplıyordu. Kadifekale'nin kuzey ve batıya bakan köşesinden başlayan iç liman ağzında bir zincirle kapanan surlar ve buna bağımlı müstahkem mevkiler, İzmir'i dışa koruyan Dışkale'yi oluşturuyordu. Kadifekale'nin kuzeyindeki köşeden aşağı sarkan surlar, tiyatroyu içeride bırakarak, günümüzdeki 967 Sokak boyunca Basmane'ye geliyordu. Sadık Bey Oteli civarında önce batıya,100 metre ileride ise kuzeye dönüyordu. 1364 nolu sokağın Garaj tarafındaki köşesinden tekrar batıya yöneliyordu. Surlar, buradan itibaren Hisar Camii civarına geliyordu. Eskiden burada İç Liman uzantısı olduğu için güçlü bir tahkimat vardı. Hisar Camii, ismini 1402'de Timur’un yerle bir ettiği bu kaleden almıştır.

Kadifekale'nin güneybatı köşesinden gelişip ilerleyen surlar ise, stadı içine alıyor ve Beştepeleri takip edip Değirmen Dağı'na ulaşıyordu. Burada denize sarkarak, 859 nolu sokak kenarına geliyordu. Denize ulaştığı yerde de bir kale olma olasılığı vardır. Görüldüğü gibi, yabancı kavimlere karşı İzmir kendini çok güçlü bir koruma sistemi ile sarmıştır. Evliya Çelebi'ye göre 'Fil cüssesi kadar kocaman taşlarla örülmüş olan Kadifekale', kenti kuşatan dış kale, iç limanı çevreleyen küçük surlar ve liman ağzındaki kalelerle, İzmir gerçekten iyi korunuyordu.

ROMA DÖNEMİ

Romalılar, İzmir'e İ.Ö. ile İ.S.395 yılları arasında egemen olmuşlardı. Roma Dönemi İzmir'i başlı başına dev ve görkemli bir dönemdir. Sezar, Oktavyanus, Marcus Airelyus, Brütüs ve Hadrianus gibi Romalı İmparatorların veya Kraliçe Küçük Faustina’nın âşık oldukları doğunun efsane kızıdır İzmir. Asya'nın Gerdanlık Kızıdır, görkemli Smyrna... Romalı İmparatorlar, ünlü savaşçılar, generaller ve konsüller dinlenmek ve doğunun gizemine savrulmak için Akdeniz'in en doğusundaki İzmir'e gelmişlerdir. Küçük Asya'da Tiber Tapınağı'na yapılması için on bir kent arasında bir tercih yapılması gerekiyordu. Bu kentler şunlardır: Sardes, Troya, Tralles (Aydın), Hypepes (Ödemiş), Loadiya (Denizli), Halikarnas (Bodrum), Magnesia (Manisa), Efes, Milet, Bergama ve İzmir. Tüm bu ünlü kentler içinde, bizzat Roma İmparatoru tarafından yapılan seçimde önceliği 'İzmir' almıştır. Kent, Romalılar zamanında gemi inşa eden Tersaneleri yüzünden tüm Akdeniz’de büyük bir üne sahip olmuştur. Bu arada Asya Olimpiyatları'nın 'İzmir'de Asya'nın Genel Olimpiyatları ' cümleleri vardır.

Antikçağın tarihçelerinden Filostrat'ın yazdığına göre, Roma Dönemi İzmir'i tüm Avrupa kentlerini ile yarışacak derece güzel ve mamur idi. İzmirliler bu dönemde ticaret, bilim, eğitim alanlarında zamanın en ileri düzeyini temsil ederlerdi. Tapınaklar, okullar, kültür sarayları, hastaneler, muazzam talklar, geniş caddeler, büyük bir mimari sezgi ile düzenlenmiş semtler, jimnazyumlar, koşu alanları ve tiyatrolar ile İzmir; coğrafyacı Strabon’un dediği gibi, dünyadaki kentlerin en güzelleri arasındaydı. Bu yüzden İtalya'dan, Yunanistan'dan, Adalar'dan ve Asya'dan birçok öğrenci okumak için İzmir'de yontulan bir mermer kitabede, İzmir'e 'Âlimler Ormanı' denmesi herhalde boşuna olmasa gerek...

İZMİR'İN HALA YAŞAYAN AGORASI

İzmir'in Agorası, Büyük İskender tarafından yeniden kurdurulan kentin iskân sahası Kadifekale’nin kuzey yamacından, şimdiki adı ile Namazgâh Mahallesi'ndedir. Eskiden Türk Mezarlığı olan Agora kalıntıları, yüzyıllardır yarı açıkta duran bazı mermer sütunların ilgi çekmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Agora'nın ortaya çıkarılmasında en büyük hizmeti, İzmir Arkeoloji Müzesi'nin eski müdürü Selahattin Kantar yapmıştı. Türk Tarih Kurumu'nun yardımı ile 1932-1941 yıllarında bizzat kazıları yürüten Selahattin Kantar ve daha sonra Agora hakkında çeşitli yayınlar yapan Arkeolog Hakkı Gültekin, Roma Dönemi İzmir'ini aydınlatma açısında paha biçilemez bir hazine olan Agora'yı gözler önüne sermiştir.

İzmir, M.S 178 yılında müthiş bir deprem sonucu yerle bir olmuştu. Kalıntıları bulan Agora'nın 178 yılından sonra İmparator Marcus Aurelius'un yardımları ile yeniden inşa edilen Agora olduğu tespit edilmiştir. Çünkü imparatorun eski eşi Küçük Faustina bu tarihten sonra Anadolu'da vefat etmiştir. Agora'da Küçük Faustina'ın maskının üzerinde yer aldığı bir kemer bulunmuştur. Bu nazlı Kraliçe'nin güzelin büstü günümüzde de Agora'yı süslemektedir.

İzmir Agora'sı bir ticari Agora değil, aksine bir devlet Agorası'dır. Yani devletin kontrolündeki bir kurumdur. Ticari Agoralarda bulunmayan bir Bazilika'nın ve içinde mahkeme salonların bulunuşu ve 28 adet dükkânın devletin emtia ve donanımını korumakla ilgili bulunması, bu yapının İzmir'deki Roma Bürokrasisi için son derece önemli bir yer olduğunu belgelemektedir. Balıkesirli Aristeides'e göre, Agora aynı zamanda dini bir hüviyet taşımaktadır.

İzmir Agorası, günümüzde turistlerin büyük ilgisini çeken bir yapı olarak, yarı yarıya gün ışığına çıkarılmış görüntüsü ile İzmir'i süslemektedir. Agora'nın çevresinde daha nice Eski İzmir kalıntılarının bulunduğu tahmin edilebilir.

Ak Sakallı Tanrı Poseidon

İzmir Agorası kazılarında, Roma döneminde yapılmış 'Tanrı Poseidon'un kabartma şeklinde enfes bir heykeli bulunmuştur. Bu heykel, ' Tanrıça Demeter'in heykeli ile yan yana günümüzde İzmir Arkeoloji Müzesi'ndedir.

Kentin deniz ticaretindeki önemini vurgulayan Poseidon Heykeli, Bazilika'nın batı ucunda yerin altında ele geçmiştir. Burnu kırıktır. Bir kaya üzerinde sola dönmüş vaziyette oturan ve Krepis denilen ayakkabısını giymiş olan Poseidon'un belden aşağısı bir mantoyla sarılı, yukarı kısmı ise çıplaktır. Sağ elinde üç dişli bir asa, sol elinde Yunus Balığı vardır. Bilindiği gibi Poseidon, Denizler Tanrısı'dır. Denizdeki tayfunların, dalgaların ve girdapların hâkimi olan Poseidon, iyi insanları taşıyan gemilerin koruyucusu, kötü donanmaların amansız düşmanıdır. Mitolojiye göre Baştanrı Zeus ile devamlı didişen Poseidon Anadolulu olduğu için, Troya savaşlarında Yunanlılara karşı, Anadolu özgürlük savaşlarını tutmuştur. Yunanlı savaşçılar, Poseidon'un müthiş öfkesinden şikâyet edip dururlar, tüm İlayda Destanı boyunca... Yine aynı sebepten, Yunanlı savaşçı Odysseuei denizyolu ile ülkesine dönerken kükremiş Poseidon'dan az çekmez...

İsterseniz Homeros'u dinleyelim. Bakın Poseidon, Odysseus'a nasıl saldırıyor:

(Odysseia, bölüm 5, satır 291)

'Böyle dedi, yığdı bulutları üst üste

Bir anda, allak bullak etti denizi,

Üçlü yabasını tutuyordu elinde,

Salıverdi çeşitli yellerin kasırgasını tekmil,

Toprağı, denizi kapladı göklerden,

Euros'la Notos ve uyuyan Zephyros,

Ve koca dalgalarla açık gökten kopan Boreas,

Estiler dört bir yandan boğuşa boğuşa.

Sızladı yüreği Odysseus'un çözüldü dizlerinin bağı,

İnleye inleye şöyle dedi ulu canlı yüreğine:

Vay benim talihsiz başım vay,

Bunu da mı görecektim sonunda?

Tanrıça'nın dediği doğru mu çıkıyor ne?

Daha çok çile dolduracaksın demişti,

Baba toprağına varmadan önce

Saçları Buğdayla Örgülü Demeter...

İzmir Agora’sında Poseidon kabartmasının hemen yanı başında 'Güzel Örgülü Demeter' in de bir heykeli bulunmuştur. Kırık parçalardan oluşan bu mermer kabartmanın Roma Dönemi'nde Poseidon ile bitişik durduğu tahmin edilmektedir. Homeros'un destanlarında 'Güzel Saçlı Kraliçe' veya 'Güzel Örgülü Demeter' diye geçen Toprak ve Bereket Tanrıçası Demeter'in heykeli ayakta ve sağ ayağı üzerinde doğrulmuş olarak tasvir edilmiştir. Agora'daki Demeter, kemersiz, bir hiton üzerinde, baştan aşağı örtülü bir manto kuşanmıştır. Sağ eliyle uzun elbisesinin ucunu, sol eliyle aşağı sarkan elbisesini yukarı doğru çekmektedir.

Demeter, ekinleri ve özellikle buğdayı simgeler. Ge-Me-ter, yani 'Toprak Ana' olarak da telaffuz edilir. İlkçağ Helenlerinin tapındıkları Tanrıça Demeter, daha sonra Romalılarının Tanrıçası Ceres Demeter Kabartması da, bu Demeter'dir. Gerçekte Demeter Simgesi, Anadolu'nun Bereket Tanrıçası Kibele'nin farklılaşarak inançlar dünyasında yeni bir görünüme bürünmesidir.

Saçları buğdayla örtülü bir Bereket anası olarak, dünya sanatçılarının yüzyıllarca ilham kaynağı olan Demeter, İzmir Agorası'ndaki kabartması ile kentin kara üretimi ve ticareti açısından önemini vurgulamıştır. Agora'daki Poseidon'la yan yana yontulan Demeter, İzmir’in Roma Dönemi'nde Asya'nın en işlek kenti olduğunu belirtmektedir. İzmir Arkeoloji Müzesi'ni ziyaret ederken, Demeter'in enfes kabartması önünde uzun uzun durup, Tanrıça ile sessizce fısıldaşırız, değil mi?

Poseidon ve Demeter Heykelleri, birlikte İzmir Agorası kazılarında bulundu. Uzun yıllar yine birlikte Agora'da açıkhavada sergilendikten sonra, şimdi İzmir Tarih ve Sanat Müzesi'nde bulunmaktadır.

Sevimli 'Küçük Faustina'nın Öyküsü

'Küçük Faunista' kıvırcık sarı saçlı, zümrüt yeşili gözlü, şeker gibi tatlı ve kumru gibi masum bir kızdı. Babası Roma İmparatoru Antoninus Pius'un görkemli sarayında yaşayıp giderken, İspanya kökenli sanatçı bir aileden gelen yakışıklı Marcus Aurelius'a âşık oldu. İki genç, romantik bir aşk yaşayarak İ.S. 145 yılında törenle evlendiler. Prenses Faustina ile mutlu bir evlilik geçiren Marcus Aurelius, kayınpederinin ölümü üzerine güçlü bir politik özgeçmişi olması yüzünden İmparator ilan edildi

İmparator Marcus İ.S 175 yılında kendisine karşı isyan eden Romalı General Casus'a karşı Asya Seferi'ni başlattı. Yanına sevgili karısı küçük Faustina'yı ve oğlu Commodus'u da almıştı. İzmir'e geldiklerinde, Faustina, Doğu'nun bu masmavi kentine vuruldu. Kadifekale surlarına çıkar, denizden esen güzelim imbata karşı, bembeyaz güvercinlerini azat edip gökyüzüne salıverirdi.

Ne yazık ki, Roma Ordusu Toros Dağları'nı aşarken, Halala kenti civarındaki Küçük Faustina hastalandı ve kocasının kolları arasında ölüverdi. İmparator Marcus Aurelius, büyük bir üzüntüye kapılmıştı. Suriye ve Mısır'a gittikten sonra, İzmir'e döndü ve karısının sevdiği bu kentten ayrılmak istemedi. Bu arada İzmirli Aristeides ile çok yakın dostluk kurdu. İşte, bu hüzün dolu günlerin dostluğu sonucu, İzmir İ.S. 178'de korkunç bir depremle yıkılınca İmparator'un özel ilgisiyle yeniden inşa edilebilmiştir.

İzmirliler, sevgili kentlerini yeniden kurarken Agora'nın batı yapısı girişindeki kemerli kapıya Küçük Faustina'nın sevimli bir kabartmasını yerleştirdiler. Burun, dudaklar ve çenesinin hafif zedelenmesine rağmen, günümüz İzmir Agorası'nı süsleyen küçük Faustina ne güzel yaşıyor değil mi?

"GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KONAK"

"Konak", İzmir'de sadece bir semt ya da mahalle adı olmayıp özellikle son iki yüzyıldır şehrin merkezi olmuştur. Bu nedenle Konak Meydanı ve çevresine "İzmir'in Kalbi" diyebiliriz. Meydan ve çevresini oluşturan alanın en önemli yapısı hiç kuşkusuz İzmir Hükümet Konağı'dır. Konak, ayrıca Saat Kulesi, Belediye Sarayı, Vapur İskelesi, Yalı Camii, Ankara Palas, Anafartalar Caddesi girişi, Askeri Kıraathane, Milli Kütüphane ve özellikle Sarı Kışla başta olmak üzere günümüze kadar ulaşabilmiş ya da geçmişin anıları içinde kalmış birçok mekânı barındırmış bir semttir ve iş merkezi yoğunluğu hem de hemen tüm İzmir'den varılan/ulaşılan son nokta olma ile hemen tüm İzmir'e ulaşmak için yola çıkılan ilk nokta olma özelliğini uzun yıllar koruyarak İzmir'in merkezi olmayı başarmıştır. İzmir kadar büyük bir başka kentte hemen tüm yoğunluğun Konak gibi bir tek alana yığıldığı bir başka örnek bulmak çok zordur.

Konak, yakın zamana kadar İzmir'in bir numaralı ticaret merkezi Kemeraltı ve çevresinin ana giriş-çıkış kapısıdır. Tüm şehir içi ulaşım araçlarının her yöne başlangıç noktası Konak Meydanıdır.

Antik İzmir'de bu alanın bulunduğu yer "İç liman"ın bir bölümü olarak görülür. Günümüzün Konak Meydanı'nın Güney Batı yönündeki bir noktadan başlayan liman geniş bir kavis çizerek Hisar Camii'nin yakınlarındaki bir noktada son bulur ve kıyı şeridi Bornova Körfezi'ne doğru uzayıp gider. Bu iç limanın girişinin solunda bulunan ve ilk yapılış tarihi bilinmeyen ancak XIII. Yüzyıl'ın başlarında Bizanslılar tarafından elden geçirilen Kale; XIV. Yüzyıl'ın ortalarında St. Jean Şövalyeleri tarafından adeta yeniden yapılırcasına onarılır ve limanın kontrolü amacıyla kullanılmaya başlanır. Sonraki yıllarda iç limanın giderek dolması ve yok olması kalenin stratejik önemini ortadan kaldırır ve gün geçtikçe harap olan kale sonunda ortadan kalkar. Hisar Camii'nin adındaki "Hisar" sözcüğü bu kalenin yanı başında yapılmış olmasındandır. Günümüzde Çankaya semti civarındaki "Kale Arkası" denilen bölgenin adı da bu kaleden kalmadır. İşte yukarıda sözünü ettiğimiz iç limanın kavisli kıyısı doldurulduktan sonra günümüzün Kemeraltısını oluşturan çizgi olurken, iç limanın sağ köşesindeki kalan ve günümüze kadar parça parça doldurulan alan da Konak Meydanı olur. Cumhuriyetin ilanından sonra meydana İzmir Belediye Meclisi kararı ile "Atatürk Meydanı" adı verilir. Ancak yetkili kişiler ve kurumlarca bile bu meydan için "Konak Meydanı" denmekte ve "Atatürk Meydanı" adı pek kullanılmamaktadır

Konak Meydanı'nın tarihi içinde yaşadığı en önemli iki gün 15 Mayıs ve 9 Eylül günleridir. İzmir'in tarihte yaşadığı en büyük kâbus olan ve 15 Mayıs 1919 Perşembe günü Yunan askerinin Kordon'a ayak basıp Konak Meydanı'na yürüyüp öncelikle Hükümet Konağı ve Kışla'yı ele geçirmesiyle başlayan "İşgal", 9 Eylül 1922 Cumartesi günü Türk Askeri'nin Konak Meydanı'nda Kışla ve Hükümet Konağı'na bayrak çekmesiyle sona erer.

(Bu tarihçe Yaşar ÜRÜK tarafından yazılmıştır.)

HÜKÜMET KONAĞI

1868-72 yılları arasında inşa edilmiş olan Hükümet Konağı, İzmir için mimari özelliğinden çok Kurtuluş Savaşı'ndaki yeri nedeniyle önemli olan bir yapıdır. 9 Eylül 1922'de Türk ordusunun İzmir'e gelmesi ile Hükümet Konağı'na çekilen Türk Bayrağı adeta zafer ile özdeşmiş bir görüntüdür. Bu nedenle, Konak 1970'de yandıktan sonra 1971 yılında açılan Yeni Hükümet Konağı mimari proje yarışmasında, yapının bayrağın çekilmiş olduğu balkonlu bölümünün korunması öngörülmüştür. 1970'lerin ortalarında tümüyle yıkılan Konak, uzun süren tartışmalar sonucunda 1980'den sonra cepheleri orijinaline çok yakın bir şekilde yeniden inşa edilmiştir.

SAAT KULESİ

Sarı Kışla, Hükümet Konağı, Hapishane, Hastane ve en son eklenen Saat Kulesi ile Osmanlı Devleti’nin İzmir’de modernleşme çizgisindeki kamusal meydanı tamamlanmış olup ve bu mekân toplumsal alanda çok sık kullanılan bir yer olmuştur, hatta kentin kalbi haline gelmiştir. 1901 yılında 2. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. Yılı için Sadrazam Küçük Said Paşa tarafından yaptırılan ve yapımı 1 Eylül 1901’de tamamlanarak faaliyete geçen Saat Kulesi, İzmir’in güzel çirkin, acı tatlı, sevinçli üzgün yirminci yüzyılda yaşadığı her güne tanık olmuştur. Ne var ki bu anıt, 1 Şubat 1974 tarihinde İzmir’de yaşanan 5,2 şiddetindeki depremden zarar görmüş ve kulenin saat kadranları üzerindeki son kat yıkılmış, inşa edilirken kesme taşlar arasına demir ve bakır lehimlenerek yapılan ana gövde depremlere dayanmıştır. Yıkılan kısım yaklaşık iki yıllık süre içinde onarılarak eski haline getirilmiştir.Saati dönemin Alman İmparatoru Kayser II. Wilhelm tarafından Osmanlı-Alman yakınlığı nedeniyle hediye edilmiştir.

Konak meydanını süsleyen ve İzmir’in simgesi olan Saat Kulesi gerçekten zarif bir sanat eseridir. 81 metrekare taban üzerine sekizgen şekilde ve dört basamaklı haç biçimde mermer bir platform üzerine yapılan Saat Kulesi, 25 metre yüksekliğinde ve dört katlıdır. Sekizgen platformun dar kenarlarında, dörder küçük sütun üzerine oturan sebiller yer alır. At nalı kemerli, baldaken biçimli sebillerin üçer çeşmesi ve kurnası ile ortasında fıskiyeleri vardır. Fıskiyelerden bugün iki tanesi yok olmuştur. Baldekenlerin üzerini alemli kubbeler örter. Sebiller arasındaki geniş dört cephede, at nalı kemerli, demir şebekeli birer açıklık bulunur. Bu açıklıklardan deniz tarafındaki olanı kapıdır. Cephelerin ve sebillerin üzerini çepeçevre fistolu saçak dolaşır. Kulenin platformu beyaz mermerden, diğer bölümleri ise kesme taştan yapılmıştır.

Sekizgen kaide üzerinde sütunlu bir galeri ve onun da üzerinde köşeleri pahlanmış kare prizma gövde yükselir. Zarif başlıklı, küçük kaideli sütunlar birbirine üç dilimli kemerlerle bağlanır. Galeri ve çeşmelerde kullanılan pembe ve yeşil sütunların başlıklarında ve köşelerinde bitkisel süslemeler yer alır. Gövdenin dört bir tarafında, orta yerinde açılmış at nalı kemerli küçük nişli balkon görüntüsü veren unsurlar görülür. Bunun üzerinde, Doğu ve Batı yönlerinde birer Osmanlı arması, Kuzey ve Güney yönlerinde ise Sultan II. Abdülhamit’in tuğraları kabartma olarak yapılmıştır.

İLK KURŞUN ANITI

Yunan Ordusunun İzmir'i işgali sırasında, denizden karaya çıkan düşman askerlerine karşı ilk kurşunu sıkarak, Türk direnişinin ilk örnek davranışını gösteren ve ardından şehit olan gazeteci Hasan Tahsin adına dikilen ve onu ilk kurşunu sıkarken gösteren heykel-anıt bugün Konak Meydanındadır. Anıt, 1974 yılında yaptırıldı.

İlk Kurşun Anıtı

YALI (KONAK )CAMİİ

Konak Meydanı'nda, çinileri ve sekizgen planıyla dikkatleri çeken, İzmir'in en zarif camilerinden Yalı (Konak) Camii, Mehmet Paşa kızı Ayşe Hatun tarafından 18.yüzyılda yaptırılmıştır. Sekizgen planlı caminin mimarisinde kesme taş kullanılmıştır. Harim ile dış cephelerde yer alan çiniler, 19. yüzyıl Kütahya çini geleneğinin en güzel örneklerini yansıtmaktadır.

KONAK MEYDANI VE CİVARINDAKİ TARİHİ BİNALAR

Konak Meydanına çıkan caddeler ve bulvarlar üzerinde meydana gelen ve Neoklasik Türk Üslubu veya Milli Mimari Rönesans’ı denilen fakat daha sonra adı 1. Ulusal Mimarlık Akımı diye değişen üslupta binalar yükselmeye başlamıştı. 1. Ulusal Mimari Akım Cumhuriyet dönemi mimarlarımızdan Kemalettin ve Vedat beylerin öncülüğünde ortaya çıkmıştır. Üslup Türk milli tarzını hedeflemeyi amaçlamıştır. Yapılarda klasik Osmanlı dönemi mimari öğeleri ve süslemeleri kullanılırken bunun yanında Selçuklu dönemi mimari öğeleri ve süslemeleriyle melez bir üslup ortaya çıkarılmıştır. Teraslar, konsollar, yuvarlak köşeler, köşe kubbeleri, plasterler, sivri kemerli pencere ve kapılar, çini panolar, mukarnaslı kemerler, köşe alınlıkları gibi detaylar bu yapılarda kullanılmıştır. Bu yapıların bazılarına örnek verecek olursak; Borsa Sarayı, Tuhafiyeciler Çarşısı, Türkiye Denizcilik İşletmeleri İzmir Şube Müdürlüğü Binası, Tekel Müdürlüğü Binası, Ziraat Bankası, Çatalkaya Hanı

(Roma Bankası Binası), Afyon Hanı, Bahçeliler Hanı, Osmanlı Bankası, Kısmet Hanı, Silahtaroğlu Hanı, Kavaflar Çarşısı, Türkiye Ekonomi Bankası binası, Pasaport binası, yangın alanı dışında kalan Milli Kütüphane ve Elhamra Sineması Binaları, Türk Ocağı binası ve simdi bahsedeceğim Kardıçalı Hanı bu yapılardan bazılarıdır.

MİLLİ KÜTÜPHANE ( DEVLET OPERA VE BALESİ BİNASI)

İzmir Milli Kütüphanesi, İzmirli avukat Kadızade İbrahim Bey'in öncülüğü ile 1911 yılında kurulmak istenmiş, mali yetersizlikler sonucunda kütüphanenin açılışı bir yıl sonraya kalmıştır.23 Haziran 1912 tarihinde Beyler Sokağı'nda Salepçizade Konağının selamlık bölümünde hizmete giren kütüphanenin bugünkü binasına taşınması ise uzun yıllar almıştır. Kütüphanenin açılışından kısa bir süre sonra valilik, kütüphane ve ona gelir sağlamak amacıyla planlanan sinemanın tesisi için arsa bulunmuş, hatta duvar inşaatının bitirilmesini sağlamıştı. O dönemde sinemanın yanındaki bina patinaj salonu olarak düşünülmüş, kütüphane için ise Bahribaba Parkı'nda bir yer ayrılmıştı. Bu yapı da temel üstüne inşa edilmişti. Ancak, Balkan Savaşı, Dünya Savaşı ve işgal yılları inşaatın durmasına neden olmuştu. 1922'den sonra özellikle sinemanın inşası ele alınmışveİpekçi kardeşlerin yardımı ile Milli Sinema ( Elhamra Sineması ) 1926 yılında hizmete açıldı. Bu arada, Bahribaba parkında kütüphane arsası Belediyece kamulaştırılmıştır, elde edilen gelir ile yangın yerinde alınan arsaların satışı sonucunda toplanan 92.212 TL ile de kütüphanenin inşaatına geçilmişti. Milli Kütüphane 29 Ekim 1933'de Cumhuriyet'in onuncu yıl şenliklerinde hizmete açıldı. Neo-Klasik tarzdaki Milli Sinema ve Milli Kütüphane'nin projeleri Vali Rahmi (Arslan) Bey tarafından 1909'da Sanayi-i Nefise Mektebi'nden (daha sonraki Güzel Sanatlar Akademisi) mezun olmuş olan kolordu mimarı Tahsin Sermet'e yaptırılmıştı. Yıllarca Milli Kütüphane ‘ye bağlı olarak çalışan ek bina, Elhamra Sineması olarak İzmirlilerin beleğine yerleşmiştir. 1980'den sonra İzmir Devlet Opera ve Balesi'nin kullanımına verilmiştir.

DİŞ HASTANESİ

Eski Devlet Hastenesi'dir. Daha önceki isimleri ise Guraba-ı Müslimin Hastanesi, Memleket Hastanesi olarak geçmiştir. 1849'daki deprem ve salgından sonra Emin Muhlis Paşa İzmir'de ilk darüşşifayı kurmuştu. Bugünkü hastanenin yerindeki İngiliz Konsolosluğu arsayı, hastane yapılması koşulu ile Osmanlılara vermişti. 1851'de padişahın izni ve halkın da bağışları ile bu arsada İzmir'in ilk hastanesi (Guraba-i Müslümin) kuruldu. 1897'de artık yetesiz kalan hastaneye cephane depolarınn bulunduğu arsa tahsis edildi. 1903'de o dönem için tam teşekkülli sayılabilecek bir hastane oluşturdu. 1913'de İdare-i Vilayet-i Umumiye kanunu ile "İzmir Memleket Hastanesi" adnı alan kurum, 1950'de "İzmir Devlet Hastanesi" oldu. Bir süre Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni barındıran bina, Devlet Hastanesi'nin 1982'de yeni yerine taşınmasından sonra, 1985'de İzmir Doğumevi olarak kullanıma açıldı. Sonra Diş Hastanesi oldu.

ÇATALKAYA HANI (Vakıflar Bankası Binası )

Çatalkaya Hanı 1931'de Mimar Mühendis Kemal Bey tarafından yapılmıştı. 1938'de Vakıflar İdaresi'nin eline geçen yapının Cumhuriyet Bulvarı kanadında halen İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü T.C. Vakıflar Bankası T.A.O. Ege Bölge Müdürlüğü ve Vakıflar Bankası İzmir şubesi, Şehit Fethi Bey caddesi ucunda ise kiralık dükkân ve bürolar bulunmaktadır. Yapı, 1.Milli Mimari ve Art Deco stillerinin özelliklerini taşımaktadır.

ZİRAAT BANKASI BİNASI

İzmir Ziraat Bankası 1930'da yapılmıştır. 1.Milli Mimari hem de Art Deco stillerinden izler taşıyan bu yapı, camlı tavanlı banka holü, özel bir duvar sistemi olan kasa dairesi ve ağır kapıları ile banka mimarisinin ilginç örneklerindendir.

OSMANLI BANKASI BİNASI

1926'da Mimar G.Mongeri tarafından yapılan İzmir Osmanlı Bankası, 1.Milli Mimari dönemi yapılarındandır. Camlı tavanlı banka holü, cephe süslemeleri ve üstü kapalı bir teras olarak projelendirilmiş olan en üst katı ile yapı, aynı mimara ait olan ve Ankara'da bulunan Osmanlı Bankası'nın bir benzeridir. Teras katı, sonraki yıllarda, yapının mimari karakterine yabancı kalan doğramalar ile kapatılmış, özgün projede banka ile birlikte tasarlanmış olan komşu parseldeki iş hanı ise sonradan yıkılarak yerine bir şube binası inşa edilmiştir. Banka kapısı da son yıllarda yıkılarak değiştirilmiştir.

BÜYÜK KARDIÇALI HANI

1910 yılında da İzmir’e göçen Kardıçalı’lı İbrahim Bey tarafından yaptırılan yapı Türkiye’deki ilk betonarme olarak inşa edilen binalardan biridir. Han 1928 yılında tamamlanmış ve kullanıma açılmıştır. Yapının mimarı Cumhuriyet döneminin önemli mimarlarından biri olan Mehmet Fesçi Bey’dir. İki bin metrekare alan üzerine oturan han Birinci Ulusal Mimari Akım örneğinin önemli yapılarından biridir. Yapı Mimar Kemalettin Caddesi ve 2. Kordon caddelerine bakan köşelerinden iki metal yalancı kubbeye sahiptir. Yapı zamanla bakımsız kalmış ve yıpranmıştır. Han 2003 yılında bir tadilat görmüştür. Fakat hanın acil bir şekilde özgünlüğü bozulmadan restore edilmesi gerekmektedir.

Büyük Kardıçalı Hanı, günümüzde özel Sanat Merkezlerinin hizmete girmesiyle yeni bir sayfa açılarak bir sanat kompleksine dönüşmüştür. Handa opera, bale, müzik, resim, heykel, telli çalgı tamir ve kukla atölyeleri olmak üzere gençlere güzel sanatlar kursları verilmekte ve TOBAV İzmir Şubesi de bu handa hizmet vermektedir.

İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ BİNASI

1891'de kurulan İzmir Ticaret Borsa'sı 1919'a kadar bu yapıda etkinliğini sürdürmüş, işgalden sonra 1921'de Yunan Milli Bankası'nın kullanımına ayrılmıştır. 1922'den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi olan yapı, halen İzmir Turizm Bölge Müdürlüğüdür. İzmir'de ki 19.Yüzyıl sonu 20.Yüzyıl başı kâgir mimarisinin tipik bir örneğidir.

BORSA SARAYI

1891'de kurulan ve Türkiye'de ilk ticaret borsası, 1919'a kadar bugün Gümrük Posta Müdürlüğü olan yapıda, işgalden sonra Gümrük’teki bir Fabrikada, kurtuluştan sonra ise Metveler sokaklarındaki değişik yapılarda etkinliğini sürdürmüştür.1928'de, özel olarak inşa edilen ve halen kullanılmakta olan Borsa Sarayı'na taşınmıştır. Sivri kemerleri, bitkisel motifli alçak kabartmaları, sütunce (sahte sütun) ve kabartmaları (yarım küre şeklinde kabartma) ile İzmir Borsa Sarayı, Osmanlı ve Selçuk mimarisinden esinlenmiş olan 1.Milli Mimari döneminin İzmir'deki en önemli örneklerinden biridir.

KONAK PİER

Bugün bizim "Taş Bina" diye isimlendirdiğimiz ve 1870'lerde yapılan bina ise gümrük işlemlerinin ve hacminin artması nedeniyle dolgu alanın orta kısmına 2 katlı yığma taş bina olarak inşa edilmiş ve 1954 yıllına kadar Gümrük Binası olarak kullanılmıştır.1905-1913 yılları arasında, denizin bir kez daha doldurulması sonucu bugün “Büyük Hol” olarak adlandırdığımız bölüm inşa edilmiş ve 1960’lı yılların başından itibaren binayı T.D.İ. kullanmıştır. 1955-60 yıllarında ise Belediye kendisine ait olan Büyük Hol ‘ün güney cephesini “Balıkhane” olarak düzenliyor. Bugün bile pek çok İzmirlinin burayı “Balık Hali” olarak adlandırması boşuna değildir. Binanın bu bölümünün bir kısmı yine Belediye tarafından 1996 yılına kadar ESHOT Otobüs Hareket Amirliği olarak kullanılmıştır.Bina rölöve çalışmalarına başlanılan 1995'ten bugüne, yaklaşık 2 asırdır denizden, Kordon'dan, kısacası İzmirlinin kent hayatından koparılan bu Gümrük Yarımadası, aslına uygun boyası ve dayanıklılığı artırılmış mimari yapısı tekrar bir cazibe, enerji ve çekim merkezi olarak İzmirlilere hatta tüm Egelilere hizmet vermeye başlamış, yat limanı, alışveriş merkezi, restoranları, kafeleri, sinema salonları, gün batımları, gece parıltıları ve her bir köşesinde tarihin coşkusuyla İzmir’in en önemli merkezlerinden birisi haline gelmiştir.

KEMERALTI ÇARŞISI

Konak ilçesinde Mezarlıkbaşı semtinden başlayarak Konak Meydanı’na kadar ulaşan ve ticari faaliyetlerin yoğun şekilde yaşandığı semt ve çarşı. Fevzipaşa Caddesi ve Eşrefpaşa Caddesi çarşının kara sınırlarını oluşturur.

1650–1670 yıllarından itibaren deniz kıyısının doldurulması ve yeni yerleşim alanları ile ticarethanelerin açılması ile oluşturulmuştur. 1597'de inşa edilmiş Hisar Camii'nin bulunduğu mevkiden başlatılmış bu yayılmanın çizgisini, başka bir şekilde eski deniz kıyısı hattını günümüzdeki Anafartalar Caddesi oluşturur.

Kemeraltı Çarşısı ilk yıllarında üzeri tonoz ve kiremit örtülü, sokakları kapsayan bir kapalı çarşı görünümünde olup 19. yüzyılın sonlarına kadar bu özelliğini korumuştur. Bugün üzeri açık olan ara sokakların bir bölümünün de üzeri beşik tonozla örtülü idi. Kemeraltı Çarşısı'nda İzmir’in en önemli camilerinden birisi olan 1597 tarihli Hisar Camii ve 1744 tarihli günümüzde turistik amaçlı hizmet veren Kızlarağası Hanı gibi pek çok cami, han ve havra bulunmaktadır (Bkn. Hanlar, Havralar, Camiler) 19. yüzyılda İzmir’in ticaret hayatının can noktası olan bu çarşı eski hanlar ve bedestenleri kapsamaktadır. Çarşı demirciler, kömürcüler, çiviciler, baharatçılar ve saman pazarı gibi ticarethaneleri kapsamakta idi. Çarşıda her ticarethane gruplar halinde ayrı bölümleri oluşturmaktadır.

Günümüzde Kemeraltı Çarşısı İzmir’in önemli bir alış veriş merkezi haline gelmiştir. Tonoz ve kubbeli bazı dükkânlar özelliğini korumuş olmalarına rağmen çoğunlukla modern iş merkezleri, mağazalar, kafeteryalar ve sinemalar burada toplanmıştır. Bunların yanı sıra Türk el sanatları örneklerini yansıtan seramiklere, çini panolara, ağaç eserlere, madeni eserlere, düz dokuma yaygıları ile halı ve kilimlerin satışının yapıldığı dükkânlar da burada bulunmaktadır.
 
Üst Alt