İnsan hangi rüzgara boyun eğerse onun esiri olur

imat

Başarılı Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
156


İnsan hangi rüzgara boyun eğerse onun esiri olur. İnsana düşen; peşine sürüklendiği rüzgarların yalımından kaçmak için, kendine bir nefeslik yaşama alanı bırakmaktır. Çünkü insan başka nefeslerden kurtulduğu müddetçe insandır. Yani suni tenefüsle yaşayan bir insan, fotosentezle hayatını idame ettiren bir nebattan farksızdır. Dolayısıyla insan hayatının bitkisel hayata(tıbbi terim değil) dönüşmemesi için,topraktan bedenine sürülen izleri unutmamak gerekir. O izler kimine göre uhrevi kimine göre dünyevidir.

Mühim olan,insanın ciğerlerine, yüreğine leke düşürmeyeceği bir soluk
karıştırmasıdır. Eğer vaziyet bunun aksi bir duruma nüzul ederse, işte o zaman insan kendi varlığının bilinçsizliğiyle kıvranıp duracaktır. Kendi mahiyetini ve muhteviyatını kavrayamayan bir insan,karanlıklar içinde etrafını görebilmek için debelenen,fakat ışığın karanlığı aydınlatacağını tasavvur edemeyen bir insanla eşdeğerdir.

Unutmayalım ki karanlıklar;aydınlıkların bilinmediğinden veyahut bilinsede,yöntem ve usul tefekkür edilemediği için uygulanamadığından zühur eder.
İnsan bir yabancı olarak geldiği bu dünyada,ilk önce bir şaşırma zamanı geçirir. Dili kekeme,işvesi aksaktır.Gözleri kör,kulakları sağırdır. Ama insanın göğsünün sol tarafındaki bir mekanizma,ona bütün sinirlerini ve duyularını tanıma imkanı verir. Çünkü o mekanizma, daha insan doğmadan,insana kılavuzluk edecek mahiyette ve salahiyette yaratılmıştır.İnsan başka kaleleri fethetmek için işe ilk önce kendi kaybettiği yada henüz kuvvetini tahayyül edemediği kaleden başlamalıdır.Yani gayret.İnsan,nisyanın bulutunu üzerinden kaldırıp heva ile ıslanmayı terk ettiği gün,kendisine asırlar öncesinin çöl serinliğini tattıracak o mefkûri esrarı keşfetmiş olacak.Çünkü dünya bir seccade, insan ise ona baş koyacak kişidir.Eğer insan bu seccade üzerinde kılacağı namazda tâdil-i erkâna dikkat buyurursa,şüphesiz kıldığı namazdan(ömür) ferah bir şekilde kalkacaktır. Velakin insan kıyamdahayatın sürme esnasında dikkatsizlik gösterirse muhakkak ki, secdesinin (ölüm) geçerliliği ve değerliliğide kıyamı ile aynı paralelde olacaktır. Ama en önemlisi;insan tekbir almadan önce has bir niyet sunmalıdır hayata.

Neye niyet ederse ondan mesul ve sorumludur insan. Ve ayrıca vaka, niyet ettiği şekilde devam eder her daim. Kısacası,insan kendi hayat yörüngesinde kendi pusulasını kendi yüreğinde bulacak.Ve kendi yüreğinde bulduğu bu mihmandar kuvveyi,kendi istediği ve niyetlendirdiği şekilde olgunlaştıracak.Ya da ona bir heykel ustası nazarında şekil verecek.Burda önemli olan insanın bu şekil verme esnasında temizliğe ve içtenliğe dikkat kesilmesidir.Kirli bir toprak olmamalı mesela.Yoksa zamanla aşınır ve hırçınlığı en asgari olan yağmurlara bile dayanamayıp erir gider heykel.Toprak sağlam olmalı.
Ve en önemlisi,insanın mahareti.Yani elleri.Ellerini temizlemeli insan.
Tüm günahların ortasında bulduğu ellerini,yassı bir şekle sokup yukarı uzatmalı. Ve tüm benliğiyle yakarıp ilk önce ellerini temizlemeli insan.
Böyle bir kombinasyondan doğan heykel,şüphesiz ilelebet ayakta kalacaktır.


Sözün özü; her insan kendi kalesinin fatihidir... [FONT=Trebuchet MS, Arial, Helvetica, sans-serif]
[/FONT]
 
Üst Alt