Fitneler Karşısında Müslümanın Konumu.

Ekrem

Yönetici-Admin
Yönetici
Süper Mod
Üyemiz
Mesajlar
9,152
Fitneler Karşısında Müslümanın Konumu

Şeyh Abdulbâri es-Sübeyti

24.08.1422 hicri

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Kıyamet alametlerinden birinin de hakla batılın birbirine karıştığı, imanları sarsan fitnelerin ortaya çıkması olduğunu bildirmiştir. Öyleki insan bu fitnelerde mü'min olarak sabahladığı halde kafir olarak akşama çıkacak. Mü'min olarak akşama çıktığı halde kafir olarak sabahlayacak. Her bir fitne ortaya çıktığı zaman mü'min: "işte bu benim helakım" diyecek. Bir başkası ortaya çıktığında mü'min: "işte bu benim helakım" diyecek... Ve Kıyamet kopana kadar insanlar arasında fitneler ortaya çıkmaya devam edecek.

Sahabilerden Huzeyfe b. Yeman radıyallahu anh, fitneleri anlatan hadislerle özel olarak ilgilendi. Kendisi hakkında şöyle diyordu: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı hayır hakkında soruyordu. Ben ise başıma gelir korkusuyla şer hakkında soruyordum." Bizler, fitnelerin çeşitli şekillerde ortaya çıktığı ve dalgalandığı bir çağdayız. Fitne dalgaları arka arkaya geliyor ve musibetler birbirini takip ediyor. Ortaya çıkan gelişmeler ve değişimler inançları, düşünceleri ve ahlakı kirletiyor. İnsanlar bir fitneyi büyük buldukça arkasından daha büyüğü geliyor. Yakıcı şehvet fitneleri, saptırıcı şüphe fitneleri ve özellikle ekollerin farklılığı sonucu ortaya çıkan görüşlerin birbiriyle çarpıştığı fitneler...

Bu zaman fitneleri sadece insanları alıp götürmüyor; bilakis onları düşünceleri ile birlikte sürüklüyor. Belki de düşünce ve fikir dalgası bu çağın fitnelerinin en belirgin özelliğidir. Fitneler karşısında insanların, rüzgarın sağa-sola savurduğu kuru yaprak gibi olduğunu görürsün. Evet; fitnelerin yıktığı kurbanlar vardır. Bu nedenle Vezir b. Hübeyra şöyle der: "Şehvetlerin tutuştuğu anda akılların ölmesinden sakının."

Huzeyfe b. Yeman radıyallahu anh şöyle der: "Fitnelerden sakının... Kimse onlara yönelmesin. Allah'a yemin olsun ki kim fitneye katılırsa, selin gübreyi alıp götürdüğü gibi fitneler onu alır götürür. "Allah, İslam ümmetini, Rabbine ve peygamberine muhalefet eder, şeriatından uzaklaşırsa fitneye düşmekle tehdit eder. Şöyle buyurur: (O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.) (24/en-Nûr/63) Bu fitne geneldir, bütün ceza çeşitlerini içerir. Aralarında öldürme olaylarının yayılması, depremler ve volkan patlamaları, zalim bir sultanın onlara musallat olması, çeşitli hastalıkların ortaya çıkması, fakirlik, geçim darlığı ve benzeri cezaları kapsar.

Fitne ortaya çıkınca herkesi içine alır ve kimseyi istisna tutmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz.) (8/el-Enfal/25) Tefsir alimleri bu ayetin anlamı hakkında şöyle der: "Ortaya çıktığı zaman sadece zalimlerle sınırlı kalmayacak bir fitneden sakının. Çünkü o, hepinizi içine alır, iyi ve kötü herkese ulaşır." Bu, kötülerin günahının sonucudur. İyilerin ise susmasının ve zalimin zulmüne karşı çıkmamasının sonucudur.

Fitnelerin tehlikesi büyük ve kötülüğü yaygındır. Ekinleri ve nesilleri helak eder. Yaş ve kuru her şeyi içine alır. Akılları şaşkına çevirir. Kadınları dul ve çocukları yetim bırakır. Gözyaşları sel olup akar. İçine aldığı toplumlara belalar ve felaketler getirir. Yakıtı canlar ve mallar olan bir ateştir. Bu ateşi yakanların sonu da -Allah korusun- kötü bir sondur.

Fitnelerin en büyüğü, dinde olanıdır. Kişi önünde çeşitli yollar ve buna benzer fitneler görür. Bu fitneler insanın vicdanını sarsmakla kalmaz, ne kadar korunursa korunsun bütün hayatının düzensiz olmasına yolaçar. İnsan ne yapacağını bilemez hale gelir ve sonundan korkar. Bazıları öldürücü bir ümitsizliğe kapılır. Bazıları da kendilerini hayatın akışına bırakır. Şeytan, bazı insanlarla oynar. Yanlış bir anlayış, yalan bir nakil, kötü bir amaç, peşinden gidilen bir heva, basiretsizlik ve kötü yönetim sonucu kendi üzerine vebal alır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Fitne, adam öldürmekten daha büyüktür.) (2/el-Bakara/217) Bu nedenle şeriat, fitne konusuna ayrı bir önem vermiştir. Müslümanın önüne, Rabbinin gazabına uğramadan fitneden çıkabilmesi için yolunu aydınlatıcı işaretler koymuştur. Hasan Basri rahimehullah şöyle der: "Fitne ortaya çıkmaya başlayınca her alim onu bilir. Ortadan kalkınca da bilir." Fitneler ilahi bir ikazdır, mutlaka olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "iman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?) (29/el-Ankebût/2) Allah azze ve celle yüce hikmetler gereği kullarının başına gelecek fitneleri yazmıştır. Bu hikmetlerden bazıları şu şekildedir: Müslümanların safının temizlenmesi... Davet sancağının altında samimi olan ve olmayan, menfaatçı olan ve olmayan herkes bulunur. Davet yolu zayıf kişiler ve sahte insanları reddeder. Fitneler anında nefislerin gerçek yüzü ortaya çıkar. Menfaatini gözetip hak ya da batıl olması kendisini ilgilendirmeyen, dinarla dirhemin kulu-kölesi olan belli olur. Böyleleri ilke sahibi ve emanetleri yüklenecek kimseler olamaz.

Fitneler nefislerde gizli olanı ortaya çıkarır. Böylece ümmet onların gücünü ve kuvvetini görür, onları bir kenara bırakır. İnsanlardan bir kısmının da fitnelerle kişiliği güçlenir, azmi artar. Zayıf yönlerini görür, daha büyük bir rol ve daha yüce bir görev için dayanıklılığı artar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Bazen hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Sevdiğiniz bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.) (2/el-Bakara/216) Fitneler sırasında dayanacakları sanılan nice insan sebat gösteremedi. Sebat edemeyecekleri sanılanlar ise dayandı, sebat gösterdi.

Fitneler, selin yokuştan aktığı gibi kendisine yönelenlere hızla akar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Fitneler olacak. O fitnelerde oturan kimse ayakta durandan daha hayırlıdır, ayakta duran yürüyenden daha hayırlıdır, yürüyen koşandan daha hayırlıdır. Ona yönelen kendini ondan çeviremez." Bu hadisi Ebu Hüreyre radıyallahu anh kanalıyla, Buhari ve Müslim rivayet eder. Yani kim fitneye yönelir ve fitnenin önüne çıkarsa o kimse fitnenin içine düşer. Bu nedenle müslüman, olaya önceden hazırlanmak için fitnelere karşı koyabileceği çareler arar. Kendini sapmalardan korur. Bu çarelerden biri de müslümanın, inanarak, okuyarak ve amel ederek Rabbinin kitabına yönelmesi, onu öğrenmesi ve öğretmesi, okuması ve düşünmesidir. Şüphesiz Kur'an, kendisine sarılanı korur ve sebat etmesini sağlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.) (20/Tâ hâ/123) Ve şöyle buyurur: (De ki: Onu (Kur'an'ı) Rûhu'l Kudüs (Cebrâil) iman edenlere tam bir sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinden hak olarak indirmiştir.) (16/en-Nahl/102) Yine şöyle buyurur: (Sana peygamberlerin haberlerinden neyi anlatırsak, onunla kalbine sebat verelim diye anlatıyoruz.) (11/Hûd/120)

Ümmetin başından fitnelerin kalkmasını sağlayacak ilk silah Allah'ın yoluna uymaktır. Müslümanlar bu yolda eğitilir. Ümmet "La ilahe illallah" bayrağı altında toplanır. Fitnelerden ancak, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e uymak, genel ve özel, gizli ve açık, inançla ve amelle ilgili her dini konuda O'nun hükmüne başvurmak kurtarır.

İhlas ile elde edilen ilim ve takva; şartlar kötüleşip yollar karışınca ve insanların üzerine fitneler çökünce yolu aydınlatır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Ölü iken imanla kendisini dirilttiğimiz, insanlar arasında ona hakkı batıldan ayırarak yürümesi için nur verdiğimiz kimse, içinden çıkamayacağı karanlıklarda kalan kimse gibi midir?) (6/el-En'âm/122)

Kul için Allah'dan başka güç ve kuvvet yoktur. Sebat ettirecek ve yardım edecek O'dur. O olmasa müslüman bir ayağını kaldırıp diğerini koyamaz. Bir an bile doğruda sebat edemez. Dua ederek Allah'a sığınmak sebeplerin en önemlilerindendir. İşte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem... Rabbine en çok ihtiyaç hissedendi. Duasında çokça şöyle derdi: "Ey kalpleri çeviren! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!" Bu hadisi; Tirmizi, Enes radıyallahu anh kanalıyla rivayet eder. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem fitnelerden çokça Allah'a sığınır, ashabını da buna teşvik ederdi: "Görünen ve görünmeyen fitnelerden Allah'a sığının." Bu hadisi; Müslim, Zeyd b. Sabit radıyallahu anh kanalıyla rivayet eder.

İbadet ve tâat ile nefsin ıslahı ve arındırılması sebatı sağlayan faktörlerden biridir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Kendilerine verilen öğütleri yerine getirselerdi, elbette haklarında çok hayırlı ve daha bir sebat verici olurdu.) (4/en-Nisa/66)

Salih ameller fitnelerden korur ve onları engeller. Salih amellerle müslüman rahat içinde hayırlı bir alana girer. Fitneler ortaya çıkınca da Allah Teâlâ'nın ihsanıyla kurtulmuş olur. Bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu sözü ile açıklar: "Karanlık gecenin parçaları gibi fitneler gelmeden önce salih ameller işleyin. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabahlar ve kafir olarak akşamlar. Mü'min olarak akşamlar ve kafir olarak sabahlar. Dünyalık bir şey için dinini satar." Bu hadisi; Müslim, Ebu Hüreyre radıyallahu anh kanalıyla rivayet eder.

Kur'an-ı Kerim, sabır ve takva ile tuzaklara karşı çıkmaya ve fitnelerden korunmaya yönlendirmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Andolsun ki siz, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz. Muhakkak sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan çok ezâlar işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız işte bu azmedilmeye değer işlerdendir.) (3/Âl-i Imrân/186)

Yusuf aleyhisselam... Allah Tebarake ve Teâlâ O'nu ihlası sayesinde fitnelerden kurtarmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Böylece biz, kötülüğü ve fuhşu O'ndan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik); çünkü O, ihlaslı kullarımızdandı.) (12/Yusuf/24)

Ashab-ı Kehf, (Rabbimiz! Bize tarafından bir rahmet ver ve bize durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla) (18/el-Kehf/10) diyerek Allah'a sığındığı için, Allah azze ve celle onları kurtarmış ve himaye etmiştir.

Allah Teâlâ'nın bizleri savunup fitnelerden ve tuzaklardan koruması ancak imanımız ve ibadetimiz ölçüsünce olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Allah kuluna yeterli değil midir?) (39/ez-Zümer/36) Geçmiş alimler şöyle derdi: "İbadet ölçüsünce yeterlilik gerçekleşir." İbnu'l Kayyım rahimehullah, Allah Teâlâ'nın (Allah iman edenleri müdafa eder) (22/el-Hacc/38) kavli hakkında şöyle der: "Allah Subhanehu'nun onları savunması; onların imanları ve imanlarının kemali, Allah'ı zikretmeleri ölçüsünce olur. Kimin imanı daha kamil ve zikri daha çok olursa Allah'ın onu koruması da daha büyük olur. Kimin de az olursa, korunması da azalır." Yani imanı eksik olanın Allah tarafından korunması da eksik olur.

Ramazan, gelmek üzere olan bir hayır mevsimidir. Rabbimize yönelmek ve hayır denizinden avuçlamak için iyi bir fırsattır. Allah'ın bizi himayesinin gerçekleşmesi için fitne zamanında ibadet ve tâatımızı artırmalıyız. İnsan, iman ve ihsan yoluna koyulmaz ve hidayet yolunda sabretmez ise zarara uğramaya mahkumdur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyandadır. Bundan ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve birbirine sabrı tavsiye edenler müstesnâ.) (103/el-Asr/1-3)

Fitneyi gören tabiînden biri olan Katâde rahimehullah, fitnenin sonuçlarını ümmetin önüne sererek şöyle der: "Allah'a yemin olsun ki, fitnelere koşan insanlar gördük. Bir grup insan da Allah korkusuyla fitneden uzak durdu. Fitne ortadan kalkınca ne görelim; fitneden uzak duranlar nefsi açıdan daha temiz, göğüsleri daha ferah ve fitneye koşanlardan yükleri daha hafif idi. Her hatırladıkça yaptıkları, kalplerine karşı bir nefrete dönüştü. Allah'a yemin olsun ki; insanlar, fitneler ortadan kalktıktan sonra bildiklerini ilk ortaya çıkarken bilselerdi, insanlardan çoğu daha akıllı davranırdı."

Allah'ın izniyle birkaç gün sonra mü'minler, Allah'ın cennet kapılarını açtığı ve cehennem kapılarını kapattığı Ramazan ayı ile müjdelenecekler... Faziletleri sayılamayacak kadar çok, faydaları bilinemeyecek kadar fazla olan bir ay... Ümmetin bu mevsime ihtiyacı var. Bu aydan; kalpleri temizlenmiş, basiretleri aydınlanmış ve azimleri kuvvetlenmiş bir şekilde çıkmak için buna ihtiyaçları var. Bu ayın sonunda iradelerinden zayıflığı ve tereddüdü silmiş, üzerlerinden şaşkınlık ve durgunluğu atmış, imanlarını nur ile beslemiş olarak ortaya çıkmalılar.

Ramazan ayını karşılamak için kalpler hazırlanmalı ve nefisler arındırılmalıdır. Mallar temizlenmeli ve hayatın karmaşasından uzaklaşılmalıdır. Bu ayda elde edilmesi istenen en büyük şey kalplerin ıslahıdır. Hâlâ günah işlemeye devam eden kalp büyük hayırlar kaçırır. Ramazan, Kur'an ayıdır. Kalpleri de Kur'an kaplarıdır. İmanın yerleştiği mekanlardır. Günahlarla kirlenen bir kaba nasıl Kur'an konulsun ve Kur'an'dan nasıl etkilensin?.

Nefisler hazırlanarak; bağları koparan, kuvvetleri zayıflatan ve müslümanları en kötü şekilde parçalayan kin ve garezler kalplerden sökülüp çıkarılmalı ve Ramazan ayı öyle karşılanmalıdır. Anne ve babasına kötü davranarak, akrabaları ile ilişkileri kesik ve kardeşlerini terketmiş olarak Ramazan'a giren bir kimse, Ramazan ayından faydalanamaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (O halde siz mü'minler iseniz Allah'dan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Rasulü'ne itaat edin.) (8/el-Enfâl/1)

Ramazan ayının gereklerinden biri de müslümanın, yeryüzünün her bölgesindeki müslüman kardeşleri ile birlik içerisinde olmasıdır. Fakirlerin ve güçsüzlerin seslerine cevap vermesi gerekir. Duyguları bütün engelleri aşmalı ve onların acılarıyla acı duymalı, üzüntüleriyle üzülmeli, fakirliklerini hissetmelidir.

Ramazan ayına, malları haramdan temizleyerek hazırlanılır. Dillerden dua düşmediği halde bu duaların kabul edilmemesi ne kötü bir kayıptır. Allah Tebârake ve Teâlâ şöyle buyurur: (Kullarım sana beni sorarlarsa, işte muhakkak ben pek yakınım. Bana dua ettiğinde duasına karşılık veririm. O halde onlar da çağrımı kabul etsinler ve bana inansınlar. Umulur ki, doğru yolu bulurlar.) (2/el-Bakara/186)

Devamı. Fitneler Karşısında İslam'ın Tutumu
 
Üst Alt