Efendimizin Peygamberliğini Açıklaması-3

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Ekrem

Yönetici-Admin
Yönetici
Süper Mod
Üyemiz
Mesajlar
9,151
Efendimizin Peygamberliğini Açıklaması..
Bölüm-3
DAVETİN İKİNCİ SAFHASI: MEKKELİLERE SAFA TEPESİNDEN İLK HİTAB

(Bisetin 3. senesi / Milâdî 613)

Tebliğ dairesi tedricen genişliyordu. Açıktan îman ve İslâm'a davet, inanmış ruhları sevinciyle okşarken, şirkin kirinden kendini kurtaramammış gönülleri ise telâşa sevkediyordu!

"Emrolunduğun şeyi, onları çatlatırcasına bildir."244 İlâhî fermanı gelince, Fahri Kâinat, âdeta yerinde duramaz hâle gelmişti. Hemşehrilerine maddî manevî saadetin yolunu bir an evvel göstermek istiyordu.

Bu sırada, tebliğ dairesini biraz daha genişletip, Safa Tepesinde Mekkelilere açıkça peygamberliğini ve İslâm dinini ilân etti.*

Safa Tepesinde yüksekçe bir taş üstüne çıkan Allah Resulü, Mekkelilere yüksek ve gür bir sadâ ile, "Yâ Sabâhâh!..

Allah Resulü, Mekkelilere toptan Islâmiyeti ve peygamberliğini nasıl duyuracağını düşünmüş, durmuştu. Sonunda Safa Tepesine çıkmayı uygun buldu. Buradan halka seslenecek, duyan yanına koşacaktı. Zira, birinin, bir tehlike hissettiğinde yahut anîden hücuma geçip gafil bulunan insanları ele geçirecek bir düşman sezdiği veya kimsenin haberi olmadan pusu kuran bir hasmını farkettiğinde, bir dağın tepesine veya yüksekçe bir yere çıkarak en üst perdeden, "Yâ Sabâhâh!.." diye haykırması, o zamanlar Araplar arasında yaygın bir âdet idi. Bu sesleniş üzerine korkuya kapılan halk, sür'atle hazırlıklarda bulunur ve en kısa zamanda düşmanı karşılamaya çıkardı (Bkz.: Ebû'lHasen enNedvî, esSiyretû'nNebevîyye, s. 87; Tecrid Tercemesi, c. 9, s. 246).

işte, Peygamber Efendimiz de, Safa Tepesine çıkmakla, Araplar arasında carî olan bu âdeti göz önünde bulundurmuştu.

Kureyş topluluğu!.. Buraya geliniz, toplanınız; size mühim bir haberim var!)" diye seslendi.

Mekkeliler birden şaşkına döndüler. Kimdi bu haykıran?.. Bir tehlikeyle karşı karşıya mı bulunuyorlardı? Düşmanın baskınına mı uğramışlardı? Yoksa kendilerine iletilecek çok mühim bir haber mi vardı?

Bu seslenişe cevap vermede gecikmediler ve bir anda Safa Tepesinin önüne toplandılar. Fakat o da ne? Seslenen, "Muhammedû'1Emin" dedikleri zâttı. Acaba ne istiyordu? Nelerden haber verecekti? Neler söyleyecekti?

Merakla, "Ey Muhammedi.. Bizi niçin topladın buraya, neyi haber vereceksin?" diye sordular.

Resûli Ekrem, haberini vermekte gecikmedi. Zihinlerin kendisine bütün dikkatiyle yöneldiği, gözlerin hayretli bakışlarıyla üzerine toplandığı, bütün kulakların pür dikkat kesildiği ve herkesin merakla beklediği bir anda, mantıkî delillerle dolu şu beliğ hitabeyi îrad etti:

"Ey Kureyş topluluğu!.. Benimle sizin benzeriniz, düşmanı görünce ailesine haber vermek için koşan ve düşmanın kendisinden önce varıp ailesine zarar vermesinden korkarak 'Yâ Sabâhâh!' diye haykıran bir adamın benzeri gibidir.

"Ey Kureyş topluluğu!.. Size, 'Bu dağın ardında veya şu vadide düşman atlıları var; sabaha veya akşama üzerinize hücum edecekler!' desem, bana inanır mısınız?"

O âna kadar "Muhammedû'1Emin" dedikleri, kendisinden yalan nâmına bir tek şey işitmedikleri, hakikatin dışında hiçbir şey duymadıkları Resûli Ekrem'e hep bir ağızdan, "Evet," ddiler, "biz senin doğruluğunu tasdik ederiz. Çünkü, şimdiye kadar sende doğruluktan başka bir şey görmedik. Sen yanımızda yalanla itham edilmiş bir insan değilsin."

Bu umumî hitabından sonra Resûli Ekrem, Kureyş kabilelerinin her birini kendi adlarıyla çağırdı ve konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Öyle ise, ben size, önünüzde gelecek büyük bir azabın bildiricisiyim! Yüce Allah, bana, 'En yakın akrabalarını âhiret azabıyla korkut.' emrini verdi. Sizi 'Allah bir, O'ndan başka İlâh yok.' demeye davet ediyorum. Ben de O'nun kulu ve resulüyüm. Eğer dediklerimi kabul ederseniz, Cennet'e gideceğinizi taahhüd ve tekeffül edebilirim. Şunu da bilin ki, siz, 'Allah bir, O'ndan başka ilâh yok.' demedikçe, size ben ne dünyada, ne de âhirette bir faide temin edemem."245

Yine Ebû Leheb...

Resûli Kibriya Efendimizin akıl, kalb ve ruhlara hitab eden konuşması karşısında Ebû Leheb şaşkına döndü. Eline bir taş aldı ve Kâinatın Efendisine doğru fırlatarak, "Helak olasıca! Bizi bunun için mi çağırdın?" diye âdice bağırdı.

Bundan başka, o anda dinleyenlerden hiçbir muhalefet gelmedi. Sâdece fısıltı hâlindeki konuşmalarıyla dağıldılar.

CEHENNEMLİK EBÛ LEHEB...

Bu hareketleriyle Ebû Leheb, artık İlâhî nefret ve azabı haketmiş oluyordu. Resûlullah'a olan şiddetli düşmanlığı, bitmez kin ve nefreti kendisine pahalıya mâl oldu. Çünkü, Cenâbı Hakk, İnzal buyurduğu Tebbet Süresiyle korkunç akıbetini şöyle haber veriyordu:

"Elleri kurusun Ebû Leheb'in!.. Zâten kurudu, mahvoldu. Ne malı fayda verdi ona, ne kazandığı!.. O, alevli bir ateşe girecek. (Peygambere eziyet ve hakarette bulunan) karısı da (Cehennem'de) odun hamalı olarak (oraya girecek); boynunda bükülmüş bir ip (zincir) olduğu hâlde..."

Muhalefet eden kim olursa olsun, Allah, nurunu tamamlayacaktı. Bu sebeple de, Resûli Kibriya Efendimiz, kendisine karşı yapılan çirkin hareketlerden asla sarsılmıyor, yılmıyor ve yoluna son derece temkinli ve vakarlı bir şekilde devam ediyordu.

239 Suâra, 214.
240 Taberî, Tarih, c. 2, s. 217: İbni Kesir, Sîre, c. 1, s. 457459.
241 Halebî, İnsanû'lUyûn, c. 1, s. 285.
242 Taberî, A.g.e., c. 2, s. 217; İbni Kesir, Sîre, c. 1. s. 459.
243 Taberî, A.g.e., c. 2, s. 217; Ibni Kesir, A.g.e., c. 1, s. 459.
245 ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 199200; Buharı, Sahih, c. 3, s. 171: Müslim, Sahih, c. 1, s. 133135; Taberî, Tarih, c. 2, s. 216.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt