Derdime sordum, benden yana çok dertli

Ekrem

Yönetici-Admin
Yönetici
Süper Mod
Üyemiz
Mesajlar
9,152
Derdime sordum, benden yana çok dertli...


RUHUM SIKILIYOR. İçeri giriyorum, çıkıyorum, yine de dünya bana dar geliyor.
Hiçbir yere sığınamıyorum. Öyle bir derde duçar olmuşum ki,
artık zamanı geriye veya ileriye sarıp, ufak bir düzeltme yapmaktan bile acizim.
İçim acıyor, silsile halinde hadisenin bu çıkmaza gelişindeki rolümü anlamaya çabalıyorum.
Aslında, başıma gelenlerle ilgili kendi hata ve günahlarımı bilsem de,
derdimin bir çığ gibi devleşip karşıma dikilmesi ve bir sarmaşık gibi tüm düşünce dünyama yayılmasına,
hayatımı zindan etmesine inanamıyorum. Zira, bu mevzuda her ne kadar hatalarım olsa da,
gelişmelerde rolleri bulunan müsebbibler, hatta birbiriyle kesişen ve sorunları tetikleyen,
gidişattaki durumu kötüleştiren olayların böyle bir neticeye hizmet ettiğini pek düşünememiştim.
Hiç olmazsa bu kişiler ve olaylar olmasa idi, derdim de bu ölçüde büyümeyebilirdi diye aklımdan geçiyor.
Neticede işte bütün huzurumu yitirmiştim ve yaygın tabirle uyku bana günlerce “haram gibi” olmuştu.
Bunlar başıma nasıl gelmişti, neden gelmişti, ne yapsaydım, ne yapmasaydım da gelmemiş olsaydı,
filan kişi falan davranışı yapmasaydı, feşmekan olay olmasaydı...
Zihnim dönüp dolaşıp, aynı minvaldeki geçmişe dönük, çaresizlik dolu sorularla kıvranıyor.
Evet, başıma bir bela gelmişti. Her ne ve her kim (ben dahil) bilerek ve bilmeyerek sebep olmuş olursa olsun,
sonunda başım belaya girmişti.
Rabbim, “Başınıza gelen her musîbet, işlediğiniz günahlar (ihmal ve kusurlarınız) sebebiyledir,
hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder” (Şura, 42/30) diyordu. Yanlış ve eksik anlamamışsam, bu sıkıntının bir sebebi de işlediğim bazı günahlardı.
Ama yaşarken günaha bulaşmayan hangimiz var ki? Hepimiz kuluz, noksanlıklarımız pek çok.
Her lahza imtihan ediliyoruz.
O halde, günahlarımızın birçoğunu affeden Gafûr-u Rahîm, bazı günahlarımız için keffaret olsun diye,
bu dünyada başımıza böylesine sıkıntılar gelmesine müsaade ediyordu.
Hatta başta, “Allah, kime hayır dilerse, ona musibet verir” (Buhari) hadisi olmak üzere, birçok hadisten öğrendiğime göre, bu musibetlerin dünyada iken yaşanması, ahirette büyük bir azaptan korunmamıza yarıyor.
Günaha saplanmamış olmak en güzeli, ama günahtan ari olamayan insanoğlu için
elbette bu haber büyük bir müjdedir: günahlara keffaret.
Bir lambanın sönmesiyle yanması arasında yaşanan acı bile günahlar için keffaret sayılıyordu.
Bunu hatırıma getirmek, hatalarımın da müsebbibleri arasında olduğu derdimin acısını hafifletiyor.
Derdimi aceleyle düşman bilip karşıma almadan, onu dinlemem gerekiyor.
Onu dinledikçe, onun sorularıma cevaplarından bana tevbe kapısını işaret ettiğini de duyabiliyorum.
Demek ki, bir daha aynı duruma düşmemek için tazarru etmemin ve başta bu duruma düşmemin sebeplerinden olan günahlarım için af dilememin tam vakti girmiş bulunuyor.
Mağfiret kapısına iltica etme ve tedbiri elde tutma nasihatlerine ilave olarak,
eğer usülünce sabredebilirsem, derdimin menfi ibadet diye tarif edilen ibadet hükmüne geçeceğini hatırlıyorum.
Nasıl ki namaz, oruç gibi müsbet ibadetlerim varsa sabr-ı cemil ile karşıladığım hastalık, dert, musibet gibi menfi ibadetlerim de inşallah benim için ahiretime kurtuluş reçetelerinden olabilecektir.
Cezama razı olup, bu vesileyle terbiye edilen bir çocuk gibi boynum bükük ilahi kapıya yönelmeli, tevbe etmeliyim.
Başıma gelenlere engel olamayışımı en yakın biçimde idrak etmemle de, aczimi ve zaafımı hissedebilmeli,
Kur’an’daki Eyyüb aleyhisselamın kıssasından ibret almaya gayret ederek, durumu sabırla karşılamalıyım.
Nitekim sık sık hatırlamaya çalışıyorum ki, dünya bir misafirhanedir, bizler de misafirleriz.
Cenneti kazanmak elbette ki kolay değil.
Bu yolda, bazen rahat, huzur, bolluk, mutluluk ile, bazen de acı, üzüntü, keder, hastalık gibi dertlerle imtihan olunacağız. Sabırdaki kuvveti, bir yandan ibadet ve taatlar için kullanırken,
diğer yandan da günahlara dalmadan, meşakkat ve musibetlere karşı kalkan edinirsek,
biiznillah imtihandan alnımızın akıyla çıkabileceğiz.
Mevlana’ya göre dert kötü değildir, devaya davetiyedir. Dert ve düşkünlük yer alçağına, deva ise suya benzer.
O yüzden nerede dert varsa deva oraya koşar, neresi alçaksa su oraya akar.
O halde derdimi sevebilmeli, ilahi rahmeti celbeden kırıklığımın nimet olduğunu anlayabilmeliyim.
Çok aceleciyim. Başıma bir dert geldiğinde hemen heyecanlanırım, telaşlanırım, sabırsızlanır ve temkini terkederim.
Oysa, olan biten herşeyin ipinin Kadir-i Mutlak’ın elinde olduğunu hatırıma getirsem
ve elimden geleni yaptıktan sonra tevekkül etsem rahatlayacağım.
Dünyaya ve hadiselerin akıntısına kendimi kaptırınca, basit bir dalgalanmada bile alabora olabiliyorum.
Halbuki, dünyayı dinlesem bana “Aradıkların bende değil. Bende dertler, kederler, üzüntüler, kısacık ömründe hemen sönüveren lezzetler var” diyecek. Hedefimi, asıl yönelmem gereken membaı bana gösterecek.
Bir zelzelenin en şiddetli vuruş anındaki gibi, belanın en ağır darbesini indirdiği an,
önceden kavi hale gelmemiş olan kadere iman duvarı yara alıyor.
Demek ki, kadere iman ile elde edilen rıza ve teslimiyet, sıkıntı anındaki kederleri izale ediyor,
insanı ateşe atan isyanlardan uzaklaştırıyor.
Bediüzzaman’dan ve onun hayatından aldığım derse göre ise,
aciz ve zayıf olduğum için belanın çarpan ilk şiddeti ile ağlamam, sızlanmam sabrıma zarar vermeyecektir.
Ancak, belanın eleminden olan şikâyetim yalnız Hakk’a olmalı, O’ndan başkasına olmamalı.
Elbette yaşadığım acı, nefsimin hoşuna gitmiyor.
Sabırsızlıkla etrafıma, başıma gelenlerden sızlanıp feverana kapılıveriyorum.
Halbuki, netice itibariyle bana hayat bahşeden, hayatımı idame ettiren,
ihtiyaçlarımı karşılayan Zât’ın, benim başıma bu belayı vermekle bir muradı olmalı.
Tam bu noktada, şu hadis imdadıma yetişiyor: “Allah’a karşı hüsn-ü zan ibadettir.”
Esrarını bilemediğim, zahiren kötü gibi görünen hadiselerde de bizim bilmediğimiz birçok hikmet var.
O’ndan gelen her ne olursa olsun güzeldir. Ya zahiren kendisi güzeldir, ya neticesi güzeldir.
Hadiselerin hayır mı şer mi olduğunu, arkalarında ne tür hikmetler olduğunu biz bilemiyoruz.
Nitekim Rabbim, “Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız, halbuki o, hakkınızda bir hayırdır.
Ve olur ki, bir şeyi seversiniz, halbuki hakkınızda o bir şerdir” (Bakara, 216) buyuruyor.
Demek ki insandan, İsm-i celal’in tecellisi olarak verilen nimetler için şımarmaması,
gaflete düşmemesi, şükretmesi ve ism-i cemal’in tecellisi olan bela, hastalık ve zorluklar için ise isyana kapılmaması,
sabretmesi bekleniyor.
Derdimi dinledikçe, mesajlarını alır gibi oluyorum. Ama onun benden yana dertli olduğunu da hissedebiliyorum.
Hakkıyla bunu anlayabilmek için daha çok uzun yolum olduğunu biliyorum ve böylesi bir olgunluk için dua ediyorum.
Üstad Bediüzzaman’ın Mektubat’ından rahatlatıcı şu sözler de içime serinlik veriyor:

“Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîm’in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek.
O hem Hakîm’dir, hem Rahîm’dir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir.
Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi ‘Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler’ de,
pencerelerden seyret, içlerine girme.”
(Yirminci Mektup)

Derdimle dertlenirken, açılan tefekkür kapılarından geçtikçe, mülkü sahibine teslim edebilmenin,
derdimin içinde bana dermanını da bulduracağını,
derdimi bana, beni derdime sevdirebileceğini hissedebiliyorum.....
Aytekin Akar



"Bela insanin diline baglidir. Bir kimse bir seyi ‘yapmam’ dedi mi, seytan her isini birakip onu yaptirana kadar ugrasir."
Hz.Muhammed(S.A.V.)

SONSUZLUK PROVASI...


Hac mevsimi geldi, çattı.
İnananların Rablerine yönelişleri, çırpınışları, rızayı İlahiden bağışlanma dilekleri ziyadeleşti.
Diller, gönüller, bedenler, ruhlar duaya durdu!
Kafile, kafile topluluklar, sular, seller gibi akarak Mevla’sına yol bulup koşuyor.
Gök kapıları içli yakarışlarla aşındırılıyor, Rızayı İlahi’nin gayrete gelmesi arzulanıyor.
Göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allah(c.c), kullarını her yıl belli zamanlarda,
belli mekânlarda, belli ibadet şekilleriyle terbiye ediyor, kendi aralarında bir türlü kuramadıkları birlik, beraberliklerini sağlıyor. Tüm yapay ayrılıkların, zorlamaların, dünyalık payelerin, ayaklar altına alınmasına vesileler yaratıyor!
Mümin insanın serencamını, dilleri, ırkları, coğrafyaları farklı da olsa
imanlarının bir ve tek kaynaktan beslendiğini hatırlatıyor.
Hatırlatıyor, çünkü insanoğlu nisyanla maluldür. Beldesindeyken, gündelik hayatın telaşesi içinde iken,
hem nefsinin hem de şeytanın bin bir türlü ayartmalarıyla bunları unutuyor.
Kendinde ayrıcalıklar, büyüklükler vehmediyor. Diğer insan kardeşlerine karşı gururlanıyor,
belki hakkını, hukukunu gasp ediyor. Kul olduğunu unutup rablik taslayabiliyor.
Zulmüyle, gücüyle, malıyla ebedi olacağını zannediyor.

Lakin her yıl Hac mevsimi geldiğinde Allah Teala, kullarına çağrıda bulunuyor.
“Ey kullarım! Hac farizasını size farz etmekle, şu daldığınız dünyanın güzelliklerinin son bulacağını anlamanızı,
ebedi hayatınız olan ahirete mutlaka bir gün kavuşacağınızı idrak etmenizi murad ettim.
Hayatın hengâmesi arasında zayıflayan, hatta yok olmaya yüz tutan, “ahirete imanınızı tazelensin diliyorum.
Dünyada iken o çok uzak gördüğünüz, ahir hayattan sahneler yaşatacağım size. “kim gitmiş de dönmüş ?”diyen
gafillere cevabımı sizin vasıtanızla vereceğim.
Ve sizi ahir hayatın provasını yapmaya çağırıyorum!” der gibidir.

Çağrıya uyun ve gelin ki; size neler bahşedilmiş görün! Faydalarına kavuşun!
Ayrılık ve düşmanlıklarınızı bir kenara atıp, yek vücut olmanın imkânlarını yakalayın! Ki;
beldelerinize gittiğinizde, ahiretin canlı tanıkları olun!
Dünyadayken yapacağınız bu provanın bile, ne denli zor, sıkıntılı, sabır sınanması olduğunu,
zayıf yaratılmış insanın her lahza acizliğini, çaresizliğini, ilahi yardıma muhtaçlığını anlayın!
Anlayın ki, kul olma makamında olduğunuzu hatırlayasınız.

Nefsinizin iğvalarından, kibir ve gururdan, şeytanın vesveselerine meyletmekten uzaklaşın.
Hakikati gözlerinizle müşahede edin ki, gerçek mekânınıza (ahirete) gitmeden, kendinizi düzeltebilesiniz.

Aksi halde ansızın, yakalanıverirsiniz ölüme. Hazırlığını yapamamış,
eli, kolu bomboş bir halde ebedi hayata yol alırsınız.
Sana çok uzak gibi gelse de ey insan! Mutlaka o gün gelecektir.
“Her nefis ölümü tadacaktır.” Hakikatini unutma!
Her ne kadar unutturucuların kıskacındaysan da, her daim hatırında tutmaya çalış!

İşte hacılar yollara düştü! Sabır yolculuğu başladı. Bu gidiş nereye?
Yolculuğun mahiyetini ve hedefini iyi idrak etmeye çalış!
Ey insan! Dönüşün Rabbinedir!
“Biz O’ndan geldik ve O’na dönücüleriz!” ilahi kelamını, tüm duyularınla algılamaya çalışmalısın.
İşte kefenini giydin. Artık hiçbir insana üstünlük taslayamayacaksın.
Çünkü farklılığı yaratan, makam, mevki ve statü belirleyen her türlü giysiyi attın!
Zengin de olsan, fakir de olsan tek bir kılıkta Rabbinin huzuruna varacaksın. O yüzden farklılık yaratan unsurlardan arındır nefsini. Onlara takılıp kalma. Yoksa yolundan ederler seni. Dümdüz yolda giderken,
eğri yollara, yan yollara düşürürler seni. İstikametini bozma!

Hac menasiğini, çok iyi özümseyerek yola çıkmalısın ey Hacı!
Yoksa orada şeytan, daha zorlu bir şekilde seninle uğraşacak!
Çünkü ömürde bir kez eline geçirebildiğin bu kıymetli fırsattan seni mahrum bırakmak istiyor.
Bunun şuurunda olarak sabır yolculuğuna niyetlen! Niyetsiz hiçbir ibadet kabul olunmaz.
Niyetlendiğinde ise, en basit bir hareket bile ibadete dönüşüverir!

Anının Rabbinle dopdolu geçmesine hazırlan. Çünkü bütün duyargaların, sonunu kadar açıktır.
İlahi mesajın titreşimlerini hemen tespit edebilirsin. Hac günlerinde, başka günlerde hiç olmadığın kadar bilinçli,
uyanık ve dinamik olacaksın. Silahlarını kuşan!

Nefsinin ve şeytanın da, elde edeceğin faydalardan sonra, seni nasipsiz bırakmak için hazır beklediğini unutma!
O kutsal mekânlarda, o kutsal zamanlarda, merhameti elden bırakma ki, merhamet edilesin! Kimseyi itip kakma, müminin gönül evini yıkma! Yoksa o yüz sürmeye gittiğin Kabeyi oracıkta yıkmış, tarumar etmiş olursun!
Sana lütfedilmiş, o muhteşem günleri, saatleri, dakika ve lahzaları Rabbine ayır! Çarşı, pazarla uğraşma. Bir daha eline böyle bir fırsat geçmemesi kuvvetle muhtemeldir.
Onun için çarşıları değil,
Kabeyi tavaf et! ....




"Allahim! Insanlar seni verdigin nimetler yüzünden severler; bense seni verdigin belalar yüzünden severim."
Hallac-i Mansur






"Allah! Size haram ettigi seyde sifa halketmedi"
Hz. Muhammed(S.A.V.)




Allahü teâlânın size nasıl muamele etmesini istiyorsanız, siz de Onun kullarına öyle muamele edin,
eğer siz Onun kullarına iyilik yaparsanız, Cenab-ı Hakdan iyilik bulursunuz,
eğer siz Onun kullarını kırar dökerseniz,
Allahü teâlâ da sizi kırar döker.
Af ederseniz, af edici bulursunuz...


Evliyanın sohbetine kavuşan kimse, Allahü teâlâya kavuşturan yolu bulur.



Dünya bir tren,bizler birer yolcu.İstasyondan birimiz iner birimiz biner.
Önemli olan kimin nerden gelip gittiği değil,nerden gelip nereye gideceğini çok iyi bilmektir.
Bunun için ALLAH'a ve resulüne iman şarttır...
Bizlere düşen çocuklarımızı ve insanları bunun önemini her zaman hatırlatmayı unutmamaktır.
Unutmayınki arkadaşlar ahir zamandayız.
İmanımız,davamız artık elimizde bir kor halinde.......
Emanete riayet edip yaratılışının maksat ve manasını idrak edip,
rızasını kazanma azim ve gayreti içinde olan kullarından eylesin...
…Rabbim, korktuğumuzdan emin.
Umduğumuza nail eylesin…Amin


ALLAH(C.C.) cümlemizden razı olur inş...
Fe in tevellev fegul hasbiyallahu le ilehe ille hu aleyhi tevekkeltu ve huve rabbularşilazim...

Eğer aldırmazlarsa de ki: '' bana ALLAH yeter! O'ndan başka ilah yoktur! Ben o'na dayanmaktayım ve O(C.C.),
O(C.C.) büyük arşın sahibidir!..''
''KARDELEN,,





(mailimden alıntıdır, Kaynak KARDELEN..)
 
Üst Alt