Cennetin Anahtarı La İlahe İllallah

Ekrem

Yönetici-Admin
Yönetici
Süper Mod
Üyemiz
Mesajlar
9,153
“Bizi doğru yola ileten Allah’a hamdolsun Zaten Allah bize hidayet vermiş olmasaydı biz kendiliğimizden bu doğru yolu bulamayacaktık” (Araf Suresi: 7/43)

Allah’a hamd seçtiği kullarına da selam olsun” (Neml Suresi: 27/59)

“Halimizi ancak
Allah’a arzediyoruz Allah bizlere hayırlısını versin O her şeye kadirdir Gidenden daha çoğunu verir, eksilttiğini artırır O’nun ihsanları bizleri sarar Sonsuz nimetleri bizleri boğar Şükrünü edadan aciziz Her şey O’nun lütfu ve keremi iledir Biz kendi kendimize hüküm veremeyiz Biz Allah içiniz ve O’na döneceğiz Her emanet sahibine verilir Önce de, sonra da, bidayette ve nihayette hamd ancak O’na mahsustur”[1]

Giriş:
Bugün içerisinde yaşadığımız şu zamanda akide üzerinde gerçekleşen en büyük sapmalardan bir tanesi de hiç şüphesiz La İlahe İllallah kelimesi üzerinde olmuştur Tüm esasların ve kavramların büyük bir cehalet karanlığı içerisinde gerçek anlamlarını tamamen yitirmeleri ister iste*mez saf tevhid inancının da zihinlerde ilk günkü berraklığını kaybetmesine neden olmuştur Öyle ki inanç dünyasında ve pratik hayatta La İlahe İllallah tevhid kelimesi hiçbir anlam ifade etmemektedir Artık La İlahe İllallah, sadece dilde tekrar edilen bir kelimeden öteye geçmemektedir Dilleri ile defalarca La İlahe İllallah diyen ama bu söylemleri ile neleri reddetmeleri gerektiğini ve neleri kabul etmeleri gerektiğini bilmeyen insan toplulukları meydana gelmiş, diğer taraftan da bu bilgisizliği ve cehaleti mazeret kabul eden sözde alimler ve hoca efendiler türemiştir Bu cehaletin doğal bir sonucu olarak da bir taraftan Allah’tan başka ilah olmadığını devamlı surette tekrar etmelerine karşın, günlük yaşamda Allah’tan başka her şeyi ilah edinen kitleler zuhur etmiştir Yine aynı şekilde bir takım kimseler tarafından da bu cehalet mazeret kabul edilmiş, Rasulullah (sav)’den “Kim La İlahe İllallah derse cennete girer” şeklinde nakledilen sahih senetli rivayetler delil kabul edilerek La İlahe İllallah diyen herkes müslüman olarak isimlendirilmiştir Bu kimselere göre bir kimsenin müslüman olarak isimlendirilmesi sadece La İlahe İllallah tevhid kelimesini ikrar etmesine bağlı olup, bir kişi La İlahe İllallah dediği zaman ister içeriğinden tamamen habersiz olsun, isterse de La İlahe İllallah kelimesini bozan fiillerde bulunsun cahil olduğu için yine de mazeretlidir Yine bu kimselerce, böyle cahil halk kitlelerini Allah’tan başka ilah edindikleri için müşrik gören muvahhid kimseler de radikal, tekfirci ya da harici olarak isimlendirilmektedirler Sonuçta yukarıda da değindiğimiz gibi günde bin kere Allah’tan başka ilah yoktur diyen buna karşılık hayatlarında Allah’tan başka her şeyi ilah kabul eden kitleler meydana gelmiştir

Biz bu yazımız da
Allah’ın izni ile bu konu üzerinde hak olan gerçeği Allah’ın kitabı, Rasulullah’ın sünneti ve islam alimlerinin bu konu üzerindeki yorumları ışığında izah etmeye çalışacağız Acaba La İlahe İllallah ne demektir? La İlahe İllallah kelimesini ikrar eden bir kimseye bu kelimenin yüklediği yükümlülükler nelerdir? Kul La İlahe derken neleri reddetmeli, İllallah derken neleri kabul etmelidir? Bir kimsenin müslüman olarak isimlendirilmesi için sadece mücerred bir şekilde La İlahe İllallah demesi yeterli midir, yoksa bu kelimeyi söylemekle birlikte bir takım şartlarıda yerine getirmesi gerekli midir? İşte bizler bu yazımızda tüm bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız Gayret bizden takdir ise hiç şüphesiz yüce Allah’tandır

Tevhid Kelimesi La İlahe İllallah:

“Bil ki La İlahe İllallah kelimesi, küfür ile imanı, kafir ve müşriklerle, müslümanları birbirinden ayıran, Allahü Teala’nın mü’minlere ilham ettiği bir takva kelimesidir Kopmak bilmeyen, tutunulacak sağlam bir kulptur Zikirlerin en faziletlisidir”[2]

Nitekim Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Zikirlerin en faziletlisi La İlahe İllallah kelimesidir”[3]

La İlahe İllallah nefiy (red/inkar) ve ispat (kabul) olmak üzere iki kısımdan meydana gelmekte*dir La İlahe, ilahlığı canlı cansız ne varsa her şeyden çekip almak, İllallah ise, uluhiyete (ilahlığa) ait ne varsa sadece ve sadece
Allahü Teala’ya tahsis etmektir Bir önce kavram köşe*mizde “İlah kelimesi üzerine” başlıklı yazımızda izah ettiğimiz üzere ilah kelimesi, koruyan, gözeten, kulluk edilen, fayda vermeye ve zararı defetmeye güç sahibi olan, yetkiyi ve otoriteyi elinde bu*lunduran anlamlarına gelmektedir O halde kul La İlahe diyerek ilah*lığa ait tüm bu hususiyetleri canlı cansız ne varsa her şeyden çekip almalı, İllallah diyerek te ilahlığa ait tüm bu hususiyetleri sadece Allahü Teala’ya tahsis etmelidir Bakınız bu noktada İbn-i RecebEl’Hanbeli şöyle demektedir:

“Kulun La İlahe İllallah demesi, onun için
Allah’tan başka ibadete layık bir ilahın olmamasını gerektirmektedir İlah ise; kendisine dua edilen, kendisinden istenilen, kendisine tevekküe edilen, umulan, korkulan, sevilen, yüceliğinden sakınılan, isyan edilmeyen, itaat edilen demektir Bunlar ilahlığın özelliklerindendir Bunların Allah’tan başkasına verilmesi caiz değildir Her kim ilahlığın özelliklerinden birisini bir yaratılmışa vererek Allah’a şirk koşarsa La ilahe İllallah sözündeki ihlasını bozmuş olur ve tevhidini gerçekleştirmemiş olur”[4]

La İlahe İllallah kelimesini söyleyen bir kul öncelikle
Allah’ı rububiyet noktasında tevhid etmeli/birlemeli, rabb’liğe dair ne varsa Allah’a ait kılmalıdır Alemi yaratan, dirilten ve öldüren, rızık veren, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünde bitkiler çıkaran, canlıları idare eden, tek sahib ve malik, fayda ve zarar vermeye tek başına kadir, yükselten ve alçaltan ancak ve ancak Allahü Teala’dır Tüm bu noktalarda Allah’ın birlenmesi ise, rububiyet tevhidi olarak isimlendirilmektedir Burada önemli olan ise şudur: Rububiyet tevhidi tarih boyunca bir Allah tanımayan küçük bir topluluk hariç gerek ehli kitab, gerekse de tüm kafir ve müşrikler tarafından bilinmekte, kabul ve ikrar edilmektedir Yani tarih boyunca tüm müşrik ve kafirler Allah’ı yaratan, öldüren, rızık veren, her şeye sahip ve malik olarak kabul etmişleridir Bakınız Allahü Teala bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“(Resûlüm!) De ki: -Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâ*lik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? "
Allah" diyecekler De ki: Öyle ise (O'na âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?”[5]

“Andolsun ki onlara: -Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?- diye sorsan, mutlaka, -
Allah- derler O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar? Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir Andolsun ki onlara: -Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?- diye sorsan, mutlaka, -Allah- derler De ki: (Öyleyse) hamd da Allah'a mahsustur Fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) düşünmezler”[6]

“Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "
Allah" derler De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız Allah'a mahsustur, ama onların çoğu bilmezler”[7]

Bu konu üzerine Şeyh Muhammed Sultan El’Hucendi şöyle demektedir:

“Ey Kardeşim bil ki! Rasulullah (sav)’in imana ve tevhide davet ettiği, savaştığı, öldürdüğü müşrikler Allahü Teala’nın biricik rabb olduğuna, bir olan Allah’tan başka bir yaratanın, rızık verenin, dirilten ve öldürenin, işleri tanzim edenin olmadığına inanıyorlardır Dikkat et ki bu mesele gerçekten çok önemli bir meseledir Bu meselede en önemli şey ise, senin kafirlerin ve müşriklerin yukarıda izah ettiğimiz rabb’liğe dair hususları kabul ettiklerini bilmendir Bu imanları ile beraber onlar müslüman kabul edilmemiş, bu şekilde iman etmeleri onların canlarını ve mallarını emniyet altına almamıştır Bunun sebebi ise onların rububiyet tevhidini kabul etmelerine binaen, uluhiyet (ilahlık) tevhidini kabul etmemeleridir”[8]

Evet müşrikler rububiyet tevhidini kabul etmelerine rağmen, uluhiyet tevhidini kabul ve ikrar etmedikleri için müslüman olarak isimlendirilmemişlerdir O halde burada uluhiyet (ilahlık) tevhidi üzerinde durmakta fayda vardır


Uluhiyet tevhidi ise, ilahlığı sadece
Allahü Teala’ya has kılmaktır Tüm sahte ilahların, yetki ve otorite sahibi olduğunu iddia eden tüm sahte rabb’lerin yetki ve otoritesini inkar etmektir Çünkü hakim, otorite ve yetki sahibi ancak Allahü Teala’nın bizzat kendi*sidir Hüküm ve yasa vaaz eden, helal ve haram sınırlarını tayin eden, insanları sevk ve idare etme yetkisine tek başına haiz yegane ilah O’dur İbadet ancak O’na, itaat ancak O’nun indirdikleri hükümleredir Hiçbir kulun O’nun indirdiği hükümlerin dışında bir hükme itaat etmesi caiz değildir Bilakis böyle bir davranış kişinin itaat ettiği hükmün sahibine ibadet etmesi olacak ve sahibini Allah’tan başka ilah edinen müşrikler seviyesine düşürecektir Çünkü La İlahe İllallah; Allah’ın düzeniyle çatışan tüm tağuti sistemleri reddetmek, onlara itaat etmemektir Çünkü La İlahe İllallah, kendi heva ve hevesince kanun ve yasa vaaz eden beşeri parlamentoları, onların yasama, yürütme ve yargı organlarını oluşturan meclislerini, kendi küçük beyinlerinin bir ürünü olan anayasalarını, Allah’ın vahyinden kaymaklanmayan beşeri sistemlerin kurallarını tanımamaya dair Allah’a verilmiş bir sözdür

Çünkü La İlahe İllallah, egemenliği, hakimiyyeti, insanları sevk ve idare etme yetkisini kullardan alıp sadece ve sadece
Allahü Teala’ya vermektir Bakınız bu konuda Seyyid Kutub şöyle demektedir:
“İslâm, Allah'dan başka ilâh olmadığına şahitlik etmektir Allah'dan başka ilâh bulunmadığına şahitlik ise, yüce Allah'ın tek başına evrenin yaratıcısı olduğuna ve orada dilediği gibi tasarrufda bulunduğuna, kulların ibadet kastı taşıyan davranışlarını ve hayatla ilgili eylemlerini sadece O'na sunacaklarına, kulların yasalarını sadece ondan edineceklerine, hayatlarına ilişkin konularda tek başına O'nun hükümlerine boyun eğeceklerine inanmakta somutlaşmaktadır Kim -bu anlamda- Allah'dan başka ilâh bulunmadığına şahitlik etmezse, hiçbir zaman şehadet getirmemiş ve İslâm'a girmemiş demektir Adı, lâkabı ve soyu ne olursa olsun Hangi bölgede -bu anlamda- Allah'dan başka ilâh bulunmadığına şahitlik etme gerçeği gerçekleşmezse, o bölge hiçbir zaman Allah'ın dinini din edinmemiş ve asla İslâm'a girmemiş demektir”[9]

Ne yazık ki, günümüz Türkiye’sinde insanlar tıpkı Mekkeli müşrikler ve diğer tüm müşrik ve kafir kavimler gibi
Allah’ı rububiyet noktasında birlemelerine rağmen, uluhiyet noktasında birlememektedirler Kendileri için yasa koyucu Allahü Teala olmayıp, beşeri kaynaklı parlementolardır Günde defalarca L İlahe İllallah demelerine rağmen, en ufak bir mesele de dahi bu beşeri sistemlerin mahkemeleri tek yetkili mercii olmuştur Aynen Şehid Seyyid Kutub’un dediği gibi

“Bugün yeryüzünde isimleri müslüman ismi, kendileri de müslüman bir sülaleden gelen milletler vardır Yine bir zamanlar İslâm yurdu olan birtakım ülkeler vardır Ancak ne bu milletler, günümüzde -bu anlamda-
Allah'dan başka ilâh bulunmadığına şahitlik etmedikleri gibi ne de bu ülkeler de, bu anlamın gereği olarak günümüzde Allah'ın dinini din edinmiyorlar”[10]

Bu konu üzerinde son olarak La İlahe İllallah kelimesini günümüz Türkiye’sinde ikrar eden bir ferdin neleri reddetmesi ve neleri kabul etmesi gerektiğini, meselenin daha iyi anlaşılması, tebliğin daha net sunulması ve bu noktada zerre kadar dahi olsa bir kapalılık kalmaması adına izah etmekte fayda vardır


Bugün üzerinde yaşadığımız TC idaresi tamamen beşeri esaslı bir yönetim sistemine haizdir İnsanlar yine kendileri gibi insanları belirli zaman aralıklarında kendilerini sevk ve idare etmeleri için mec*lise vekil olarak göndermekteler, vekiller ise kendi yanlarından çıkardıkları yasa ve kanunlarla insanları sevk ve idare etmektedirler Kendi deyimleri ile hakimiyyet kayıtsız ve de şartsız milletin elinde yani insanlarda bulunmaktadır İslam’a göre ise, hakimiyyet ve egemenlik ancak
Allah’ındır İslam hakimiyyet ve otoriteyi sadece Allahü Teala’ya tahsis ederek O’na ibadet etmeyi emretmektedir Bu noktada fertlere düşen ise La İlahe İllallah diyerek öncelikle TC’nin bu parlementer sistemini reddetmeli, onların çıkarmış olduğu yasa ve kanunlara itaat etmemelidir Bu parlamentonun çıkardığı kanunları esas alarak hükme*den tağuti muhakemelere zerre kadar dahi olsa iltimas etmemelidir Hiçbir probleminde TC’nin bu beşeri esaslı muhakemelerine yetki hakkı tanımamalıdır Çoğunluğun görüşünü doğru ve hak kabul etme esa*sına dayanan demokrasi dinini reddetmeli, bunu açıkca ikrar etmelidir Sadece Allah’a yönelmeli, O’na dayanmalı ve O’na tevekkül etmelidir Beşeri sistemlere itaat edenleri, beşeri sistemlerin muhakemele*rine tabii olanları, her üç-beş yılda beşeri sistemlere iman tazeleyen cahilleri dost ve sırdaş edinmemelidir Tüm bu anlattıklarımızı delili ise La İlahe İllallah tevhid cümlesidir Bundan sonra ise sapıklıktan başka bir şey yoktur

La İlahe İllallah kelimesinin içeriği hakkında bu şekilde kısaca bilgi verdikten sonra bu kelimenin şartları hakkında da bilgi vermekte fayda vardır


La İlahe İllallah’ın Şartları:

La İlahe İllallah tevhid kelimesi cennetin anahtarıdır Fertlerin ya da toplumların kurtuluşu ancak bu söze bağlıdır Ne var ki; La İlahe İllallah sadece mücerred bir şekil de söylenen sözden ibaret değildir Ya da La İlahe İllallah kelimesinin, fertleri ve toplumları kurtuluşa sevkedebilmesi ancak bir takım şartları da beraberinde gerekli kılmaktadır Nasıl ki; namaz, oruç, hacc vs gibi tüm ibadetlerin Allah katında makbul olabilmesi için yine Allahü tarafından hatları kesin bir şekilde bildirilmiş şartları mevcut ise, La İlahe İllallah kelimesinin de söyleyen kimseye yüklediği yükümlülükler ve şartlar mevcuttur Bakınız bu konuda Hanbeli alimlerinden İbn-i Receb şöyle demektedir:

“La İlahe İllallah’ı söyleyipte ona şehadet etmekten maksad cehennemden kurtulmayı ve cennete girmeyi gerektiren bir sebeb olmasıdır Bu gereklilik ise söylenen sözün şartlarının hepsinin bir arada bulunması ve onu ortadan kaldıracak bir durumun olmaması halinde geçerlidir Tevhid kelimesini söyleyen kişide bu kelimenin şartlarından bir tanesi eksik olursa yahut da tevhid keli*mesini söyleyen kimse bu kelimeyi ortadan kaldıracak bir söz veya amelde bulunursa artık bu tevhid kelimesi, söyleyenin cehennemden kurtulmasını ve cennete girmesini sağlamaz Bu görüş Hasan ve Vehb bin Münebbih’ten nakledilmiştir Bu konu hakkında söylenenlerin en güzeli ve en kuvvetlisi bu görüştür”[11]


Başka bir rivayette ise, Vehb bin Münebbih kendisine “La İlahe İllallah cennetin anahtarı değil midir?” diye soran bir kimseye şu cevabı vermiştir:


“Elbette öyledir Ancak o açacak anahtarın dişleri var ise Bilindiği gibi hiçbir anahtar dişsiz değildir Şayet sen dişleri olan bir anahtar getirebilirsen o senin için cennetin kapısını açacaktır Aksi tak*dirde ise açılmayacaktır”[12]


Evet! La İlahe İllallah tevhid kelimesi cennetin anahtarıdır Ama Vehb bin Münebbih’in de dediği gibi dişleri olmaz ise, şartları yerine getirilmezse bu kelimeyi kuru kuruya söylemek hiçbir anlam ifade etmemektedir Öyle ise bu kelimenin şartları nelerdir? Ancak bu hususa geçmeden önce bir yukarı da değindiğimiz önemli bir noktayı tekrar dile getirmek de fayda vardır


Bugün
Allah’ın kitabını ve Rasulullah’ın sünnetini kendi hevalarınca tahrif etmeyi adet haline getirmiş bir takım kimseler Rasulullah (sav)’den sahih senetle rivayet edilen bazı hadisleri dillerine dolayarak La İlahe İllallah tevhid kelimesini sadece dille ifade edilen bir kuru söz haline getirmişlerdir Öncelikle belirtmekte fayda vardır ki; İslam’ın esasları ve ibadet şekilleri hakkında hüküm belirtmek, nihai bir söz söyleyebilmek için öncelikle Kur’an, sünnet ve bu iki kaynağın ışığı altında ehli ilmin, selef alimlerinin yorumları bir çerçeve de değerlendirilmelidir Sadece birkaç hadis ile bir değerlendirme yapmak ve bir sonuca gitmek kesinlikle meşru değildir Öncelikle konu hakkında gelen sahih rivayetlerin değişik varyantları toplanmalı, genel olarak ele alınıp bir görüş belirtilmelidir Üzerinde durduğumuz konu hakkında da sadece Rasulullah’tan nakledilen “Kim La İlahe İllallah derse cennete girer” şeklinde bir hadisi ele alıp fertleri ya da toplumları sadece mücerret bir şekilde anlamını bilmeden, gerekleri ile amel etmeden müslüman olarak isimlendirmek asla mümkün değildir Evet Rasulullah (sav) La İlahe İllallah tevhid kelimesini ikrar eden kimseleri yukarıdaki hadiste de açıkça görüldüğü üzere cennetle müjdelemiştir Ama bu konu hakkında gelen diğer rivayetleri ve bu rivayetlere dair hadis alimlerinin ve fakihlerin görüşlerini bir kenara atarak “sadece La İlahe İllallah demesi kişinin müslüman olarak isimlendirilmesi için yeterlidir” şeklinde bir vehimde bulunmak bizce Allah’tan korkmamaktan, Allah’ın indirdiklerine karşı pervasızca bir saygısızlıktan, islam dinine karşı haince bir tavır sergilemekten başka bir şey değildir Alimler La İlahe İllallah kelimesi hakkında gelen rivayetleri yazımızın devamında da görüleceği üzere hep bir bütün olarak değerlendirmişlerdir O halde bizler bir kimsenin müslüman olarak isimlendirilebilmesi için bu kimsenin tevhid kelimesini söylerken hangi şartları da yerine getirmesi gerekli olduğunu izah ederken ehli ilmin bu değerlendirmelerini göz önünde tutmamız gerekmektedir Bakınız İmam Nevevi, “Kim La İlahe İllallah derse” şeklinde gelen rivayetler hakkında şu yorumu yapmaktadır:

“Said İbn-i Müseyyeb ve seleften bir grup -bu hadisler farzlar ve yasaklar nazil olmadan önce idi- demişlerdir Bazıları -bu hadislerin manası kapalıdır Açıklamaya ve izah edilmeye muhtaçtırlar- demişlerdir Bazı alimler her kim şehadet getirirde onun hakkını ve farzlarını yerine getirirse demişlerdir Hasan el-Basri ise bu hadisler pişman olarak tevbe eden ve bu halde ölen kimse hakkındadır demiştir”[13]


Ebu Amr İbn-i Salah, sadece La İlahe İllallah demekle cennete girileceğini ifade eden hadisler hakkında şöyle demektedir:

“Bu hadislerin, zahiri manalarını tevil hususunda rivayetler ravilerden dolayı kusurlu ve eksik olabilir Bununla beraber Rasulullah (sav) putperest kafirlere hitab ederken bir kısaltma yapmış olması da caizdir”[14]

Genel olarak bu hadisler hakkında bir çok tevil yapılmış ancak kesinlikle bugünün tahrifçileri gibi La İlahe İllallah kelimesi sadece kuru bir söylem olarak telakki edilmemiştir


Bu konuda Rasulullah’tan sahih olarak nakledilen hadislerden bir tanesi şu şekildedir:


“İnsanlarla
Allah’tan başka ilah yoktur deyinceye kadar savaşmakla emrolundum Şimdi kim Allah’tan başka ilah yoktur derse malını ve canını benden korumuş olur Hakkıyla olması müstesna Ve hesabı Allah’a kalmıştır”[15]

Bu hadiste fertlerin ya da toplumların üzerlerinden kılıcın kaldırılması, mal ve can emniyetlerinin sağlanması bir başka ifadeyle müslüman olarak isimlendirilmeleri La İlahe İllallah kelimesini ikrar etmelerine, söylemelerine bağlanmıştır Ancak burada “Rasulullah (sav)’ın -
Allah’tan başka ilah yoktur deyinceye kadar- sözünden kasıt La ilahe İllallah’ın manasını öğrenip söyleyinceye kadar demektir Hadis’te geçen –deyinceye kadar- kelimesinden kasıt, sadece telaffuz etmek değil, öğrenip söyleyinceye kadar demektir Çünkü kavletmek (söylemek) bilerek söylemeyi gerektirir”[16]

Bakınız bu hadis hakkında Müslim şarihlerinden Kadı Iyaz şöyle demektedir:

“Mal ve can dokunulmazlığının La İlahe İllallah diyenlere mahsus oluşu imana icabetin ifadesidir Bu sözle kastedilenler Arap müşrikleri olan putperestler ve bir Allah’ı tanımayanlardır İlk defa İslam’a davet olunanlar ve bu uğurda kendileri ile harb edilenler bunlardır La İlahe İllallah kelimesini telaffuz edenlere gelince onların dokunulmazlığı için yalnız La İlahe İllallah demeleri kafi değildir Çünkü onlar bu kelimeyi küfür halinde iken söylemektedirler Zaten Allah’ı birlemek onların itikadları cümlesindendir”[17]


Yine Müslim şarihlerinden Hattabi bu hadis üzerine şöyle demiştir:

“Malumdur ki bununla ehli kitab değil putperestler kastedilmiştir Çünkü ehli kitap olanlar Allah’tan başka ilah yoktur derler de yine de tepelerinden kılıç inmez”[18]


İmam Kurtubi Tevbe Suresi’nin 5 ayetinde geçen “O haram aylar çıkınca müşrikleri bulursanız öldürün” ibaresini tefsir ederken bu hadisi zikrederek şöyle demektedir:


“Asıl kaide şudur: Öldürme eğer şirk dolayısı ile söz konusu ise bu şirkin son bulmasıyla öldürme fiilide zail olmaktadır Tevbe Suresi’nin 5ayeti kerimesi tevbe ettim diyen bir kimsenin fiilleri arasına tevbenin hakiki bir tevbe olduğunu ortaya koyan hususları da eklemedikçe bu sözü ile yetinilmeyeceğine delildir”[19]



Yine Ebu Bekir İbn’ül Arabi Tevbe Suresi’nin 5 ayeti ile yukarıda zikrettiğimiz hadisi kastederek “Bu şekilde Kur’an ile Sünnet birbirini desteklemektedir” demektedir



Görüleceği üzere kişinin La İlahe İllallah demesi ile birlikte şirke de tevbe etmesi gerekmektedir Nitekim Tevbe Suresinde ifade edilen “(O müşrikler) eğer tevbe ederlerse” ayetini müfessirlerin hemen hemen tamamı şirkten tevbe ederlerse şeklinde yorumlamışlardır O halde La İlahe İllallah diyen bir kimsenin öncelikle üzerinde bulunduğu şirk fiillerini, şirk itikadını değiştirmesi, bundan beri oldu*ğunu itiraf etmesi gerekmektedir


Nitekim Kadı Iyaz’dan yaptığımız alıntı açık bir şekilde göstermektedir ki; La İlahe İllallah’ın ilk şartı ferdin üzerinde bulunduğu şirk itikadını reddetmesidir Fertler ya da toplumlar La İlahe İllallah kelimesini zikretmelerine rağmen küfür ve şirk içerisindelerse bu kelimeyi defalarca söylemeleri onları müslüman kılmayacaktır Şayet bir kimse
Allah’ın varlığına iman etmeme ve Allah’ı inkar etme gibi bir küfür inancına sahip ise öncelikle La İlahe İllallah diyerek bu inancından beri olduğunu itiraf etmesi gerekmektedir Başka bir kimse, Allah ile arasına vasıtalar, vesileler koymak suretiyle bu vasıtaların kendisine fayda ve yarar verebileceğine inanıyorsa bu inancının aksini belirten bir söz sarfetmedikçe La İlahe İllallah demesi kendisine müslüman ismini vermeyecektir Yine aynı şeklide fertler ya da toplumlar günümüzde olduğu gibi Allah’ın yer yüzündeki hakimiyeti noktasında O’na şirk koşuyorlar, Allah’tan başka ha*kim ve otorite sahibi kabul ediyorlar, beşeri kaynaklı ideolojilere göre hayatlarını tanzim ediyorlarsa, bu şirk fiillerinden beri olmadıkça ya da beri olduklarını ikrar etmedikçe müslüman olarak adlandırılmayacaklardır Kısacası kişi La İlahe İllallah kelimesini söylemeden önce ne tür bir şirk ve küfür inancına sahip ise, La İlahe İllallah diyerek bu itikadını reddettiğini, sahip olduğu küfür ve şirk inancından beri olduğunu açık bir şekilde dile getirmesi gerekmektedir Eğer bir kimse La İlahe İllallah demesine rağmen üzerinde şirk ve küfür itikadını bulunduruyorsa, lafzi ve ameli olarak küfür ve şirk itikadına sahipse La İlahe İllallah kelimesini günde binlerce kez ikrar etmesi, söylemesi hiçbir anlam ifade etmemektedir

Nitekim Kadı Iyaz’ın “La İlahe İllallah kelimesini telaffuz edenlere gelince onların dokunulmazlığı için yalnız La İlahe İllallah demeleri kafi değildir Çünkü onlar bu kelimeyi küfür halinde iken söylemektedirler” sözü ve Hattabi’nin “Çünkü ehli kitap olanlar
Allah’tan başka ilah yoktur derler de yine de tepelerinden kılıç inmez” sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır Çünkü kitab ehli olan yahudi ve hrıstiyanlar La İlahe İllallah sözünü söylemelerine rağmen küfür ve şirk inancına sahip oldukları için müslüman olarak isimlendirilmemişlerdir Yine Hz Ebu Bekir La İlahe İllallah demelerine rağmen Beni Hanife kabilesi ile savaşmış canlarını ve mallarını helal saymıştır Aynı şekilde Hz Ali La İlahe İllallah demelerine rağmen şirk ve küfürde aşırı giden bazı kimseleri yaktırmıştır Bakınız kişinin müslüman olabilmesi için bilinen şirk itikadını terk etmesine dair İmam Muhammed Hasan eş’Şeybani şöyle söylemektedir:

“Bir kimse İslam’dan önceki inancını reddeden bir şey söylerse ona zahiren müslüman hükmü verilir Kalbindeki gerçek inancı öğrenmemiz mümkün değildir Bu yüzden dili ile ikrar ettiği şeye göre muamele ederiz Bu kimsenin İslam’dan önceki inancına zıt bir şey ikrar etmesi eski inancını değiştirdiğini göstermektedir”[20]


Görüleceği üzere İmam Muhammed burada kişilerin müslüman olarak isimlendirilebilmesi için İslam’dan önceki bilinen şirk itikadlarını reddetmeleri gerektiği şartını öne sürmektedir

Bu noktada gelen bir başka hadis ise bu söylediklerimizi teyid eder niteliktedir Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:
“Kim Allah’tan başka ilah yoktur der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddederse malı ve kanı haram olur Hesabı ise Allah’a kalmıştır”[21]

Bu hadis hakkında şeyh Muhammed bin Abdulvahhab şöyle demektedir:

“İşte Rasulullah (sav)’in bu hadisleri, La İlahe İllallah kelimesinin manasını en açık bir şekilde izah etmektedir Dikkat edilirse hadis, dil ile bu kelimeyi söyleyen kimsenin malını ve canını garantiye aldığından söz etmemektedir Yine hadis, bunun sadece manasını bilmekle de gereğinin yerine getirilemeyeceğini bildirmektedir Evet bu kelimeyi sadece dil ile söylemek kişinin can ve mal emniyetini sağlamamaktadır Kişi hem La İlahe İllallah’ı ikrar etmeli, hem manasını bilmeli hem de bunlarla beraber Allah’tan başka tapınılan ve saygı gösterilen tüm küfür çeşitlerini ve düzenlerini reddetme yükümlülüğünü yerine getirmelidir Bunu yapmadığı, bunda şüphe ettiği takdirde böyle bir kimsenin mal ve can güvenliği söz konusu değildir”[22]

Yine aynı konuda İmam Ebu Batın şöyle demektedir:

“La İlahe İllallah’ı söylemekten kasıt, Allah’tan başka ibadet edilenleri reddedip onlardan beri olmak ve her türlü büyük şirki reddetmektir Arap müşrikleri kendi lisanları olduğu için Arapçayı çok iyi bildiklerinden dolayı La İlahe İllallah kelimesinin ne manaya geldiğini çok iyi biliyorlardı Onlardan her hangi birisi La İlahe İllallah dediği zaman bu sözü, şirki ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddederek söylerdi Eğer bir kimse hem Allah’tan başkasına ibadet etmeye devam eder, hem de La İlahe İllallah derse, bu kelime onun ca*nını ve malını koruma altına almaz”[23]

İmam Şevkani ise La İlahe İllallah’ı sadece dil ile ikrar etmek ile ilgili olarak şöyle demektedir:


“La İlahe İllahlah sözünü sadece dil ile söylemek fakat bununla birlikte manasıyla amel etmemek kişiye müslüman sıfatını vermez Çünkü cahiliyye ahalisinden bir kimse bu sözü söylese ve bununla birlikte puta tapmaya devam etse müslüman sayılmaz”[24]


Açık bir şekilde görüleceği üzere Rasulullah (sav) can ve mal emniyetini koruma altına almayı, La İlahe İllallah kelimesini söylemeye ve
Allah’tan başka ibadet edilen sahte ilahları reddetmeye bağlamaktadır Yani bu ke*limeyi söyleyen kişi müslüman olmadan evvelki şirk ve küfür itikadına tevbe edecektir

Sonuç olarak La İlahe İllallah şirke tevbe etmektir Her kim La İlahe İllallah der ve üzerinde bulunduğu şirk ve küfür itikadını reddettiğine dair bir söz ve fiil söylerse bu kimsenin canı ve malı emniyet altındadır Aynı zamanda bu kişi müslüman olarak isimlendirilecektir


Burada yeri gelmişken tevbenin şartları hususunda da izah da bulunmakta fayda vardır


Bakara Suresinin 156 ayetinin tefsirinde Fahreddin er’Razi tevbenin şartları hakkında şöyle demektedir:


“Böylece bu ayet tevbenin ancak caiz olmayan her şeyi terk etmek ve caiz olan her şeyi yap*makla meydana geleceğine delalet eder”[25]


Yine aynı ayetin tefsirinde Kurtubi ve Elmalılı Hamdi Yazır şunları zikretmektedirler:


“Bizim ilim adamlarımıza göre kişinin tevbe ettim demesi bu sözünden sonra önce yaptıklarının aksi kendisinden görülmedikçe yeterli değildir Eğer kişi irtidat etmiş ise islamın şeri hükümlerini açıktan ızhar ederek islama döner Eğer kişi çeşitli günahları işleyen bir kimse ise ondan salih amelin açıkça görülmesi ile, fesad ehli ve önceden işlemiş olduğu hallerin sahibi kimselerden uzak kalmasıyla olur Şayet putperest kimselerden ise onlardan ayrılır İslam ehli ile oturup kalkar Böylelikle daha önceki halinin aksini açığa vurarak tevbe gerekleşir Doğrusunu en iyi bilen
Allah’tır”[26]

“Her günahın kendisine mahsus bir tevbesi ve her çeşit inkarın bir tevbe tarzı vardır Bir kayda bağlı olmamak üzere gelişigüzel her tevbe her günahın tevbesi olamaz Kısaca apaçık bir gerçeği gizlemek küfürdür İmanda gerçeği açıklamaktır Küfürden sonra da gerçeği açıklamak suretiyle tevbe ve iman makbuldur”[27]


Tevbenin şartları ile ilgili olarak zikredilen bu sözleri iyice düşünmek lazımdır Mesela bir kimse içki içse ve Arapça olarak anlamını bilmeden “içki içmeye tevbe ediyorum, kesinlikle bir daha içkinin bir yudumunu dahi ağzıma almayacağım” dese, fakat bu söylemi ile beraber ne söylediğini bilmediği için içki içmeye de devam etse acaba bu kimsenin içki içmeye tevbe ettiğinden söz etmek mümkün müdür?


Yine aynı şeklide kişi, La İlahe diyerek neleri reddettiğini bilmeden, İllallah diyerek de neleri kabul ettiğini bilmeden, tamamen cahilane bir şekilde La İlahe İllallah dese, bununla beraber cahil olduğu için şirk ve küfü,r söz ve davranışlarına da devam etse, hangi akıl bu kimsenin sadece La İlahe İllallah demesinin böyle bir kimseyi müslüman olarak kılabileceğine hükmeder? Sadece La İlahe İllalllah diyerek şirke ve küfre tevbe etmeyen bir kimseyi müslüman olarak isimlendiren akıl, ya başında değildir, ya da “yarım akıllı” tabirinde olduğu gibi yarımdır Yahut ta hiç yoktur (Yani delidir) Böyle bir akıl olsa olsa,
Allah’ın kitabından, Rasulullah’ın sünnetinden ve bunlara dair alimlerin yapmış olduğu değerlendir*melerden zerre miktarınca nasiplenmemiş bir akıldır
Bakınız Kurtubi’nin ve Elmalılı Hamdi Yazır’ın sözünü tekrar yazmakta fayda vardır Belki yarım akıllılar ya da akılsızlar bir nebze dahi olsa düşünme gereği hissederler (Tevbe’nin şartları hususunda bu tip söylemler sadece Kurtubi ve Hamdi Yazır’dan sadır olmuş sözler değil bilakis bu konu hakkında konuşan tüm alimler benzeri şartları dile getirmişlerdir)

“Bizim ilim adamlarımıza göre kişinin tevbe ettim demesi bu sözünden sonra önce yaptıklarının aksi kendisinden görülmedikçe yeterli değildir”


“Bir kayda bağlı olmamak üzere gelişigüzel her tevbe her günahın tevbesi olamaz”


Yani Kurtubi’nin sözünden şu anlaşılmaktadır: La İlahe İllallah diyerek şirke ve küfre tevbe etmek isteyen bir kimse bu sözü söylemeden önceki tüm şirk ve küfür söz ve fiilerin aksini bu sözü söyleyerek göstermelidir

Hamdi Yazır’ın sözünden ise anlaşılan şudur: “Gelişi güzel bir şekilde söylenilen La İlahe İllallah kelimesi kişinin şirk ve küfre tevbe ettiğini göstermemektedir”

İşte şirke ve küfre tevbe etmeninde kendisine has özel şartları vardır Yukarıda yaptığımız alıntılardan açıkça anlaşılmaktadır ki, gelişi güzel bir tevbe her günahın tevbesi değildir Yine gelişi güzel bir şekilde La İlahe İllallah demekte şirke ve küfre tevbe etmek anl----- gelmeyecektir Kişi La İlahe İllallah derken neye tevbe ettiğini bilecek ve bunu ikrar edecektir


La İlahe İllallah diyen bir kimsenin bu kelimeyi ikrar ederken şirk ve küfür itikadına tevbe etmesi, üzerinde bulunduğu durumdan ayrıldığını açıkça ilan etmesi, bunu sözle ya da fiille göstermesi gerekliliği artık yeterince anlaşılmıştır Buradan sonra La İlahe İllallah’ın diğer şartlarına geçmekte fayda vardır


La İlahe İllallah kelimesinin şartlarından bir tanesi de hiç şüphesiz bilgi/ilimdir Bilgisiz cahilane bir şekilde La İlahe İllallah diyerek ne şirke tevbe etmek mümkündür, ne de
Allah’tan gayrı ibadet edilen ilahları reddetmek, ilahlığa ait hususiyetleri Allahü Teala’ya has kılmak mümkündür Fertlerin ya da toplumların bir şeyleri reddetmeleri ve yine bir şeyleri kabul etmeleri elbette ki red ve kabul edilecek hu*suslar hakkında tam anlamıyla bir bilginin oluşmasıyla mümkündür

Allah
ü Teala Yusuf suresinin 40 ayetinde insanlardan hakimiyyet ve otorite yetkisini sadece Allahü Teala’ya has kılarak kendisine ibadet etmelerini istemiş fakat bu gerçekten insanların büyük bir kısmının habersiz ve cahil olduklarını söylemiştir Şehid Seyyid Kutub bu ayetin “Ancak insanların çoğu bilmiyorlar” kısmına dair yaptığı tefsirde bilgi ile iman ilişkisi hakkında şunları söylemektedir:

“Dinin özünü ve gerçeğini bilmeyen birtakım kimseleri, onlar da bu dine mensup diye nitelemek ne akla sığar, ne de realiteye! Bu tür kimseleri müslüman olarak niteleyip eksikliklerinin faturasını da bilgisizliklerine çıkarmak geçerli bir mazeret değildir Zira bilgisizlik ya da bilmemek, söz konusu niteliği taşıyabilmeyi anında engellemektedir Aslında bir şeye inanmak, o şeyi bilip öğrenmiş olmanın sonucudur Akla da mantığa da uygun olanı budur Bunun böyle olduğu zaten kendiliğinden apaçık ortadadır”[28]


Fertlerin ya da toplumların La İlahe İllallah tevhid kelimesini ikrar ederlerken mutlak surette bir bilgiye sahip olmaları gerektiğine dair Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Her kim Allah’tan başka ilah olmadığını bilerek ölürse cennete girecektir”[29]

Bu hadisi şerif La İlahe İllallah kelimesinin, sahibini, cennet ehli müslüman kimselerden kılabilmesi için bilgi ve ilim dahilinde bu kelimeyi ikrar etmeyi ön şart olarak belirlemektedir İmam Nevevi bu hasisin açıklamasında şöyle demektedir:

“Ehli sünnetin mezhebine göre iki şehadet kelimesi ile kalbin Allah’ı bilmesi birbirine bağlıdır Biri bulunurda diğeri olmazsa (yani ikrar veya bilgiden biri bulunmazsa) o imanın bir faydası yoktur”[30]

Yine aynı şekilde İmam Kurtubi, Sahihi Müslim üzerine yazmış olduğu “El’Müfhim Ala Sahihi Müslim” isimli kitabında “Sadece iki şehadet kelimesini sözle söylemek yeterli değildir” diye bir başlık atarak şöyle demiştir:


“Aksine kesin olarak kalben iman etmesi gerekmektedir”[31]


Bugün cehaletin mazeret olduğunu savunarak mücerred bir şekilde La İlahe İllallah diyen bir kimsenin müslüman olabileceğini iddia eden cehalet heveslilerine sormak gerekir Acaba La İlahe İllallah kelimesi hakkında hiçbir bilgi sahibi olmayan bir kimsenin Kurtubi’nin dediği gibi kalben iman etmesi nasıl mümkündür? Böyle bir kimsenin şirke tevbe etmesi, bilinen sapık inançlarını reddettiğini ikrar etmesi nasıl mümkün olur acaba? Bakınız bu noktada İmam Nevevi, Müslim şerhin de Kadı Iyaz’dan şu şekilde bir alıntı nakletmektedir:

“Bütün ehli sünnet mezhebine mensup selefi salihin ile muhaddis, fukaha ve ehli sünnet olan Eş’arilere göre kalben gelen bir ihlasla ve samimiyetle iki şehadet kelimesini söyleyen kimse cennete girecektir” İmam Nevevi bu açıklamanın son derce mükemmel ve yerinde olduğunu söylemektedir[32]

Evet La İlahe İllallah kelimesinden habersiz olan bir kimsenin Kadı Iyaz’ın zikrettiği şartları yerine getirmesi “kalben gelen bir ihlasla ve samimiyetle iki şehadet kelimesini” söylemesi nasıl mümkün olur? Nitekim görüleceği üzere Kadı Iyaz bu sözünü alimlerin ekserisine nispet etmiş, İmam Nevevi ise bu yorumun son derece yerinde ve mükemmel olduğunu belirtmiştir


Bakınız Şeyh Muhammed Sultan el’Hucendi “Cennetin Anahtarı La İlahe İllallah” isimli kita*bında La İlahe İllallah kelimesinin faziletlerini zikrettikten sonra şöyle demektedir:


“Ancak La İlahe illallah ile murad edilen onu sadece dil ile söylemek değildir Yine manasından habersiz söylemek hiç değildir Ancak La İlahe İllallah’ı ikrar etmekten kasıt onu kalben bilmek, ona bağlanmak, onu ve ehlini sevmek, ona muhalefet edenlere ve onun düşmanlarına karşı düşmanlık beslemektir Kim La İlahe İllallah kelimesinin manasını bilerek ve sadece ona inanarak ikrar ederse (söy*lerse) İslam dairesi içine girer, selamet yurdu cennet ehlinden olur Ancak kim de La İlahe İllallah derken
Allah’tan başka yaratıcı yoktur, Allah’tan başka Rabb yoktur, Allah’tan başka rızık verici yoktur, Allah vardır ve birdir gibi cümleleri kastederse bu kelimeler onun müslüman olması ve selamet yurdu ehlinden olması için yeterli değildir Yukarıdaki kelimeler (Allah’tan başka yaratıcı yoktur, Allah’tan başka Rabb yoktur vs) hiç şüphesiz doğru kelimelerdir Ancak bu kelimeleri söylemekte müşrikler, mecusiler, hrıstiyanlar, yahudiler ve diğer insanlar müşterektir”[33]

Gerek Rasulullah (sav)’den naklettiğimiz hadisi şerif gerekse bu hadise dair ehli ilmin açıklamaları net bir şekilde ortaya koymaktadır ki, La İlahe İllallah kelimesinin sahibine fayda sağlayabilmesi için bu kelimenin içeriği hakkında bilgi sahibi olması kesin bir şarttır Kişi La İlahe İllallah kelimesini telaffuz ederken reddettiği sahte ilahların neler olduğunu bilmeli yine aynı şekilde ilahlığın hususiyetlerini bilerek bunları sadece
Allahü Teala’ya ait kılmalıdır Nitekim La İlahe İllallah hakkında gelen rivayetlerin bir kısmında da “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına şahidlik ederse” ibaresi geçmektedir

“Her kim
Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasul’ü olduğuna şa*hitlik ederse Allah o kimseye cehennemi haram kılmıştır”[34]

Allah’tan başka ilah olmadığına ve kendimin Allah’ın Rasul’ü olduğuma şahitlik ederim Eğer bir kul bu iki şehadet hususunda hiçbir şüpheye düşmeyerek Allah’a kavuşursa mutlaka cennete girecek*tir”[35]

“Her kim şeriki olmayan bir tek
Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve rasulü olduğuna, İsa’nın Allah’ın kulu, kadının kulunun oğlu, Meryem’e ilka ettiği kelimesi ve Allah’tan bir ruh olduğuna, cennetin hak, cehennemin hak olduğuna şehadet ederim derse Allah o kimseyi cennetin 8 kapısından hangisinden dilerse ondan cennete koyacaktır”[36]

Dikkat edilirse Rasulullah (sav) bu hadisler de
Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik etme şartını dile getirmiştir O halde burada şahidlik kelimesi üzerinde durmak gerekmektedir Acaba şahitlik nasıl gerçekleşir Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik edebilmek için gerekli şahitlik şartları nelerdir? Bakınız şehadet ya da şahitlik hakkında gerek dilciler gerekse fakihler şöyle demektedirler:
“Şahit bilen ve bildiğini söyleyen demektir Müezzin’in Eşhedü En La İlahe İllallah demesi La İlahe İllallah’ı biliyorum ve bunu da insanlara açıklıyorum demektir”[37]

“Arapça’da Şehide fiili şehadette bulunda, tanıklık etti, hazır oldu, huzurunda bulundu demektir Bir olayı görmek, bir şeye ulaşmak, huzuruna varmak, iç ve dış duyularla her hangi bir şeyi kaps----- almak bu filin manası içindedir Şehadet müşahedeyle hazır olma nefiste bütün duyularla vakıf olmak suretiyle karar kılınan bir ilim ve bu ilimle şahidlik edilen esası ikrar etme, açığa vurmadır”[38]


“Şehadet, şahitlik eden kişinin şahitlik ettiği şeyleri bilmesini, bu şehadeti açıklamasını ve şehadetinde doğruyu söylemesini gerektirmektedir Bu şartlar tahakkuk etmezse o zaman bu şehadet şahitlik sayılmayacaktır”[39]


“Şehadet, bir şey hakkında bilerek haber vermek, onun doğru olduğuna ve sabit olduğuna inan*maktır İkrar ve itaat ile birlikte olmadıkca ve bu hususta kalp ile dil birbirine muvafakat etmedikçe, şa*hitlik muteber değildir”[40]


“Şehadetin dört mertebesi vardır:

1-) İlim, mağrifet (bilgi) ve itikad/iman mertebesidir Bununla hakkında şahitlik yapılan şeyin sıhhat ve doğruluğu, sabitliği ortaya çıkmaktadır
2-) Bunları konuşması dile getirmesi
3-) Şahit olduğu şeyi bir başkasına bildirmesi, haber vermesi, onun için açıklamasıdır
4-) Onun kapsamı ve içeriği ile ilzam etmesi, yapmayı gerekli kılması, o şeyi emretmesidir”[41]

Görüleceği üzere gerek dil alimlerinin gerekse fakihlerin şahitlik/şehadet hakkında söyledikleri apaçıktır O halde La İlahe İllallah kelimesine şahitlik ise, bu kelime hakkında ge*rekli şeyleri bilmeyi, bütün duyularla, reddedilmesi ve kabul edilmesi gereken husus*lara vakıf olmayı, iç ve dış duyularla bu kelimenin gereklerini kapsamı altına almayı, bu bilinen şeyleri dile getirerek açıklamayı, hem söylemde hem de pratik hayatta şehadet edilen esaslara tam bir itaat ve teslimiyeti gerektirmektedir Bu şartlar yerine getirilmeden
Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik etmek yalancı bir şahitlikten başka bir şey olmayacaktır Allahü Teala şöyle buyurmaktadır:

“Onların
Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleri şeyler şefaat hakkına sahip değillerdir An*cak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna”[42]

Bu ayeti kerime de
Allahü Teala, kıyamet gününde şefaat hakkına ancak bilerek şahidlik edenle*rin sahip olduklarını bildirmektedir Acaba bu hakka bilerek şahitlik etmek ne demektir? Hakka bilerek şahitlik edenler kimlerdir? Bu ayet hakkında müfessirler şunları zikretmektedirler:

“-Ancak hakka bilerek şahitlik edenler müstesna- Yani ilim ve basiretle gerçeğe şehadet edenler bunun dışındadırlar”[43]


“Yani La İlahe İllallah şehadetini ancak bilerek söyleyenler şefaat ederler
Allah’ın izniyle melek*ler, nebiler ve salih kimseler ancak La İlahe İllallah şehadetini bilerek, anlayarak, ve iman ederek söyle*yenlere şefaatci olabilirler Eğer Allah onlara şefaat izni verirse bu kimseler, La İlahe İllallah’ın manasını bilmeden, sadece babalarını ve şeyhlerini taklid ederek söyleyenlere asla şefaatci olmazlar”[44]

Kurtubi bu ayetin tefsirinde “bunlar ancak hak ile şehadet edenlere, ilim ve basiret üzere iman eden kimselere şefaat edebilirler Bu açıklamayı Said İbn-i Cübeyr ve başkaları yapmıştır Said İbn-i Cübeyr buradaki hak ile şehadetin La İlahe İllallah olduğunu söylemiştir”[45]

Diyerek “şehadet ancak bil*giye dayanarak yapılmalıdır” başlığını atmış ve şöyle demiştir:

“Hak ile şehadet ancak bilgi ile birlikte olması halinde fayda verir Bilerek lafzı şahidlik ettikleri hususun gerçeğini bilmeleri demektir”[46]


Fahreddin Razi ise bu ayet hakkında şöyle demektedir:

“Cenabı Hakk –bizzat bilerek- buyurmuştur ki; bu sınırlama hakkında bilgi olmaksızın sadece dil ile yapılan şehadetin kesinlikle hiçbir şey ifade et*meyeceğine delalet etmektedir”[47]

Sonuç olarak; gerek seleften, gerekse de haleften, önceki ve sonraki tüm alimler, müfessirler, fakihler, muhaddisler, şarihler (hadis açıklayıcıları) La İlahe İllallah kelimesinin söyleyen bir kimseye fayda verebilmesi için açık bir şekilde bazı şartları dile ge*tirmişler, hiç biri günümüzün sapkın cehalet hevesli*leri gibi La İlahe İllallah kelimesini sadece dille söylemekle müslüman olunacağına hükmetmemişler*dir Artık sözü fazla uzatmakta bir fayda yoktur Dileyen bu noktada
Allah’ın kitabına, Rasulullah’ın sünnetine, alimlerin kitab ve sünnete dayanarak yaptıkları değerlendirmelere tabii olarak Rabb’ine giden bir yol tutar, dileyen de kitab ve sünneti kendi hevasınca tahrif ederek şeytana ve dostlarına giden bir yol tutar Ancak bilinmesi gerekir ki, Allah azabı çok cabuk ve çok şiddetli olandır

“Ya Rabbi! Bize dünyada bir iyilik, ahirette de bir iyilik ihsan et Ve bizi ateşin asha'bından kılma”



[1] İbn’i Hazm, Tavk’ul Hamame, sy:154

[2] Muhammed Sultan El’Hucendi, Miftah’ul Cenneh, sy: 38
[3] Tirmizi 3383, İbn-i Mace 3800
[4] İbn-i Receb El’Hanbeli, Kelimetü’l İhlas, sy:11
[5] Yunus Suresi: 10/31
[6] Ankebut Suresi: 29/61-63
[7] Lokman Suresi, 31/25
[8] Muhammed Sultan El’Hucendi, Miftah’ul Cenneh, sy: 41-42
[9] Seyyid Kutub, Fi’zila’il Kur’an, 5/234
[10] Seyyid Kutub, Fi’zila’il Kur’an, 5/235
[11] İbn-i Receb El’Hanbeli, Kelimetü’l İhlas, sy:7
[12] Buhari, Cenaiz, 3/109
[13] İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/167
[14] İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/168
[15] Sahihi Müslim, 2/8 Hadis No:32
[16] Ziyaeddin El’Kudsi, Cahiliyyenin Hükmünümü İstiyorlar, sy: 46-47
[17] İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/156
[18] İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/156
[19] Kurtubi, el’Camiu Li’Ahkam, 8/135
[20] Şerhi Siyer’ül Kebir, 1/150
[21] Sahihi Müslim, 2/8 Hadis No:23
[22] Muhammed b Abd’ulvahhab, Kitab’üt Tevhid, sy:115
[23] Mecmuatü er’Resail Ve’l Mesail
[24] Şevkani, Ed’Durrün Nadi Fi İhlas, sy:40
[25] Fahreddin Er’Razi,Tefsiri Kebir, 4/115
[26] Kurtubi, El’Camiu Li’Ahkam, 2/419
[27] M Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 1/462
[28] Seyyid Kutub, Fi’Zilal’il Kur’an
[29] Sahihi Müslim, 2/8 Hadis No:43
[30] İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/166
[31] Said El’Kahtani, El’Vela Ve’l Bera, sy: 40
[32] İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/167
[33] Muhammed Sultan El’Hucendi, Miftah’ul Cenneh, sy: 38-39
[34] Sahihi Müslim, 2/10 Hadis No:47
[35] Sahihi Müslim, 2/10 Hadis No:44
[36] Sahihi Müslim, 2/10 Hadis No:46
[37] İbn-i Münzir, Lisan’ül arap
[38] M Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 1/524
[39] İbn-i Teymiyye, Fetava, 14/187
[40] İbn-i Teymiyye, Vasıtıye Akıdesi şerhi, sy:34
[41] İbn-i Kayyim El’Cevziyye, Medaric’üs Salikiin, 3/408
[42] Zuhruf Suresi: 43/86
[43] İbni Kesir, Büyük Kur’an Tefsiri, 13/71-72
[44] İbn-i Teymiyye, Fetava, 14/409
[45] Kurtubi, El’Camiu Li’Ahkam, 15/554
[46] Kurtubi, El’Camiu Li’Ahkam, 15/553
[47] F Razi, Tefsiri Kebir, 19/556

Murat Gezenler

Kaynak: Mumsema
 

hacı anne

Süper Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
1,047
“Ya Rabbi! Bize dünyada bir iyilik, ahirette de bir iyilik ihsan et Ve bizi ateşin asha'bından kılma”

Allah Razı Olsun Krd
 

hüzün

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
429
Emeğine Sağlık krdşmkgüll..,
 
Üst Alt