Aynı sonuca ulaştıran iki farklı yol

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
110
Tepkime puanı
21
Sizlere Allah'a ulaştıran iki farklı yoldan ve bu iki farklı yolun aslında bir birine ne kadar çok benzediğinden bahsedeceğim ve bunu yaparken de her şeyin özüne inecek ve okuyanların dikkatini çekecek bilgiler vereceğim.

(Size bunu anlatabilmem için yaratılışın başından başlamam gerekiyor.)

Hiç bir şey yaratılmadan önce sadece Allah'ın zâtı mutlak-ı vardı. Bu duruma Allah'ın tüm isim ve sıfatlarıyla Batîn (gizli) olma durumu denilir.

Allah c.c, isim ve sıfatlarıyla bilinmeyi murad etti ve kendisinden kendisine tecelli eyleyerek Hakikat-i Muhammediye'yi yarattı ve tüm her şeyi de bu nurdan yarattı. Bu duruma ise Allah'ın isim ve sıfatlarıyla bilinir olması yani Zâhir (açık) olma durumu denilir.

Allah c.c bu alemdeki her şeyi bir dualite (ikilik veya zıtlık) üzerine yaratmıştır. Böylece her şey zıttı ile bilinir olmuştur. (Gece olmasaydı gündüz bilinmeyecek, soğuk olmasaydı sıcak hissedilmeyecek, güzellik olmasaydı çirkinlik farkedilmeyecekti. Bu örnekleri var olan şeyler adedince çoğaltabilirsiniz.)

Her şey zıttı ile kâimdir. (Zıttı olmayan tek şey Allah'ın zâtıdır. Allah'ın varlığını anlayamamız da bu yüzdendir. Allah'ın yokluğu olmadığı için varlığını da o yüzden anlayamıyoruz.)

Her şey zıttı ile kaimdir sözünün bir kaç manası vardır.

1. Bir şey zıttı ile birlikte yer alır. (Zehir bulunan bir şeyde panzehirinin de bulunması gibi. İçi hasta eden bir şeyin dışının şifa vermesi gibi. Mesela limon. İçi şeker hastalığını artırırken kabuğunun şeker hastalığına iyi gelmesi gibi.)

2. Bir şey ancak o şeyin zıttının anlaşılması ile elde edilir. (Sonsuz bir hayat isteyen kişinin ölümü tatması, zengin olmak isteyen kişinin kanaat etmeyi bilmesi, iyileşmek isteyen kişinin hasta olduğunu kabul etmesi, uyanmak isteyen kişinin de uykuda olduğunu bilmesi gibi.)

3. Bir şeyin varlığı o şeyin zıttının bulunmasına bağlıdır. (İyilerin var olması kötülerin varlığına bağlıdır. Zenginlerin varlığı fakirlerin varlığına bağlıdır. Çalışkanların olması tembellerin olmasına bağlıdır. Herkesin çalışkan olduğu bir sınıfta çalışkanlıktan söz edilemez. Herkesin güzel olduğu bir yerde çirkinlikten bahsedilemez.)

Peygamber Efendimiz s.a.v "İki Ömer'den biri ile bu dini kuvvetlendir" şeklinde dua etmiş ve Hz. Ömer müslüman olmuştur. Hiç düşündünüz mü, Peygamber Efendimiz neden her ikisiyle kuvvetlendir şeklinde dua etmemiştir de biri ile şeklinde dua etmiştir. Çünkü hakkın karşısında batıl olmak zorundadır. Ancak zıttının varlığı sebebiyle o şey kâim olabilir.

Size tüm bu bilgileri anlatacağım şeyin temelini oluşturmasi için anlattım..

Allah'ın Batîn ve Zâhir esmalarından bahsetmiştik. Allah c.c, zâhir iken bile batînlığından bir şey kaybetmez. Çünkü Allah c.c zâtı itibariyle gizli, isim ve sıfatları ile zâhirdir.

İşte bu yüzden Allah'a ulaşmak isteyenlerin gideceği iki yol vardır. Ya Allah'ın batînına duyduğu sevgi ile O'nun zahirinin sevgisine ulaşır ya da Allah'ın zâhirinin sevgisi ile O'nun batînının sevgisine ulaşır.

Yani; Allah c.c Nur-u Muhammedi ile zâhir olmuştur ve O nura duyulan sevgi sizin Allah'ın zâtınının sevgisine ulaştırır. Allah'ın zâtına (yani batînına) duyduğunuz sevgi de sizi O'nun Nuru olan Peygamber Efendimizin sevgisine ulaştırır.

Hangi yolu seçerseniz seçin yolunuz mutlaka Peygamber Efendimizden geçmek zorundadır. Ya başında ya da sonunda..

O'nun sünnetini (sözlerini, davranışlarını ve hallerini) değersizleştiren kişiler ise bu yolda asla istediği şeye ulaşamaz. Çünkü Allah'a gidilebilecek başka bir yol asla yoktur..
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
110
Tepkime puanı
21
Bu alemin dualite (ikilik, zıtlık) alemi olduğunu dile getirmiştik.

Bizden istenen bu dualitenin üzerine çıkabilmemizdir. Buna her iki zıttın müsavi (eşit) olma durumu denir. Yani başınıza gelen bir bela ile güzel bir şeyi eş değer şekilde görmüyorsanız kemal yönünden nakıssınızdır.

Bir üçgenin (△) üç köşesi vardır. Sağ köşesi Cemal'i, Sol köşesi ise Celal'i temsil eder. Her ikisinin orta üst noktası ise Kemal'ı temsil eder. (Yani her iki zıttı kendisinde birleştirebilen Kemal'e erer.)

Bizlerin bir celal, bir ikram (cemal) tecellisine maruz kalmamız bizlerin bu hakikate erişebilmemiz içindir. Bu hakikate eriştiğimizde artık celal ile cemal tecellisi arasında fark görmemeye başlarsınız. Hatta celal tecellisinden daha çok zevk almaya başlarsınız..

Yâ Zu'l-Celali ve'l-ikram esmasına bir biri ardınca maruz kalırız. Bu esmayı bilmeyen kişiler "bize filancanın nazarı değdi" şeklinde konuşurlar. Halbuki başımıza gelen her celal ve ikram tecellisi bu esma sebebiyledir.

Acıkmamız celal tecellisidir, yemek yememiz ikram (cemal) tecellisidir, yedikten sonra hela ihtiyacımızın gelmesi celal tecellisidir, def-i hacet etmemiz ikram (cemal) tecellisidir.

Gördüğünüz gibi celal ve cemal tecellileri bir biri ardınca gelir.. Biri gelmişse hemen akabinde diğeri gelecektir.. Bu yüzden hak dostları celal tecellisini isterlermiş ki hemen akabinde cemal tecellisi gelsin..

(Marifet ehline göre) Bu dünya alemi, Cennet hayatından üstündür. Çünkü Cennet'te sadece Allah'ın cemal tecellisine maruz kalırız. Bu dünya aleminde ise hem cemal hem de celal tecellisini temaşa ederiz.

Allah'ın Cemal ve Celal tüm isimleri en mükemmel şekilde Peygamber Efendimizde s.a.v kemal bulmuştur. Burada Allah'ı Peygamber Efendimiz aracılığı ile tanımaktan yana kör olanlar, ahirette de bundan yana kör olacaktır.

İki şeyi veya iki zıt (gibi) olan şeyi birleştirmeye Tevhid denilir. Size tevhidi ayrıştırma unsuru olarak anlatanlar, sizi yanlış yola sevketmekten başka bir gayeleri yoktur. Zâhirde Batînı, Batînda ise Zâhiri göremiyorsanız, siz muvahhid olmaktan çok uzaksınızdır.. Bu Tevhid kelimesinin hakikatıdır. Yoksa sadece bir ilaha inanmak, şeriat katmanındaki Tevhid'in anlamıdır.. Katmanlar derinleştikçe o kelimenin ihtiva ettiği mana da genişler..

Sonuç olarak Güneşe bakmak isteyen kişi, bunu ancak Ay'a bakmak süretiyle gerçekleştirebilir.. Ay, güneşin nurunun yansımasıdır.. (Burada Güneş Hakkın, Ay ise Peygamber Efendimizin remzidir.)
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
110
Tepkime puanı
21
Hak dostları bizleri Resulullah'a, Resullullah ise bizi Hakk'a ulaştırır.

Bunu tasavvufi olarak dile getirmek gerekirse, Fenafi'ş-Şeyh olmayan kimse Fenafi'r-Resül makamına erişemez.. Fenafi'r-Resül makamına erişemeyen kimse ise Fenafillah'a ulaşamaz.. Fenafillah'a erişemeyen kimse ise Bekabillah makamına erişemez.

İlkokulu okumayan kişi, ortaokula geçemez. Ortaokulu okumayan kimse, Liseyi okuyamaz. Liseyi okumayan kimse ise Üniversiteyi okuyamaz..

Dinin emirlerinden habersiz olan (yani şeriate dair bilgisi olmayan) kimseler tasavvuf konularını, tasavvuf konularını bilmeyen kimseler hakikat konularını, hakikat konularına bilmeyen kimse de marifet konularını bilemez ve anlayamaz..

Yani bir öğrencinin gideceği yol şöyledir.. İlkokul (Şeriat), Ortaokul (Tarikat), Lise (Hakikat) ve Üniversite (Marifet)

Nasıl ki bir dersin adı, tüm katmanlarda aynı olmasına rağmen onun içeriği katmanlara göre farklılık arzediyorsa, bunun gibi ibadetlerimiz de her bir katmanda farklılık arzeder. Şeriat katmanındaki bir kimsenin namazı ile, Hakikat veya Marifet katmanlarındaki birinin namazı ibadet yönünden aynıysa da mana yönünden aynı değildir. (Bu farklılığı ancak ehli bilir ve anlar.)

Okur-yazar olmak için ilkokul bilgi düzeyinde olmanız yeterlidir. Bundan daha ötesini istemiyorsanız, bu sizin için yeterlidir. Eğer ki okur-yazar olmaktan daha ötesini istiyorsanız, o zaman bu katman sizin ihtiyaçlarınızı karşılamada yetersiz kalır.

Bir resim 3 renk katmanından oluşur. (Red, Green, Blue) Ancak bu 3 renk katmanının birleşimi ile resmi tüm renkleriyle görebilirsiniz. İşte Şeriat, Tarikat ve Hakikat katmanlarını birleştirdiğinizde bu size Marifet katmanını verir..

Her bir katman bilgisi, altındakine göre fazlalık, üstündekine göre ise eksiklik ifade eder.. Tarikat bilgisi Şeriat bilgisine göre fazlalık ifade ederken, Hakikat bilgisine göre de eksiklik ifade eder..

Marifet ehlini Üniversite tahsilini görmüş biri olarak düşünürsek, bu kimse her bir katmandaki kimseye kendi bilgi katmanına göre eğitim verir. İlkokul (Şeriat) öğrencisine ilkokul bilgisi ile, Ortaokul (Tarikat) öğrencisine ortaokul bilgisi ile, Lise (Hakikat) öğrencisine ise lise bilgisi ile..

İşte, hakikat ehli bir kimsenin bir sözünü veya kitabını okuduğunuzda ilk sormanız gereken, bu zat bunu hangi makamdan ve hangi makam ehline hitap ederek konuşmuştur olmalıdır.

Bu sorunun cevabını bilebilmek için tüm katman bilgisine sahip olmanız gerekmektedir. Eğer bu katmanlara hakim değilseniz, bu sorunun cevabını veremezsiniz.

Bir öğretmenin, matematikte sadece sayılar kullanarak işlem yapabilirsiniz dediğini düşünün.. Eğer bunun ilkokul katmanı için olduğunu bilmez de onu ortaokul katmanından değerlendirmeye kalkışırsanız o zaman öğretmenin yanlış konuştuğunu veya o şey hakkındaki bilgisinin az olduğunu söylemeye başlarsınız.

İşte tüm fikir ayrılıklarının nedeni budur.. Herkes kendi makamından ve kendi makamının gerektirdiği şekilde konuşur.

Bir kimse evrende kaos görüyorsa, bu o kişinin hayatının bir kaos içerisinde olduğunu gösterir.. Eğer bir kimse evrende ahenk görüyorsa, bu o kişinin hayatının da bir düzen içerisinde gittiğini gösterir. Hem kaosu hem de ahengi görebiliyorsa işte o kişi diğer ikisine göre çok daha bilgilidir..

Bir operada, bir çok farklı enstrumanın olması bir kaos ortamı olarak ifade edilse de hepsinin birleşerek bir ahenk oluşturması buna bir örnektir.. (Bağırsaklarımız tek başına düşünüldüğünde, içerisinde pislik barındıran bir yerdir.. Ama vücud açısından düşünürsek, önemli bir şeyi ifa ettiğini anlarsınız.. Yani tek başına kötü olarak adlandırdığımız şeyler aslında bir bütünde önemlilik arzeder. Şeytanın varlığı tek başına kötü bir şey gibi olsa da, genel anlamda kişinin cenneti kazanmasını sağlaması yönünden önemli bir rolü üstlenir.)

Birbirinden alakasız sözler söyledimse de aslında hepsi yukarıda bahsettiğim şeyleri daha iyi anlayabilmeniz içindir.

(Sözlerimi birleştirmek gerekirse) Hakikat ehli kimseler kimi zaman Allah'a itaat etmekten, kimi zaman ise Peygamber Efendimize s.a.v ittiba' etmekten bahsetmişlerdir. Tevhid ehli kimseler bilir ki bu ikisi aslında birbirinden farklı şeyler değildir. Bu yüzden Kuran'da çoğu kez Allah ve Resülü şeklinde geçer.. Birini diğerinden ayıran kimse, bu hakikatlere karşı kör olan kimselerdir. Bu hakikatlere burada kör olan kimse, cennete girse bile bu körlükten asla kurtulamaz.

"Kim burada (dünyada) kör ise, ahirette de kördür" İsra 72

İster Allah'ın sevgisinden Resulullah'ın sevgisine ulaşın, ister Resulullah'ın sevgisinden Allah'ın sevgisine ulaşın.. Her ikisi de aynı şeydir.. Ama unutulmaması gereken bir hadisi kutsi vardır..

"Kim Beni sever ama Resülümü sevmezse onu Cehennemime koyarım. Kim Beni sevmez ama Resülümü severse, onu da Cennetime koyarım."

Resülünü sevip, Allah'ı sevmeyeni daha görmedim.. Ama Allah'ı sevip, Resülünü sevmeyeni çok gördüm.. Bunu sözlü ifade edemeseler de, kalplerindekini gizleyemedikleri aşikar.

"Sen olmasaydın, sen olmasaydın eflakı yaratmazdım." Hadisi kutsisini kabullenemiyorsa, Peygamberimize "Efendimiz" bile diyemiyorsa, O'nu hem bu dünyanın hem de ahiretin efendisi olarak görmüyorsa, O bize Kuran'ı tebliğ etti ve gitti diyorsa, O'nun bizden ne üstünlüğü vardı diyebiliyorsa.. o kişi Allah'ı sevse dahi bile cehenneme gidecektir. Çünkü hadisi kutside bunu bizzat Allah c.c söylüyor..

Kimse kendisine ve kendi aklına güvenmesin. Nice akıllı kimseler bu dünyadan imansız gitti.. İbni Sina buna en güzel örnektir. Onun imansız gitmesine yol açan neydi biliyor musunuz ? Kitaplarında söylediği ilimleri kendisine mâl etmesiydi. Halbuki O'na tüm ilimler Peygamber Efendimiz aracılığı ile gelmekteydi.. O ise bunu kendisine mâl etti ve ölürken imansız gitti.. (Bu kadar basit şeyden bile imansız gidilebiliyorsa, peki Resulullah böyle demedi diyenlerin halini siz düşünün.)

"Her kim, söylemediğim şeyleri bana isnâd ederse Cehennem'deki yerine hazırlansın!" Hadisi Şerif

Bu hadisi "söylemediğim şeyleri bana isnâd ederse" ibaresini "söylediğim şeyleri inkar ederse" şeklinde de anlayabilirsiniz.

Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır ayetini Her kolaylıkla beraber bir zorluk vardır şeklinde de anlayabilirsiniz. Bir şeyi kolay mı elde ettiniz.. Bilin ki onun arkasında mutlaka bir zorluk gelecektir.. Zorlukla elde ettiğiniz bir şeyler mi var bilin ki onun arkasından bir kolaylık gelir.. Bu bilgileri bakış açınızı genişletmek için veriyorum.

Mesela çince konuşmak istiyorsunuz ve bunu çok hızlı bir şekilde yaptınız.. (Çince dilbilgisel olarak en kolay öğrenilebilen dillerdendir.) Bir iki ayda seler sular gibi çince konuşmaya başladınız.. Ama o konuştuğunuzu okumaya ve yazmaya gelince büyük bir zorluk çekersiniz. Çünkü kolay başlanan işin sonrasında mutlaka bir zorluk vardır..

Arapça en zor dilbilgisine sahip dildir.. Bu zorluğa rağmen çok hızlı bir şekilde Arapça okuyup, yazabilir ve hatta konuşabilirsiniz..

Hatta daha iyi anlayabilmeniz için, her çıkışı olan yokuşun bir inişi, her inişi olan yokuşun da bir çıkışı vardır. Konuyu gereksiz yere uzatmak olmasaydı size bunun hakkında daha çok örnek verirdim..

Âlemin Hakk'ın tecellisinden meydana geldiğini söyledik.. Peygamber Efendimiz s.a.v Hakk'ın aynasıdır.. O aynada gözüken Hakk'ın kendisinden başkası değildir.

Zatıma mir'at (ayna) edindim zatını, adım ile yazdım adını.. Vesiletü'n-Necat - Süleyman Çelebi Hz.leri

Siz ister aynadaki görüntüye aşık olun, isterse aynadaki görüntünün sahibine.. Ama bilin ki Hakk'ı sadece ayna aracılığı ile görebilirsiniz, bu ise ancak Resulullah ile olur..

Mü'min, mü'minin aynasıdır. Hadisi şerifinde bu dile getirilmiştir. Bu hadisin bir çok manası vardır. Bizim konumuz ile alakalı olan kısmı şudur. Hadisteki ilk mü'min Peygamber Efendimiz, ikinci mü'min ise Allah'tır..
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
110
Tepkime puanı
21
Sözlerimin yanlış anlaşılmaması için ilave yapma ihtiyacı duydum. Her ne kadar aynada gözüken görüntü, aynanın karşısındaki ise de onun zatı değildir.. Çünkü aynada gözüken görüntü, o görüntünün sahibi değildir sadece onun yansımasıdır.

Buna başka bir örnek vermek gerekirse, eliniz sizdendir ama elinize siz denilemez.. Yani eliniz size aittir ama size ait olan bir şey için bu sizsiniz denilemez.. Buna sizden gayrısıdır da denilemez.

İşte bu örnek, islam alimlerinin quantum fiziğini bu zamandan ne kadar önce bildiklerini gösteriyor..

Bir şeyin var olmasına 1 dersek, yok olmasına da 0 denilir.. Bir şeyin hem var, hem yok olmasına da 1 ve 0'ın aynı anda olması denir ki biz buna bugün quantum fiziği diyoruz..

Bizler vücudu var gibi gözüken yoklarız yani birer eğretiyiz.. Allah ise yok gibi gözüken yegane var olandır.

Hayat bir hac yolculuğu gibidir. Kimileri gittiği yoldan gerisin geri döner, kimileri yanlış yollara sapar ve doğru gidenleri de kendi gibi saptırır, kimileri dağ dere tepe aşar, kimileri düz yolda şaşar, kimileri ise bu yolda bir rehber (mürşid) edinerek Kabe'ye sağ selamet varır..

Bu yolda ne tehlikeler vardır.. Nice eşkiyalar bu yol üzerinde sizi beklemektedir.. En kötüsü ise doğru yolda gittiğinizi zannedersiniz ama her adımınızla Kabe'den biraz daha uzaklaşırsınız.. Kendiniz gibi başkalarını da saptırırsınız.
 
Üst Alt