âsiye

hacı anne

Süper Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
1,045
<TABLE border=0 width="100%"><TBODY><TR><TD vAlign=center></TD><TD vAlign=center></TD><TD style="FONT-SIZE: smaller" height=20 vAlign=bottom align=right></TD></TR></TBODY></TABLE>
<?XML:NAMESPACE PREFIX = FB /><FB:LIKE href="https%3A%2F%2Fwww.ebedi.com%2Fforum%2Findex.php%3Ftopic%3D10429.0" width=""></FB:LIKE>
küfür tufanının önünde
tek başına bir kadın
ÂSİYE



وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ وَنَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ


Allah, inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi.
O:
“Rabbim!
Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun işinden koru ve beni zalimler top-luluğundan kurtar!” demişti
Tahrim suresi,11


“Ben sizin en büyük ilahınız değil miyim?” diyen,
Doğan her erkek çocuğu öldürten,
İnsanları guruplara ayıran,
Zalim, âsi, tâğut Firavun ve
Onun karısı Âsiye…

Zamanının en muhteşem sarayında kraliçe olarak yaşıyordu.
Bir kadının hayallerini süsleyen ne varsa elinin altında idi.
Bir gün,
Allah bir sandığın içinde
nehirde yüzen bir bebek çıkardı karşısına.
Ona acıdı. Aldı, sarayında büyüttü.
O bebek büyüdü Peygamber oldu. Musa aleyhisselam oldu.
Musa ile Firavun karşı karşıya geldi.
Musa’dan yana tavır koydu.
Tehdit edildi. İşkence gördü.
Sadece imanı arttı.
Kraliçe olduğu sarayın avlusunda kral tarafından
yere yatırılıp elleri ve ayaklarından
dört kazığa bağlandı.
Kızgın güneşin altında bekletildi.
Üzerine ağır kaya parçaları kondu.
İmandan dönmesi için süre verildi.
O son söyleyeceğini Kur’an’ın şahitliği ile dedi ve gitti:
“Rabbim!
Bana katında, cennette bir ev yap;
beni Firavun'dan ve onun işinden koru ve
beni zalimler topluluğundan kurtar!”


“Erkeklerden kemale eren çok olmuştur. Kadınlardan ise sadece Meryem ile Âsiye’dir.”
Hadis-i Şerif


“…İşte bu da Firavun’un karısı...
Firavun’un sarayında, içinde yaşadığı küfür tufanı O'nu, kurtuluş istemekten alıkoyamamıştır.
Bu mümin kadın Rabb’inden cennette bir ev isteyerek Firavun'un sarayından vazgeçmişti. Rabbinden kurtuluş isteyerek Firavun'la olan ilişkisini koparmıştı. Firavun'un yaptıklarının sorumluluğuna ortak olurum endişesiyle onun uygulamalarını onaylamadığını belirtmiş, yaptıklarından uzak durmuştu. Oysa Firavun'a en yakın insandı:

"Beni Firavun'dan ve O'nun kötü işinden kurtar."

Aralarında yaşadığı halde Firavun'un kavmi ile de ilişkisini kesmişti:

"Ve beni şu zalimler topluluğundan kurtar."

Firavun'un karısının duası ve tavrı, dünya değerlerini hem de en göz alıcılarını elinin tersi ile itip Allah katındaki kalıcı değerlere yönelmenin güzel bir örneğidir. Nitekim bu mümin kadın o gün için yeryüzünün en büyük hükümdarı Firavun'un karısıydı. Bir kadının arzulayabileceği her şeyi bulabildiği Firavun'un sarayında yaşıyordu. Fakat bu kadın iman sayesinde bütün bunları ayaklarının altına almış, elinin tersiyle itmişti. Üstelik bu dünya nimetlerinden, dünyanın geçici değerlerinden yüz çevirmekle yetinmemiş, bunları Allah'a sığınılması gereken bir kötülük, bir pislik, bir musibet olarak algılamıştı. Bütün bunlardan vazgeçip yüce Allah'tan kendisini bu hayattan kurtarmasını istemişti.
Öte yandan bu mümin kadın geniş ve güçlü bir devlette tek başınaydı. Hiç kuşkusuz bu da yüce Allah'ın O'na yönelik bir başka büyük lütfudur. Çünkü kadın toplumun baskısı karşısında daha duyarlıdır, toplumun düşüncesinden daha çok etkilenir.
Fakat bu kadın tek başına... Toplumun baskısına, sarayın baskısına, hükümdarın baskısına, saray çevrelerinin baskısına, hükümdarlık makamının baskısına rağmen başını göğe kaldırmıştı. Hem de tek başına ve bu azgın küfür ortamında.
Bu mümin kadın, Allah için bütün etkenlerden, bütün bağlardan, bütün engellerden ve bütün yanıltıcı çağrı-lardan soyutlanmanın üstün bir örneğidir.
Zaten cümleleri evrenin her tarafında yankılanan, yüceler âleminden inen, Allah'ın kalıcı kitabında kendisine işaret edilmesini bu yüzden hak etmiştir.” Seyyid Kutub


Nureddin Yıldız hoca efendi
 

hacı anne

Süper Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
1,045

Hani beyaz örtüler bürüdüğünde kainatı karlarınarasından çıkar ya bir muştu gibi kardelen...
Hani simsiyah bataklık örmüşken suların yüzünü umut gibi çıkar ya nilüfer. İşte Asiye'de
kardelen gibi nilüfer gibi umut olmuştu da Musa'sı için doğmuştu Firavun'un kara sarayına.
Asiye Firavun'un sarayında tek başına bir ümmetti. Bu yüzden alemlerin Rabbi; Musa'yı onun
ellerine lutfetti. Firavun gibi zalim ve İlahlık iddisaında bulunan bir hükümdarın zevcesiyken aktı paktı.
Firavun Asiye'yi beğenip zorla evlenmişti. Lakin O ne Firavun'un batıl inancıyla nede beşeri arzusuyla
kirlenmemişti. Rabbi onunla Firavun'un arasına şeytanı koyuyor Firavun onu zevcesi zannediyor.




Asiye ise Onun sarayında bakire geziniyordu. Firavun'un tüm zalimliklerine sabrediyordu...
Firavun'un gördüğü rüyanın yorumundan ötürü zalimce bir karar alınmış tüm erkek doğan bebeklerin
ölüm fermanı verilmişti. Yeni doğum yapmış bir kadın firavun korkusundan dolayı bebeğinden yine
bebeğinin yaşamı için vazgeçerken Nil nehrine Rabbinin himayesine teslim eder bebeğini.
Gelecekte ALLAH'ın peygamberi olacak Firavun'un saltanatını bitirecek İmran oğlu Musa idi bu bebek.
Asiye Nil'n kendisine getirdiği Musa'sına Firavun'un zalimliklerinden koruma vazifesinide üstlenip bir
peygamberin Firavun'un sarayında büyümesi için emek gösteriyordu. Kelamullah olan Hz.Musa'nın
maddi manevi bakımını yapıyor bir bahçıvan gibi o tebliğ çınarını büyütüyordu. Kimbilir belki Musa için
Firavun'un sarayına tayin edilmişti...




Musa peygemberlik makamına vardığında zalim bir zevcenin yanında ak kalabilen bu kadın onun
tebliğine de ilk iman edenlerden olmuştu. İslamın
nuruyla aklığına paklığına bir de şimdi islam nuru eklenmişti. Firavun zalimliklerine doymuyor
halkına zulum ediyor inkarına devam ediyordu. İnkarcılığı okadar ileri gitmişti ki artık kendine
ilahların ilahı ismini takmıştı. Asiye ilahlık iddiasında bulunan zevcesinden gizli sarayda alemlerin
Rabbi tek olan ALLAH'a ibadetlerini yapıyor yalnızca ona şükrediyor ve yalnızca Ondan lutuf
bekliyordu. Rabbisini inkarcı kocasına rağmen her an anıyor andıkça Firavun'un ezalarından
sıkılan yüreciğine huzur geliyordu. Hz.Musa'nın sarayı terk edişiyle Asiye sarayda inkarcıların
ALLAH'a eş koşanların arasında yalnız kalmıştı.





Zalim bir hükümdar ve zalim hükümdarın batıl inançları arasında tek başına kalmıştı.
Lakin o tüm eza ve cefalara rağmen korkmuyordu, Rabbim alemleri yaratan ALLAH'tır
diyordu tüm tevekkülü ile... İnançsızların batının peşinden koşanların arasında daha
fazla saklayamadı imanını. Firavun iman ettiği için zevcesi Asiye'yi işkence ile
ölüm cezasına çarptırdı. İmanın dan dönmesi ilah olarak ilahım firavun demesi halinde
yaşamasına izin verecekti . Lakin Asiyenin mübarek dudaklarından yalnızca şehadet
ederim ki ALLAH'tan başka ilah yoktur yine şehadet ederimki Musa onun peygamberidir.
sözleri dökülüyordu.





Bu sözleri duyan Firavun ise iyice sinirleniyor el ve ayaklarından demir çivilere
çaktırdığı Asiye'nin göğsüne değirmen taşları koydurtarak işkencesinin dozunu
arttırıyordu. Asiye son nefesinde dahi imanına öylesine sahip çıkıyordu ki can
havliyle dahi eşi Firavun'nun imanından vazgeç canını bağışlayayım teklifini
reddediyordu. Asiye eza ve işkencelere maruz bırakılarak şehadet şerbetini içmişti.
Hiç şüphesiz ki adil olan ALLAH kimsenin sabrını, fedakarlık ve tahammülünü
karşılıksız bırakmaz. Bu alemde sabredenler her türlü zorluklara tahammül
gösterenler cennetle müjdelenmekle kalmayacak sabrının derinliği,zorluğu
nispetinde de yükseleceklerdir.





Firavun'un yalnızca zalimliklerine değil işkencelerine dahi sabır gösteren
Hz.Asiye validemiz ;gösterdiği sabrı ve tahammülüyle alemler efendisi
peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuştur. Sevgili peygamberimiz bir
hadisinde Cennet kadınlarının en iyisi şu dördüdür: Firavun'un karısı Asiye,
İmran kızı Meryem,Huveyled kızı Hatice ve Muhammed (s.a.a) kızı Fatıma.
Bunların en üstünüyse Fatıma'dır buyurmuştur.





Asiye validemiz zevcesi Firavun'un tüm ezalarına sabrederek cennet
hanımlarının en iyisi makamına çıkmıştır. Acaba biz mümine kadınlar mümin
eşlere sahip olduğumuz halde ibadetlerimizi ne derece yerine getirebiliyoruz?
Mümine bir kadın olduğu halde ilahlık iddiasında bulunan eşinden gizlice ibadetlerini
yapmaya çalışan Hz.Asiye validemizin tevekkülüne ve sabrına sahip miyiz?
 
Üst Alt