Tekil Mesaj gösterimi

Alt   #2 (permalink)
Turab
Teknik Ekip




Sardurihinili/Sardurhinili (Çavuştepe)

Van’ın 24 km. güneydoğusunda yer alan Çavuştepe Kalesi’ni Urartu Kralı II. Sarduri yaptırmıştır. Kalenin Urartu dilindeki anlamı Sardurihinili’dir.

Kale Urartu Krallığı’nın en parlak döneminde yapıldığından, Urartu mimarlığının görkemi görülmektedir. Günümüze kadar sağlam olarak kalan 5-6 m. yüksekliğindeki kale duvarları ana kayaya yapılan su sarnıçları, su biriktirme yapısı,kült merkezi, kaya poterni, iki ayrı tanrı için yapılan tapınak ve saray yapılarında görülen özenli işçilik krallığın gücünü yansıtmaktadır. Bir diğer özelliği de bölgenin en önemli kült merkezi olmasıdır. İki ayrı tanrıya yapılan kült merkezleri, diğer Urartu kalelerinde görülmemektedir.

Gürpınar Ovası Bol Dağı kayalıklarında yer alan Çavuştepe Kalesi askeri ve ekonomik amaçla kurulmuştur.
300 km. uzunluğundaki, Başkent Tuşpa’dan güneydoğu yönüne devam ederek Çavuştepe Kalesi’nin kuzey eteğinden geçen ünlü Ordu Yolu, Urartu Krallığı için çok önemlidir. Yol, günümüzde Irak toprakları içinde kalan Kelişin Geçidi ve Muşaşir/Ardini Tapınağı’na kadar uzanmaktaydı.
Aşağı ve Yukarı Kale diye ayrılan Çavuştepe’yi ortadaki ana giriş kapısı birleştirmektedir. Ana giriş kapısından doğuya giden yol, Yukarı Kale’ye çıkmaktadır.

Kare planlı olan Yukarı Kale, Aşağı Kale’ye göre oldukça küçüktür. Yukarı Kale’de etrafı sütunlu galerilerle çevrili bir tapınak kalıntısı, ortada ise Tanrı Haldi için yapılmış kare planlı bir başka tapınak daha vardır. Aşağı Kale’mdeki tapınak gibi bu tapınağın kapısı da doğuya bakmaktadır.

Tapınak çok tahrip olmuştur. Bunda Ortaçağ yerleşimlerinin burayı ev olarak kullanmalarının etkisi büyüktür.
Yukarı Kale’de tapınak ve avlusundan başka bir şey bulunamaması burasının tamamen Tanrı Haldi’ye adandığını göstermektedir.

Aşağı Kale, batı yönün doğru uzanmakta olup, ana giriş kapısının batısından Uç Kale’ye kadar olan alan içinde çok sayıda çeşitli meslek dallarına ait atölye binaları vardır. Bunlar Kale’nin inşasından çok sonra M.Ö. 7. yüzyılda yapılmışlardır. Uç kale dikdörtgen planlıdır ve kalker taşları, hiçbir Urartu merkezinde rastlanmayan güzellikte cam gibi pürüzsüz işlenmiştir. Taş duvar üzerine iki kat yapıların yıkıntıları arasında 5 adet “T” biçimli siyah andezit kör pencere bulunmuştur. Urartu bronz levhaları ile Adilcevaz taş kabartmalarında çok katlı binalar üzerinde bu tür kör pencerelerin nasıl durdukları açık bir şekilde görülmektedir. Uç Kale zemin odalarında da ele geçen silahlar arasındaki bazı miğferler üzerinde silah deposunun II. Sarduri’ye ait olduğunu gösteren çivi yazısı bulunmaktadır.

Çavuştepe Kalesi’nde bunlardan başka depo binaları, Tanrı İrmuşini’ye ait tapınak (Girişin solundaki andezit bloklar üzerinde Kral II. Sarduri’nin iki taş üzerindeki adak yazıtı vardır. Üçüncüsü ne yazık ki kayıptır), tapınağın batısında yan yana uzanan çok sayıda atölye, atölye odalarının birer kapı ile açıldığı koridor, bu koridorla geçilen batıdaki saray, su sarnıçları, tuvalet (bu alaturka tuvalet şu anda dünyanın en eski tuvalet örneğidir) fosseptik çukuru, kanalizasyon sistemine ait kalıntılar bulunmaktadır.

Sarayın kuzey sur duvarından başlayan ve ana kayaya özenle oyulmuş derin bir kaya yarığı (poterni) bulunmaktadır. Burası bitirilmeden bırakılmıştır. II. Sarduri’nin kurduğu Varto yakınındaki Kayalıdere Kalesi’nde de benzer bir kaya yarığından mezar odalarına ulaşılmaktadır. Çavuştepe Kalesi’ndeki yöneticilerin mezar odaları henüz bulunamamıştır.
Çavuştepe Kalesi M.Ö. 7. yüzyılın sonlarında İskit alanları ile yıkılmıştır. Kale duvarına saplanmış bir çok ok ucu ve diğer İskit buluntuları bunu kanıtlamaktadır.

Giyimli (Hırkanis)

Van ilinin 68 km. güneydoğusunda, Güzelsu (Hoşab) Bucağı’na bağlıdır.
Burada Serbar Tepesi’nde taş çıkarılırken büyük bir Urartu definesi bulunur. 2-3 bin parça bronz levhadan oluşan bu buluntu grubu Giyimli Definesi olarak tanınır.
Bronz levhaların en büyük özelliği Urartu Tanrı ve tanrıçalarının figürleri ile kült törenleri, insan ve hayvan resimlerinin yapılmış olmasıdır. Bu levhalar adak levhası olarak yapılmışlardır. Bulundukları günlerde hurda bakır fiyatına kilo ile satılan bu bronz levhalar, Van ve sonra da İstanbul antika piyasasına sürülmüştür. Çok kısa bir zamanda Avrupa ülkeleri, İsrail, Amerika ve Japonya’ya kadar gitmiştir.

Ele geçirilen levhaların bir kısmı Van Müzesi’nde, bir kısmı da Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndedir. Ayrıca Türkiye’nin bir çok müzesinde ve koleksiyoncuların elinde de 800’ün üzerinde adak levhasının olduğu bilinmektedir.

Definenin bulunduğu Serbar Tepesi fazla yüksek değildir. Burası klasik Urartu kalelerine kıyasla çok daha basit yapılmış küçük bir yerleşkedir. Bunun nedeni Giyimli köyünün ana yollardan uzak, deniz seviyesinden 2400 m. yüksekliğinde bir yayla yerleşimi olmasıdır. M.Ö. 7. yüzyıldaki İskit akınları sırasında yerle bir edilen Urartu kalelerinden kaçan halkın saklanmak için bu dağlık bölgeye gelerek budaki kuleyi kurmuş oldukları düşünülmektedir. Bu da böylesine kıymetli bir buluntunun burada olmasını açıklamaktadır.

Ernis-Evditepe Erken Demir Çağı Mezarlığı

Bugünkü Van şehrinin 80 km. kuzeyinde yer almaktadır. Ortasından karayolunun bir kısmı geçen mezarlık alanı ikiye bölünmüştür ve çok tahrip olmuştur. Mezarlık alanının 1,5 km. kuzeydoğusunda Keçikıra Kalesi bulunmaktadır. Aslında Van Gölü’nün kuzeyi sahip olduğu coğrafi konumu nedeniyle Erken Demir Çağı ve Urartu döneminde çok sık yerleşime sahne almıştır. Evditepe’nin 2 km. batısında Erken Demir Çağı’na ait Alacahan nekropolü, 10 km. batıda Deliçay Kalesi, 10 km. doğuda ise Karahan yerleşkesi bulunmaktadır.

Ernis-Evditepe’de yapılan kaçak kazılar sonucunda bazı buluntuların Van Müzesi’ne getirilmesi üzerine burada bilimsel kazılar yapılmıştır.
Buradaki mezarların bir kısmının çevresi, kare veya dairesel planlı taşlarla (kromlek) çevrilidir. Bir kısmı ise oda mezar veya taştan yapılmış sandık türü mezardır. Bu mezarlarda demirden çeşitli eşya, takı ve silahlar bulunmuştur. Demir takı ve silahlar M.Ö. 11. yüzyılın sonlarından M.Ö.10. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir.

Karagündüz Höyüğü

Van ilinin 35 km. kuzeydoğusunda, Van Merkez ilçeye bağlı eski Karagündüz köyündeki su yükselmeleri nedeniyle 1890 rakımlı Erçek Gölü’nün kuzeydoğu kıyılarında bir ada durumunu almıştır.

Karagündüz nekropol alanı kuzeyden güneye doğru hafifçe meyilli alüviyal bir düzlükte yer almaktadır. Burada yapılan kazı çalışmalarında ele geçen mezarlardan bir kısmı oda mezardır. Dikdörtgen planlı olan mezar odalarının tavanları çökmüştür. Odalara mezarın boyutlarına göre 20’den 80’e kadar değişen sayıda insan gömülmüştür. Yeni ceset konulacağı zaman eskiler geriye doğru toplanarak odada yer açılmıştır. Bu özelliği diğer Urartu mezarlarından da tanımaktayız.

Mezarlarda ele geçen çok sayıdaki çanak çömlek biçim ve bezeme anlayışı bakımından iki büyük gruba ayrılırlar. Mezar hediyeleri arasında demirden süs eşyaları ve silahlar, çok sayıda boncuk bulunmaktadır. Ayrıca oğlak-kuzu türü hayvanlara ait omurga parçalarına rastlanmıştır.

Karagündüz Höyüğü’nde yapılan kazılarda ise Ortaçağ’dan Erken Transkafkasya dönemine kadar uzanan 7 yapı katının varlığı görülmüştür. En üst iki tabaka Ortaçağ’a aittir ve 1. yapı katı sırasında tepenin üzeri mezarlık olarak kullanılmıştır. 2. yapı katının altında uzunca bir boşluğu izleyerek sırasıyla Geç Demir çağı (ki bu 3. yapı katı Karagündüz’ün en ilginç dönemlerinden biridir) gelir. 4.yapı katı ise birkaç evrelidir. Bunların en ilginci Urartu Krallığı dönemine ait olan 4. yapı katıdır. Urartu tabakasının altında Erken Demir Çağı yani 5. yapı katı (bu tabaka nekropolle çağdaştır), arkasından 6. yapı katı (Orta-Son Tunç Çağı), 7. yapı katı ise erken Transkafksasya dönemine aittir ve höyüğün en kalın tabakasıdır.

Van’da Urartu Sulama Tesisleri

Urartuların yüzeysel su kaynaklarından yararlanarak yaptıkları sulama tesislerini 2 bölüme ayırmak mümkündür;
1- Menua veya Şamram Kanalı ile yapılan sulamalar
2- Keşiş Gölü (Rusa Gölü) ve çevresindeki küçük barajlar vasıtasıyla toplanan sularla yapılan sulamalar.
İşpuini ile oğlu Menua, birlikte M.Ö.825-815 yılları arasında devleti idare ederek kuvvetlendirmişlerdir. Kral Menua M.Ö.800 yıllarında Menua (Şamram) Kanalı’nı yaptırmıştır. Kanalın suyu, Engil (Hoşap) Çayı’nın vadisinde bulunan 1760 m. kotundaki bir pınardan çıkmaktadır. Bu pınardan alınan su 56 km. uzunluğundaki Menua (Şamram) Kanalı vasıtasıyla Van’ın güneyindeki ovaya akar. Karstik formasyonlardan çıkan bu pınarın debisi 3-4 m3/sn. arasında değişir. Kanal, Engil Çayı’nın vadisinden 5 km. uzaklıktan gelerek batıya yönelir; 25 km’den sonra kuzeye dönerek 56. km’de Van şehrinin güneyindeki araziyi sulayan kanalları besler, 1950-1952 yıllarındaki yapılan bir regülatörle Engil Çayı’nın suyu da bu kanala katılmış, Engil Hidroelektrik Santralı’nın inşaatından sonra kanalın suyu çok artırılmıştır. Yaklaşık 2795 yıldan beri sürekli çalışmakta olan kanal bu bakımdan dünyada tek olmalıdır.

II. Rusa (M.Ö. 680-654), yeni başşehir Rusahinili’nin ve civarının su ihtiyacını karşılamak için, Van’ın doğusunda bulunan 2890 m. kotundaki Keşiş Gölü’nün (Rusa Gölü) suyunu barajlarda kabartarak, büyük miktarda su depolamış ve gölden kaynaklanan dereler üzerinde barajlar (bentler) yaparak, yaz aylarında gerekli su sağlamıştır. Gölün hidrolojik bölgesi 100 km3 ve alanı 6 km2’dir. Halen mevcut küçük bentlerle 20 milyon m3 su depolanabilmektedir. Urartu devrinde yapılan bentlerden olan güney bendinin bulunduğu yer bugünkü gölün su seviyesinden 10 m. yukarıya kadar kabartıldığını gösterir ki gölde depolanan su miktarı 50 milyon m3 olmaktadır. Keşiş Gölü’nün kuzeybatısındaki bendin uzunluğunun 350 m. olduğu anlaşılmaktadır. Bu bendin suyunun aktığı dere üzerinde diğer Urartu bentlerine benzemeyen Faruk Bendi denen bent vardır.
C14 analizi sonucunda bunda kullanılan ahşabın yaklaşık 1800 yılında kesildiği anlaşılmıştır. Bu sonuca göre bent Osmanlı yapısıdır.
Urartu Kralı Rusa’nın Toprakkale’nin (Rusahinili) ve etrafındaki arazinin sulanması için yaptırdığı baraja ait Berlin Müzesi’ndeki stelde Keşiş Gölü Rusa Gölü olarak adlandırılmaktadır ve sulamanın nasıl yapıldığı anlatılmaktadır.

Van’ın 70 km. kuzeyinde bulunan Muradiye’de de aynı sistemle yapılmış 5 m. yüksekliğinde bir bent vardır. Van Gölü’nün batısındaki Adilcevaz’da tepe uzunluğu 57 m., genişliği 17 m. olan aynı şekilde inşa edilmiş bir Urartu bendi bulunmuştur.
Urartuların hâkim oldukları bölgelerde yapılan su tesislerinin devrinin en ileri tekniğiyle gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Keşiş Gölü üzerinde su depolamak için yapılanlar, Urartularda iyi bir mühendislik bilgisinin bulunduğunu kanıtlar.

Kehrizler

Van’da ilk sulama kanalları ve barajlar M.Ö. 9. ve 6. yüzyıllar arasında Urartular zamanında yapılmıştır. Bunların en önemlisi Menua (Semramis/Şamran) sulama kanalıdır. Urartu Kralı Menua tarafından yaptırılmıştır. Su kaynağı Gürpınar ilçesinin Yukarı Kaymaz köyü yakınlarında, Başet Dağı’nın kalker kayalıklarından doğmaktadır. Van’ın içme suyu bu kaynaktan sağlanmaktadır. Menua/Şamran Kanalı dünya mühendisliğinin bir harikası olarak geçtiği yerlere hayat vermiş olup, işlevini günümüzde de sürdürmektedir. 51 km. uzunluğundadır. Gürpınar, Edremit ve Van’ı sulayarak güzergahını tamamlar.

Diğer yandan, Van’da içme ve sulama suyu amacıyla geçmişi Urartulara uzanan, Osmanlılar döneminde yapılan en önemli su tesislerinden biri de “Kehriz”dir. Kehriz olarak adlandırılan ve yer altında açılan galerilerin biriktirdiği suların toplanmasıyla elde edilen kaynak sudur. Bu sisteme Orta Asya Türk devletlerinde “Kares” denilmektedir. Çin, Afganistan’da da aynı sisteme İpek Yolu üzerinde rastlanabilmektedir. 6 Kerhiz Eski Van kentinde 24 Kerhiz ise bugünkü Van’ın bulunduğu şehir merkezindedir. Ancak bu kerhizlerden yalnızca Eski Yengi ve Vakıf Kerhizleri işlevine devam etmektedir. Suyu yumuşak ve temiz Kehriz suyu şehir şebekesinin kesildiği dönemlerde su ihtiyacını karşılamaktadır.

Gevaş

Van il merkezinin 37 km. güneyinde, Van-Tatvan karayolu üzerinde yer alır. Urartular döneminden beri iskana sahne olan Gevaş’ta M.S.14.yüzyıla ait Selçuklu mezarlığı özellikle dikkat çekicidir. Urartularca kurulmuş ve sonradan Selçuklular tarafından da kullanılmış olan kalenin güneyinde yer alan Halime Hatun Kümbeti ve 400’den fazla mezar içeren mezarlık Selçuklu taş sanatının kendine özgü yapısını, süsleme ve hat sanatının en güzel örneklerini gözler önüne sermektedir.




Turab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla