๑۩۩๑Burada her şey "NET"๑۩۩๑

islamiforumlar.net




Go Back   islamiforumlar.net - islami forum > İSLAMİ PAYLAŞIMLAR > Kuran-ı Kerim
Anasayfa Kuran-ı Kerim Kuran Öğren İslami rüya tabirleri İslami Oyunlar İlahiler İletişim

Ayetel Kürsi manası, meali, açıklaması

Ayetel Kürsi meali, ayetel kursi anlamı, ayetelkürsi ve açıklaması, ayetel kürsi okunuşu, ayetel kürsi meal Bismillahi'r-rahmâani'r-rahim. Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû ...


Yeni Konu aç Alıntı ile cevapla

 

Seçenekler Değerlendirme: Konunun ortalama Değerlendirmesi 5,00/5,00 puandır.
Alt   #1 (permalink)
vaveyla
Çalışkan Kardeşimiz
Standart Ayetel Kürsi manası, meali, açıklaması





Ayetel Kürsi meali, ayetel kursi anlamı, ayetelkürsi ve açıklaması, ayetel kürsi okunuşu, ayetel kürsi meal
Bismillahi'r-rahmâani'r-rahim.
Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.

Diyanet Meali:
Bismillahi'r-rahmâani'r-rahim.
Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK Meali:
Bismillahi'r-rahmâani'r-rahim.
Allah'tan başka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır.


E. Hamdi YAZIR Meali:
Bismillahi'r-rahmâani'r-rahim.
Allah'dan başka hiç bir tanrı yoktur. O, daima yaşayan, daima duran, bütün varlıkları ayakta tutandır. O'nu ne gaflet basar, ne de uyur. Göklerdeki ve yerdeki herşey O'nundur. O'nun izni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine! Onların önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun hükümdarlığı, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Her ikisini görüp gözetmek, ona bir ağırlık da vermez. O, çok ulu ve çok büyüktür.

Ayetel Kürsi nin fazileti


Click the image to open in full size.

PAYLAŞ
Facebook Twitter Google



vaveyla isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #2 (permalink)
Romantikssv
Kurallara Uymadı
Yasaklı
Standart Ayetel Kürsi Meali





Ayetel Kürsi Meali

Yoktur Cihanda Hakiki Mabut Yalnız
O Vardır (Vücibül Vücud) o Her An
Yaşar, Zatıyla Durur Ne Gaflet Basar
Ne Uyku Uyur.

Göglerde Ve Yerde Ne Varsa Onun
(Hepsi Tanrının Bütün Şüunun) Şefeat
Etmek Kimin Ne Haddine İzinsiz Onun
(Ebedi) Ehl-i Şuürün Piş-ü Pesini Bilir.

Ne Varsa o Hepsini İnsanlar İlminden
Zerre Kavrıyamaz Meğer Bildirmek
Dileye (Biraz) Kürsüsi Kucaklar Gögleri
Ve Yeri Vermez Ona Sıklet Eseri Bunların
Havzı (Çünki) o Bütün Eşyadan Büyük Her
Şeyden Üstün.

buhari kitabından Alıntıdır




Romantikssv isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #3 (permalink)
Gönül sızım
Özel Kardeşimiz
Standart





Bakara Suresi’nin 225. ayeti olan Ayet-el Kürsi aslında Ayet-ül Kürsi olarak adlandırılır.
Kürsi Arapçada iki anlama gelmektedir:

1. Üzerine oturulacak eşya, taht, koltuk.
2. Güç, ilim, egemenlik ve sultan.

Allahu Teâlâ tarafından bize gönderilen bu ayetlerde Kur’an-ı Kerim’in kürsisi görevindedir.
Yani diğer ayetlerin üzerine oturtulduğu ve bu ayetler ile göklerde ve yerde olan her şeyin kuşatıldığı anlamı çıkarılabilir. Ayrıca Fahreddin Razi, Hasan el-Basri gibi âlimler ise kürsi hakkında âlemi kuşatan arş ve arşı da kaplayan bir yapı şeklinde yorumlamışlardır.
Allah’ın kudreti, Allah’ın ilmi ve Allah’ın yüceliği gibi yorumlarda yapılmıştır.

Hadislerde Ayet-ül-Kürsi
Müslim, Ebu Davud ve İbn Hanbel’de geçen bir rivayete göre:
’Hz. Peygambere adamın biri gelerek Kur’an’ın en faziletli ayeti hangisidir? diye sordu. Resulullah (s.a.v.) ise şöyle buyurdu:

-Allahu la ilahe illa huve’l Hayyul Kayyum.’’

Buradaki ayetin bahsi geçen ayetlerin başında yer alması dikkat çekicidir. Ayrıca Tirmizi’den yapılan bir rivayete göre: ‘’Kur’an’ın en faziletli ayetinin Bakara Suresi’nde geçen Ayet-ül Kürsi olduğu ve bu ayetin okunduğu yerden şeytanın uzaklaştığı’’ bildirilmiştir.
Yine Tirmizi’den bir rivayete göre Peygamberimiz ‘’Ayet-ül Kürsi Kur’an ayetlerinin şahıdır.’’ şeklinde buyurmuştur.

Ayet-el Kürsi’nin Sebebi Nüzulü (İndiriliş Sebebi)
Medine’de inen Bakara Suresi’nin bir bölümü olan Ayet-el Kürsi ile ilgili kaynaklarda herhangi bir indiriliş sebebi yoktur. Ancak Bakara Suresi ile anlatılan Tevhid akidesini en güçlü şekilde ortaya koymasından dolayı oldukça büyük önemi vardır.

Ayet-el Kürsi’nin verdiği anlam açısından Allahu Teâlâ hakkında bilgiler verdiği gibi Allah’a ait isimlerin bulunmasından dolayı da âlimler tarafından güçlü bir dua olarak görülmüştür.
Namazların sonunda ve gün içerisinde sürekli olarak okunan Ayet-el Kürsi okuyanlar için oldukça fazla faziletinin bulunmasından dolayı Müslümanların inançları arasında önemli bir yer edinmiştir.
Tevhid ilmiyle alakalı en büyük Ayet-i Kerimedir.

Geceleyin inmiş olan bu Ayet-i Kerimeyi, Efendimiz (SAV), Zeyd’i (RA) çağırarak yazdırmıştır.

Ayet-el Kûrsi indiğinde, dünyadaki bütün putlar ve krallar yere düşmüş ve başlarındaki taçları yuvarlanmıştır.

Şeytanlar birbirleriyle çarpışarak kaçıp, iblis’in yanına toplanmışlar ve ona bu karışıklığı haber... vermişlerdir.

Peygamber Efendimiz’in(SAV) Ayet-el Kûrsi’de bulunan “Yâ Hayyu - Yâ Kayyumu”, “Hayy ve Kayyum olan ALLAH’ım Senin Rahmetinle yardım istiyorum” buyurarak (üzüntü ve keder anında) ettiği duadır. İsm-i Azâm olduğu da rivayet edilmekle beraber, Ariflerin Sultanı Beyazıd-ı Bistami (RA) “Bu ismin belli bir tarifi yoktur, lâkin sen kalbini herşeyden boşaltıp, onu ALLAH’ın C.C. Vahdaniyyetine teslim ederek istediğin İsimle zikret” buyurmaktadır.

Ayet-el Kûrsi’de bulunan Esma-i İlahiye hiçbir Ayet-i Kerimede yoktur. Çünkü bu Ayet-i Kerime’de, bazısı açık, bazısı gizli olmak üzere onyedi yerde ALLAH’u Teâlâ’nın İsmi geçmektedir.

Yatmadan okuyana ALLAH’u Teâlâ tarafından bir koruma verilir, sabaha kadar hiçbir şeytan yaklaşamaz.

Yâ RasulULLAH (SAV) Kur’ân-ı Kerimin hangi Sûresi(derece bakımından) daha büyüktür? Diye soran Sahabe’ye(RA), “İhlâs Sûresi” buyurdu. O Sahabe(RA) “Kur’ân-ı Kerimde hangi Ayet(Fazilet bakımından) daha üstündür.” diye sorunca, Peygamber Efendimiz(SAV) “Ayet-el Kûrsi’dir” buyurdu. (Darimi)

Ayet-el Kûrsi’yi okuyan kimse yedi kalenin içine girmiş gibi muhafaza edilir. Ayet-el Kûrsi, Kur’ân-ı Kerimin dörtte biridir.

Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Her kim farz namazın arkasında Ayet-el Kûrsi’yi okursa, diğer namaza kadar ALLAH’ın C.C. zimmetinde olur.” (Heysemi)

Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Her kim Ayet-el Kûrsi’yi ve Bakara Sûresinin sonunu sıkıntılı(kederli) anında okursa ALLAH C.C. ona yardım eder” (Suyuti, Dürrül Mensûr)

(şeytan, cinler v.s. şerli yaratıkların şerrinden ve anne yada çocuğuna zarar vermelerinden yada öldürmelerinden korunmaları için) Doğum yapacak kadının, Ayet-el Kûrsi, A’raf 54. Ayeti sonuna kadar, Felâk ve Nâs Sûrelerini okuyarak ALLAH’u Teâlâ’ya sığındırılması gerekir(Hadis-i Şerifle bildirilmiştir).

Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Sen Ayet-el Kûrsi’den neredesin? O herhangi bir yemek veya katık üzerine okunursa mutlaka ALLAH C.C. o yemek ve katığın bereketini çoğaltır.” (Suyuti)

Efendimiz(SAV) Sûre-i Bakaranın sonunu(Amener Rasûlü) ve Ayet-el Kûrsi’yi okuduğu zaman gülerdi ve “Onlar Arş’ın altındaki, Rahman’ın (Teâlâ) hazinesindendir.” buyururdu. (Suyuti)

Ayet-el Kûrsi, cinlere karşı kendisinden yardım alınacak duaların en büyüğüdür. Ayet-el Kûrsi’nin insandan şeytanları kovmakta çok tesirli olduğunu söylemişler, ayrıca saralı kişiye, şeytanın kendisine yardım ettiği sahir(büyücü), kâhin, falcı, nefis ve şehvet ehli, zulüm ve gazab erbabı üzerine sadakatle okunulduğunda onların şeytanlarını etkisiz hale getirmekte de büyük gücü olduğunu denemişlerdir. Ancak sadakatle okunması şartı koşulmuştur.




Gönül sızım isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #4 (permalink)
Gönül sızım
Özel Kardeşimiz
Standart





Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Âyetü’l-kürsî” adıyla anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün nitelikleri nedeni ile dikkat çekmiş, hakkında hadisler varit olmuş, çok fazla okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır.

Keli-me-İ şehâdet ve îhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l-kürsî de onlardan daha geniş ve detaylı şekilde bu niteliği taşımaktadır.

İnsanı imana götüren deliller, aktım kullanarak üstünde düşüneceği “kendisinde ve yakından uzağa çevresinde (enfüs ve âfâk)”, peygamberleri desteklemek üzere Allah’ın onlara lütfettiği mucizelerde ve vahiy yoluyla yapılan “sağlam delillere dayalı sözlü açıklamalarda görülür.

Bu âyet gerçek mabudu arayanlar için eşsiz ve başka hiçbir kaynaktan elde edilemez bir açıklamadır, delildir.

Şevkânî’nin Buhârî, Müslim, Nesâî, Ahmed b. Hanbel, benzeri sahih kaynaklardan derlediği hadislerden birkaçı dahi bu âyetin önemi konusunda bir düşünce edinmeye yetecektir:

Hz. Peygamber, Übey b. Kâ’b’a “Allah’ın kitabından hangi âyet en büyüğüdür” diye sorup “Âyetü’l-kürsî‘dir” cevabını alınca onu kutlamıştır.

Allah varlığı ezelî, ebedî, zaruri ve kendinden olan, her şeyi yaratan, her şeyin mâliki ve mukadderatının hâkimi, her şeyi bilen ve her şeye kadir olan… yüce mevlânın öz ismidir.
Bu öz isim zikredildikten sonra hem O’nun vahdaniyeti (birliği, tekliği) hem de İslâm’ın getirdiği imanın tevhid (Allah’ı birleme, bir bilme) niteliği açıklanmak üzere “O’ndan başka tanrı yoktur” buyurulmuştur.

Müşrikler elleriyle yaptıkları putlara tapıyorlardı. Bunlar cansız eşyadan yapılmaktadır. Canı dahi olmayan varlığın ilâh olamayacağını ifade etmek üzere hemen arkasından “O diridir” buyurulmuştur.

Evet Allah diridir, O’nun hayat sıfatı vardır ve tıpkı diğer isimleri ve sıfatlan gibi bunun da mahiyetini ancak kendisi bilmektedir.

Gerek Araplar’daki gerekse öteki kavimlerdeki müşriklerin çoğu büyük bir Allah’a inanmakla birlikte bunun beraberinde -her birine bir işlev tanıdıkları- sözde tanrılara inanmışlardır. Bu inanç tevhide aykırıdır. Tevhidi açıklayarak başlayan âyet, Allah Teâlâ’mn “kayyûm” sıfatını zikrederek “küçük, aracı, özel görevli… tanrıtar”a gerek bulunmadığını ifade etmektedir. Çünkü kayyûm, “bütün varlıkları görüp gözeten, yöneten, bir an bile onları bilgi ve ilgisi dışında tutmayan” anlamına gelir.

“Onu ne uyku basar ne uyur” cümlesi, hay ve kayyûm sıfatlarını pekiştirmekte ve biraz daha anlaşılmasını sağlıyor. Uyku basan yada fiilen uyuyan birinin gözetim, idare, koruma gibi işleri yerine getirmesi mümkün değildir. Allah Teâlâ’mn kayyûmluğu kâmil ve kesintisiz olduğuna, daha doğrusu kayyûm sıfatı bunu ifade ettiğine göre O’nu ne uyku basar ne de uyur.

Yerde ve gökte ne varsa -başka hiçbir kimseye değil- O’na aittir; yaratanı da gerçek sahibi de O’dur.
Âyetin bu mânayı ifade eden parçası “Yalnız O’na aittir” kısmıyla tevhidi öğretirken “başkasına değil” manasıyla de şirkin çeşitlerini reddetmektedir.
Nedeni ise müşrik toplumlar varlıkları yaratılış, aidiyet ve yetki bakım¬larından türlü tanrılar arasında paylaştırmışlar; meselâ yıldız, gök, yer… tanrılarından söz etmişlerdir. “Yerde ve gökte” tabiri Arapça’da “tüm varlıklar” mânasında kullanılmakta, adına yer ve gök denilmeyen yada maddî mânada yere ve göğe dahil bulunmayan mekânlar ve buradaki varlıklar da bu ifadenin içine girmektedir.

Allah’a ortak koşan kâfirlerin bir bölümü, bu ortakların O’na denk olduklarına değil, O’nun nezdinde reddedilemez şefaat, geri çevrilemez aracılık hakkına sahip bulunduklarına inanmakta ve putlara bu anlayış içinde tapınmaktadırlar, “Allah katında, O izin vermedikçe hiç bir kimse şefaat edemez” mânasındaki cümle bu inancın asılsızlığını ortaya koymakta; şefaatin de izne bağlı bulunduğunu, O izin vermedikçe ve dilemedikçe kimsenin böyle bir yetki ve imkâna sahip olamayacağını özlü ve etkili bir şekilde zihinlere yerleştirmektedir. Allah katında kendisine şefaat izni verilenlerin durumu ve yetkileri, ödül törenlerinde ödülleri vermek üzere kürsüye çağrılan şeref konuklarınkİne benzemektedir.

Ödülün kime verileceğini bilen ve belirleyen onlar değildir. Fakat bu merasimi tertipleyenlere göre onlar, şerefli, saygıya lâyık, büyük kimseler olduklarından kendilerine böyle bir imtiyaz verilmiştir. Allah katında şefaatlerine İzin verilecek olanlar da Allah’a yakın ve sevgili kutlar olacaktır.

Allah’tan başka tüm şuur ve bilgi sahiplerinin bilgileri sınırlıdır, doğru da yanlış da olmaya açıktır. Bu genel gerçek şefaat meselesine uygulandığında kimin şefaate lâyık olduğunun da fakat Allah tarafından bilineceği anlaşılır. Nedeni ise dış görünüşü (mâ beyne eydîhim) itibariyle şefaate lâyık görülenlerin, kullar tarafından görülemeyen ve bilinemeyen iç yüzleri (mâ halfehüm) itibariyle böyle olma tnaları mümkündür.

Allah birdir ve yalnızca O İbadete lâyıktır; çünkü O’ndan başka olmuşu, olacağı, gizliyi, açığı, geçmişi, geleceği, görüleni, gaybı bilen bulunmamaktadır.

Kürsî (kürsü), “koltuk, iskemle, taht” anlamlarına gelir. Mecazı şekilde saltanat, hükümranlık, mülk mânalarında da kullanılmaktadır.
Allah Teâlâ’nın üzerine oturulan maddî alet mânasında kürsüsü olamayacağından -çünkü bu O’nun bizzat açıkladığı yüce sıfatlarına aykırı düştüğünden- burada kürsüden bir başka mânanın kastedilmiş olması gerekir.
Esasen Kur’an’da Allah’a nispet edilen, “Allah’ın…” denilen her şeyi, O’nun varlığına dahil veya kullandığı bir şey olarak anlamak da doğru değildir. Meselâ “Allah’ın evi, Allah’ın ruhu, Allah’ın emri, Allah’ın kölesi” tamlamalarında Allah’a ait olan şeyler böyledir.
Bunlar ne O’nun varlığının bir parçasıdır ne de kullandığı araçlardır; önem ve şereflerinden dolayı O’nun” diye tanımlanmışlardır, tbn Abbas’a göre kürsüden maksat ilimdir. O’nun İlmi her şeyi kaplar. Âyetin bu kısmını, “kürsüden maksat O’nun hükümranlığıdır ve buna sınır yoktur, hiçbir şey onun dışında kalamaz” yada “Allah semavatı, arzı, arşı Kur’an’da zikretmiş, fakat bunlardan maksadın ne olduğunu açıklamamıştır.
Kürsüsü de böyle bir varlıktır, yerleri ve gökleri İçine alacak kadar geniştir. Ne ve nasıl olduğunu ise ancak kendisi bilmektedir” şeklinde anlamak mümkündür.

Yüce, kâmil, eşsiz sıfatlarının bir bölümü âyette zikredilen yüce Allah’a, kulların ebedi gibi gördükleri kâinatı korumak, gözetmek ve yönetmek elbette güç gelmeyecek, O’nu yormayacak, meşgul dahi etmeyecektir. Çünkü O yücelerden yücedir, kimse bilmez nicedir.




Gönül sızım isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Alıntı ile cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:



Powered by vBulletin® Version 3.8.9
Copyright ©2000 - 2016, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

© Tüm Hakları Saklıdır.
Bu websitesinde Bulunan Yazılar
AKTİF KAYNAK LİNK belirtilmeden kullanılamaz.

Din