ÂBÂ

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

ömr-ü diyar

Uzman Kardeşimiz
Üyemiz
Mesajlar
3,359
Baba kelimesinin çoğulu. Bu kelime, aynı zamanda bir nesilden gelen kimselerin aralarındaki bağlantıyı da göstermektedir. Baba, oğul ve torun arasındaki ilişki gibi. Bunlar ortak bir asıldan gelmiş oldukları gibi, birbirinden husûle gelen kimseler arasındaki birleşme olarak bilinen 'neseb'i de teşkil etmiş olmaktadırlar.

Kur'ân-ı Kerim'de müşriklerin babalarının dinlerine bağlılıklarını kınayan hükümler belirtilirken "âbâ" tabiri kullanılmaktadır. Bu husustaki hükümler İslâm'ın getirdiği akîde açısından büyük bir önemi hâizdir. Mekkeli müşriklerin, babalarının ve neseblerinin üstünlükleri ve dinlerine bağlılıklarını dile getirmeleri büyük bir câhilî ve ilkel anlayış olarak kabul edilmiştir. İslâm'ın, babaların din ve yaşayış tarzlarının yanlış olduğunu, Allah'ın din ve nizamına uyulması gerektiğini belirtmesi ve bu husustaki mesajını bildirmesi üzerine müşrikler bu konudaki âbâ anlayışlarını ortaya koymuş ve bu anlayışlarından dolayı Kur'ân-ı Kerim tarafından kınanmışlardır. İslâm, babaya ve ecdâda saygıyı kabul etmesine rağmen babaların ve ecdâdın Allah'ın din ve emirleri dışında yaşaması hâlinde Allah'a itaatin dışına çıkacaklarını ve dolayısıyla bu isyanları karşısında onlara itaatin haram olduğunu da yine İslâm bildirmektedir. Müşriklerin babalarına itaat etmeyi ileri sürmeleri Hz. Peygamber'in getirdiği Allah'a iman, âhiret ve risâlet inancını inkâr etmek için babalarına itaat etmeyi ileri sürüyorlardı. Aslında bu, kendilerinin sahip oldukları şirk nizâmını korumak, kendi dünyevî saltanat ve yönetimlerine zarar gelmesini istemediklerinden kaynaklanıyordu .

İslâm, atalara bağlanmayı, onların yolunu körü körüne taklit etmeyi reddederek vahye dayalı yeni bir akîde ve medeniyet getirmiş; bu akîde ve nizam ile bütün câhilî anlayışları kökünden yıkmıştır. Miras ile ilgili olarak Kur'ân-ı Kerim'de ifâde edilen âbâ tabiri için bk. miras mad.
____________________________________________

Yünden imal edilen kaba bir kumaş. Bu kumaştan dikilen elbise, hırka cinsinden olan giyim eşyalarına da bu ad verilmiştir. Buna "abâye" veyahut "abâe" de denmektedir. Oldukça uzun, geniş ve önü açık bir giyecektir. Bu daha çok dervişler ve ilmiye ve dolayısıyla medrese mensuplarının giydikleri, paltoya benzer bir elbise idi. Bu elbisenin özelliği oldukça ucuz ve gösterişsiz olmasıydı. Bu tür elbisenin giyilişinin Hz. Peygamber (s.a.s.) dönemine kadar uzandığından bahsedilir. Aynı zamanda zarûret içinde bulunanların bu tip bir giyimi tercih ettikleri görülmektedir. Zamanla tasavvuf mesleğinin gelişmesi ile aza kanaat edip, sâde bir hayatı yaşamaya gayret göstererek Allah'ın rızasına nâil olmak arzusu ile bu tür eski ve sâde elbise giyimi, sofîler arasında da yayılmıştır. Hz. Peygamber'in de çeşitli hadislerde sâde yaşantıyı uygun gördüğü bilinmektedir. (Tirmizî, Zühd, 13). Aynı şekilde Rasûlullah'ın keçeden elbise giydiği ve 'abâ' cinsinden olan uzun ve geniş bir ihrama büründüğü de nakledilmektedir.

Bütün bunlardan dolayı İslâm toplumlarında gösterişsiz giyim, belirli kesimler arasında itibar edilen bir fazilet gibi kabul edilmiştir. Hatta zaman zaman bu durumu kendi menfaatleri için kullanıp; çevrenin gözünü boyamak isteyen riyakâr ve açıkgözler türemiştir. Fakat bu davranış, herkes tarafından itibar görmemiş ve güzel kıyâfetler içinde yaşayan nice ilim ve gönül adamı, faydalı ve hayırlı çalışmaların yürütücüsü olmuşlardır.

Şamil İA
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst Alt