๑۩۩๑Burada her şey "NET"๑۩۩๑

islamiforumlar.net





Go Back   islamiforumlar.net - islami forum > İSLAMİ PAYLAŞIMLAR > Hz. Muhammed (s.a.v) > Hadis-i Şerifler
Anasayfa Kuran-ı Kerim Kuran Öğren İslami rüya tabirleri İslami Oyunlar İlahiler İletişim

İnsanın anne karnında oluşumu

İNSANIN ANNE KARNINDA OLUŞUMU 397. İbni Mes'ud radıyallahu anh dedi ki : Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem haber verdi ve şöyle ...


Yeni Konu aç Alıntı ile cevapla

 

Seçenekler Değerlendirme: Konunun ortalama Değerlendirmesi 5,00/5,00 puandır.
Alt   #1 (permalink)
ceylannur
Uzman Kardeşimiz

Standart İnsanın anne karnında oluşumu

İNSANIN ANNE KARNINDA OLUŞUMU

Click the image to open in full size.

397. İbni Mes'ud radıyallahu anh dedi ki :

Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem haber verdi ve şöyle buyurdu :
"Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk günde derlenir toplanır. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı haline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur."
Abdullah İbni Mes'ud der ki: Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, sizden biri, cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır da, sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer, cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve cehenneme girer. Yine sizden biri cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile cehennem arasında bir arşın mesafe kalır; sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapmaya devam eder de, neticede cennete girer.[1]

Açıklamalar
Hadisimizin ravisi Abdullah İbni Mes'ud, Peygamber Efendimiz'in doğruluk hususundaki seçkin niteliklerini belirterek bu hadisi nakletmiştir. Çünkü hadiste verilen bu haberi, insanlar anlamakta güçlük çekebilirler, akıllarının yetmediği bu konuyu kabul etmeme gibi bir hataya düşebilirlerdi. Oysa, Resülullah'ın verdiği bir haberi reddetmek mü'mine yakışmaz. Çünkü her akıl her şeyi kavrayamaz. Kavrayamadığı şeyi reddetmek, akıllı bir insanın yapacağı şey değildir. Ona düşen vazife, kendisinin anlayamadığını bir anlayanın bulunacağını düşünerek, doğru haberi başkalarına ulaştırmaktır. Nitekim Kur'an'ın bir çok ayeti zaman içinde, ilmin ve fennin gelişmesiyle daha iyi anlaşılmıştır. Peygamber Efendimiz'in hadislerinin bir kısmı için de durum aynıdır. Hadisleri nakleden raviler, anlamasalar da işittiklerini aynen nakletmiş, bu rivayetleri kitaplarına alan musannifler de onları aynı sadakatla kaydetmiş ve günümüze ulaşmasını sağlamışlardır. Bu durum, hadis rivayetinin ne kadar büyük bir hassasiyetle ele alındığının da önemli bir delilidir.

Bu hadisin ortaya koyduğu gerçek, günümüzün gelişmiş tıbbının deneylerle ortaya çıkardığı gerçekle uyum içindedir. Anne rahmine düşen bir çocuk, kırkar günlük üç devreden sonra tam olarak teşekkül eder ve ilk canlılık belirtisi bu sürenin sonunda görülür. İlk kırk günlük süre, orada mayalanma ve şekillenmeye müsait hale gelme dönemidir. İşte bu dönem nutfe diye adlandırılmaktadır ki, meni demektir. Meni ise az su anlamına gelir. Nutfe denilmesinin bir başka sebebi de, bu maddenin akıcı ve yapışkan olmasındandır. Anne rahmindeki ikinci kırk günlük süre ise, nutfenin bir pıhtı haline dönüşme dönemidir. Alak kelimesi kan pıhtısı anlamına gelirse de, burada kastedilen anlam döllenmiş yumurta yani embriodur. Çünkü embrio canlı olup, gelişmeyi bünyesinde barındırır. Kan pıhtısı tabiri, cansızlığa delalet eder. Böyle bir anlam ise buraya uygun düşmemektedir. İkinci kırk günlük süre bu şekilde geçer ve oluşumunu tamamlar. Üçüncü kırk günlük süre, anne rahmine düşen canlının bir et parçası haline dönüşme ve bu şekilde gelişme dönemidir. Bu kademeli oluşum ve gelişimin pek çok hikmet ve faydaları vardır. Şayet çocuk bir anda teşekkül etseydi, muhtemelen anne buna tahammül edemez, bedenen ve ruhen hastalanırdı. Bu safhalar, anneyi yavaş yavaş dünyaya getireceği canlıyı taşımaya alıştırır, çocuğun da anne karnındaki gelişimi tamamlanır. Çocuk doğuncaya kadar, bu gelişme seyri devam eder. Öte yandan bu durum, insanların Cenab-ı Hakk'ın gücünü ve kudretini, kendisine gerçek manada kulluk edip şükretmelerine vesile olacak nimetlerini, insan olarak en güzel surette yaratılışlarını, akıl ve ruh gibi üstün hasletlere sahip oluşlarını anlamalarına da bir vesiledir.

Bu safhalardan sonra, bütün uzuvlarıyla teşekkül etmiş olan cenine can verilir ve Allah tarafından gönderilen görevli bir melek önce ona ruh üfler. Daha sonra, doğacak olan çocuğun ölümüne kadar, hayattaki her türlü davranışı demek olan amelinin nasıl olacağını, hayat süresini, rızkını veya cennetlik cehennemlik olacağını yazar. Kişinin ameli, onun işlediği her çeşit hayır ve şerri, iyilik ve kötülüğü kapsar. Her insan, bu davranışlarına göre iyi ve kötü olarak nitelendirilir. İnsanın hayatının ne kadar devam edeceğini, ömrünün nasıl sona ereceğini de bu görevli melek yazar. Meleğin yazdığı bir başka şey, insanın rızkıdır. Rızkı az mı yoksa çok mu olacak, helal mi yoksa haram mı yiyecek, rızkını hangi yollardan temin edecek? Bütün bunlar levh-i mahfuz denilen ve bilgisi sadece Allah katında olan bir kitapta yazılıdır. Netice itibariyle kişinin cennet veya cehennem ehlinden olacağı da görevli melek tarafından kaydedilir. Cenab-ı Hakk'ın bunları meleğe yazdırması, her şeyin bilgisinin kendi katında bulunduğunu onlara göstermek, bu durumu insanlara da öğretmek gayesiyledir. Herkesin yazısı boynunda asılıdır; fakat bunu ne insanın kendisi ne de başkası bilme ve görme imkanına sahip değildir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Her insanın amelini boynuna doladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız: Kitabını oku, bugün nefsin sana hesapçı olarak yeter, deriz"[2].

İnsanın boynunda asılı olan bu kitap, bir nevi onun zimmetinde olan eşya gibidir. Çünkü onda yazılı olanlar, kişinin hayatı boyunca yaptıklarıdır.


Burada çok kere yanlış anlaşılan bir konuyu kısaca açıklamamız gerekir. Yukarıda anlatılanlar, halk arasında kader veya alın yazısı olarak bilinip adlandırılan hususlardır. Bu adlandırma doğrudur; yanlış olan, kendisini başına gelenlere mahkum hissetmesi, azim ve gayreti, çalışıp çabalamayı terketme hissine kapılmasıdır. Oysa kişinin başına ne geleceğini, akibetinin nasıl olacağını Allah'tan başka kimse bilemez. Kişi, Allah kendisi hakkında öyle yazdığı için bu şekilde hareket ediyor değildir. Bu anlayışın aksine, kişinin nasıl hareket edeceğini Cenab-ı Hak ilm-i ezelisi, sonsuz olan ilmi ile bildiği için öyle yazmıştır. Böyle olmasaydı, kişinin iradesi olmaz, neticede yaptıklarından da sorumlu tutulmazdı. Halbuki insan, her yaptığından sorumludur. Sadece aklı ve idraki olmayanlar sorumlu değildir. O halde kader, akıl ve irade sahibi insanın, üzerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirmesinden sonra ortaya çıkan neticeye rıza göstermesi, vazifesini yapmış olmanın huzuru içinde olması ve isyan etmemesidir.

Peygamber Efendimiz'in bu hadisini yorumlayan İbni Mes'ud, yaygın olarak meydana gelmese bile, bazı kere herkesin dikkatini çeken bir hususa açıklık getirmektedir. Bu husus, hayatı boyunca cehenneme girmeye sebep olacak işleri yapıp sonunda cennetlik olmak veya cennete girmeye vesile olacak işleri yapıp sonunda cehennemlik olmaktır. Allah'ın bir lütfü olmak üzere, birinciler çok görülürse de ikinci sınıfa girenler son derece azdır. Ömrünü küfür ve isyan bataklığında geçirmiş veya günahlara dalmış nice insanın, hayatının sonunda hakikati seçtiği ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanacak iyi işler yaptığı bilinen ve görülen bir gerçektir. Hadisimiz, insan ile cennet veya cehennem arasındaki mesafeyi arşın gibi kısa bir uzunluk birimiyle açıklarken, bu ikisine girmede davranışlarımızın önemini ortaya koymuş, iyi ve güzel işler yapmamız, kötü ve çirkin işler yapmaktan da sakınmamız gerektiğine dikkatimizi çekmiştir.

Bazı rivayetlerde, İbni Mes'ud'a ait olan kısım da Peygamberimiz'in sözü gibi nakledildiğinden, biz bunu tercümede parantezle belirtme ihtiyacı hissettik.[3]

Bu hadis, insanın yaptığı iyi ve güzel amellerle gururlanmamasını, kendini beğenme, kibirlenme ve kötü huy gibi sevilmeyen hallerden uzak durmasını tavsiye etmekte, öte yandan işlediği bir takım günahlar sebebiyle Allah'tan ümit kesmeyip korku ile ümit arasında bir hayat sürmesi icab ettiğini bize öğretmektedir. Ayrıca, dünyada insanlar hakkında cennetlik cehennemlik gibi kesin hükümler vermenin mümkün olmadığını da göstermektedir.

Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Kaza ve kadere iman etmek, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak farzdır.
2. İlk bakışta anlaşılması mümkün olmayan doğru haberleri reddetmek caiz değildir.
3. Çocuğun anne karnında bir gelişim safhası vardır. Bu safhaların bilinmesi gerekir. Çünkü anne karnındaki çocuğun da hakları vardır.
4. İyi işler işlemeye özen göstermeli ve bunları sürekli hale getirmeliyiz. Buna karşılık, kötü ve çirkin işlerden de uzak durmalıyız.
5. Hiç kimse sadece işlediği iyi amellere güvenmemeli, yaptığı kötülükler sebebiyle de Allah'tan ümit kesmemelidir.
6. İnsanlar hakkında cennetlik ve cehennemlik gibi kesin hükümler vermekten kaçınmak gerekir.
7. Kişinin dünyadaki son haline göre hakkında mü'min veya kafir muamelesi yapılır.

[1] Buharî, Bed'ü'l-halk 6, Enbiya 1. Kader 1; Müslim, Kader 1. Ayrıca bk. Ebu Davud, Sünnet 16; Tirmizî, Kader 4; İbni Mace, Mukaddime 10
[2] İsra süresi (17), 13-14
[3] bk. Bagavî, Şerhu's-sünne, l, 128 vd.; Tecrid-i Sarih Tercümesi, IX, 18 vd.









ceylannur isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #2 (permalink)
Müslüman
Başarılı Kardeşimiz

Standart

Alıntı:
ceylannur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
397. İbni Mes'ud radıyallahu anh dedi ki :
Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem haber verdi ve şöyle buyurdu :
"Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk günde derlenir toplanır. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı haline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur."
Abdullah İbni Mes'ud der ki: Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, sizden biri, cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır da, sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer, cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve cehenneme girer. Yine sizden biri cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile cehennem arasında bir arşın mesafe kalır; sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapmaya devam eder de, neticede cennete girer.[1]

2. İlk bakışta anlaşılması mümkün olmayan doğru haberleri reddetmek caiz değildir.

SubhanAllah! Baktilar ki hadis müşkilatlı ve akıl alacak gibi değil hemen "İlk bakışta anlaşılması mümkün olmayan doğru haberleri reddetmek caiz değildir." ekleme gereği duydular.

Sözde bu hadisin neresinden tutalım?

İnsanların ne olacağını, neye inanacağını ve neler yapacağını önceden belirleyip bunun zorunlu sonuçlarına göre onlara yaptırım uygulayacağını iddia etmek akıl alacak gibi değil. Biliriz ki ahlaklı ve adaletli olan biri, hayatı boyunca dürüstçe yaşayan birinin son dakikada yapacağı hataya bağlı olarak onu en kötü cezaya çarptırmaz. Ve yine biliriz ki ahlaklı ve adaletli olan biri, hayatı boyunca kötülük yapmış ve zarar vermiş birinin son dakikada yaptığı bir iyiliğe bağlı olarak ona, en büyük ödülü vermez. Tam dürüst, tam ahlaklı ve tam adaletli olan Allah ise bunu asla ve katiyetle yapmaz.

Allah'ın, kişinin tüm hayatı boyunca egemen olan tutumuna göre değil de son dakikadaki bir davranış değişikliğine göre hareket edeceğini iddia etmek, O’na büyük bir haksızlık olmalıdır. Böyle bir tutum, aynı zamanda değerleri değersizleştirir. Dürüst olmanın, çalışmanın, emeğin, hak ve hukukun bir anlamı kalmaz.

Madem daha anne karnında iken akibetimiz bellidir o halde bu ayetlerin hükmü nedir;

"Başınıza gelen her musibet, işlediğiniz günahlar (ihmal ve kusurlarınız) sebebiyledir, hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder." Şura-30

"Ve de ki: 'Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin..." Kehf-29

“Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de bir kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara (zerre kadar) zulmedici değildir” Fussilet-46

“İman edip salih amel işleyenler var ya, onları içinde ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükafatı ne güzeldir. Onlar ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler” Ankebut-58-59









Müslüman isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #3 (permalink)
Semra
Katılımcı Kardeşimiz

Standart

Alıntı:
Müslüman Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Sözde bu hadisin neresinden tutalım?



Madem daha anne karnında iken akibetimiz bellidir o halde bu ayetlerin hükmü nedir;

Bence sen o hadisin kenarından tut müslüman kardeşim

eğer siz gerçekten müslümansanız alın yazısınada inanırsınız değilmi?
işte insanoğlunun her akibeti ana rahmine düştüğümüz anda anlımıza yazılmıştır ama tabi siz bunada inanmazsınız.

hemen hemen bütün yazılarınızı okudum gördümki her konuya bir kulp takıyorsunuz yani herkes eğri birtek siz doğrusunuz, peki bukadar doğruluğunuza rağmen siz hangi mezheptensiniz neden herşeyi inkar ediyorsunuz?

yorumuma cevap ver veya verme hiç mahsuru yok ama benden cevap alamıyacaksınız çünki ben inkarcılarla muhatap olmam...









Semra isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #4 (permalink)
Müslüman
Başarılı Kardeşimiz

Standart

Semra önce bir sakin olun bakalım : ))

Bir kardeşin dediği gibi; İlim yolu, Tebük Seferine benzer. Zorlu ve çetin!!! Ona gözü kesmeyenler çok konuşur ve kenardan ahkam keserler. İş ciddiyete binince hedef saptırıp itham yolunu tutarlar.

Münazara da usul şudur; muhatabınızın görüşlerine katılmıyorsanız EDEP dairesinde kendi görüşünüzü ortaya koyarsınız yani muhatabınızın iddialarını çürütmeye çalışırsınız. Ama siz ne yapıyorsunuz daha kolay ve sıradan insanların yaptığı gibi konuya vakıf olamamanın verdiği bir ruh haliyle yani açık konuşmam gerekirse sıkışınca "itham"'a başvuruyorsunuz. Çünkü bu daha kolay bir cevap verme yöntemi oluyor değil mi? Mesela "inkarcı" diyorsunuz. Olmadı mı? Bir tane de iftira ekliyorsunuz.

Şimdi buna başvurmak yerine kendi görüşlerinizi sarf etseydiniz de beni de bunları söylemeye mecbur bırakmasaydınız daha iyi olmaz mıydı? Olurdu









Müslüman isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #5 (permalink)
Gönül sızım
Özel Kardeşimiz

Standart

Alıntı:
Semra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bence sen o hadisin kenarından tut müslüman kardeşim

eğer siz gerçekten müslümansanız alın yazısınada inanırsınız değilmi?
işte insanoğlunun her akibeti ana rahmine düştüğümüz anda anlımıza yazılmıştır ama tabi siz bunada inanmazsınız.
hemen hemen bütün yazılarınızı okudum gördümki her konuya bir kulp takıyorsunuz yani herkes eğri birtek siz doğrusunuz, peki bukadar doğruluğunuza rağmen siz hangi mezheptensiniz neden herşeyi inkar ediyorsunuz?

yorumuma cevap ver veya verme hiç mahsuru yok ama benden cevap alamıyacaksınız çünki ben inkarcılarla muhatap olmam...
Selamun Aleykum semra kardesim..
sozlerimize biraz dikkat etsek diye samimi bir uyari yapsam...

"Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir.
O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler.” (Hadis-i Şerif)









Gönül sızım isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #6 (permalink)
Gönül sızım
Özel Kardeşimiz

Standart

Alıntı:
Müslüman Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Semra önce bir sakin olun bakalım : ))

Bir kardeşin dediği gibi; İlim yolu, Tebük Seferine benzer. Zorlu ve çetin!!! Ona gözü kesmeyenler çok konuşur ve kenardan ahkam keserler. İş ciddiyete binince hedef saptırıp itham yolunu tutarlar.

Münazara da usul şudur; muhatabınızın görüşlerine katılmıyorsanız EDEP dairesinde kendi görüşünüzü ortaya koyarsınız yani muhatabınızın iddialarını çürütmeye çalışırsınız. Ama siz ne yapıyorsunuz daha kolay ve sıradan insanların yaptığı gibi konuya vakıf olamamanın verdiği bir ruh haliyle yani açık konuşmam gerekirse sıkışınca "itham"'a başvuruyorsunuz. Çünkü bu daha kolay bir cevap verme yöntemi oluyor değil mi? Mesela "inkarcı" diyorsunuz. Olmadı mı? Bir tane de iftira ekliyorsunuz.

Şimdi buna başvurmak yerine kendi görüşlerinizi sarf etseydiniz de beni de bunları söylemeye mecbur bırakmasaydınız daha iyi olmaz mıydı? Olurdu

"İlim yolu, Tebük Seferine benzer. Zorlu ve çetin!!! Ona gözü kesmeyenler çok konuşur ve kenardan ahkam keserler. İş ciddiyete binince hedef saptırıp itham yolunu tutarlar. "

demissiniz ama Semra kardesimiz ilim degil idrak yolunda sizin neden her yazilana karsi oldugunuzu veya bir eksiklik buldugunuzu anliyamadigini belirtmis...
mesela Bedir agbimizin yazdiklarina biraz agir cevap yazmadiniz mi? O insan olaylara 50 senelik medrese , tekke egitimi, terbiyesi almis bir idrak ile yazdiklarini yaziyor.. veya ben ruya tabir ettigimde sadece dini bilgiler degil ayrica 10 seneye askin insan, ruh ve cocuk psikolojisinde calisan bir insan olarak insanin bilinc alti ,hipnotizm ve insanda ic ve dis etkenleri kisilerin Ruh hallerini de katarak Yorum yazmaya calismaktayim..
yani hic birimiz Islamin ana prensip, farz ve sunnetleri zaten inkar etmiyoruz.. sadece yazilanlari daha iyi anliyabilmek icin kafamizda takilan noktalari edep ile sorarak ogrenmeye calissak derim...
itham, iftira, suizana,ve seytana yer vermemek icin
Allah icin birbirimizi sevip..hosgoru ile anlamaya calisalim derim...









Gönül sızım isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #7 (permalink)
Semra
Katılımcı Kardeşimiz

Standart

Alıntı:
Gönül sızım Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selamun Aleykum semra kardesim..
sozlerimize biraz dikkat etsek diye samimi bir uyari yapsam...

"Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir.
O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler.” (Hadis-i Şerif)
aleyküm selam kardeşim
"Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir.
haklısınız ama bak başlangıçta ne demişsiniz MÜMİNLER
yani müminler kardeştir inklarcı değil.









Semra isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt   #8 (permalink)
Müslüman
Başarılı Kardeşimiz

Standart

Gönül sızım güzel kardeşim,

Rıfk (yumuşaklık) elbette önemli bir haslettir. Tebliğcide bulunması gerekir. Lakin her sahabede bu üstün seviyede olmayabildiği gibi bizlerde de bu böyledir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman ile Hz. Ömer'in rıfkı aynı değildi. Zaten bu sebeble de Rasulullah Merdine'ye davetçi olarak Hz. Ömeri, Hz. Hamzayı göndermemiş , Hz Musab'ı davetçi olarak göndermiştir. Herkesin karakteri farklı olabilir, kimi da kılıç ehlidir, ki Hz. Osman da Habeşistana giden zayıflar içerisindeydi.









Müslüman isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Müslüman Kardeşimize bu mesajı için Allah Razı Olsun diyen 2 Kardeşimiz===>
Alt   #9 (permalink)
Gönül sızım
Özel Kardeşimiz

Standart

Alıntı:
Semra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
aleyküm selam kardeşim
"Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir.
haklısınız ama bak başlangıçta ne demişsiniz MÜMİNLER
yani müminler kardeştir inklarcı değil.
imanın asıl şartı, kalbin tasdik etmesidir. Kalplerdeki sırları ise ancak Allah bilir...
Bence biraz Sabirli olup Bu kardesimizin yazdiklarini da okuyup, anlamaya ve yanlis ise aritmaya ve duzeltmeye calisalim..
21. asrin fitne zamani yanlislar ve dogrular, Hak ile Batil o kadar ic ice ki.. inanin bunlari ayiklayip Asr-in fitnesinden korunabilmek icin Allaha Teslim olup Ona Siginalim...
Bu kardesimize kizmiyorum.. Onun boyle dusunmesine sebep olan celiskili olan bazi fikir ve dusuncelere kiziyorum..
O bizim Musliman kardesimiz..bizim tavrimiz kardesimize degil yanlis olan fikir ve dusuncelere olsun ins..
Dua edelim.. Rabbim birbirimizi anliyacak idrak ve aramizda Gonul kopruleri kursun amin...









Gönül sızım isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Gönül sızım Kardeşimize bu mesajı için Allah Razı Olsun Diyenler=====>
Alt   #10 (permalink)
Gönül sızım
Özel Kardeşimiz

Standart

Alıntı:
Müslüman Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Gönül sızım güzel kardeşim,

Rıfk (yumuşaklık) elbette önemli bir haslettir. Tebliğcide bulunması gerekir. Lakin her sahabede bu üstün seviyede olmayabildiği gibi bizlerde de bu böyledir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman ile Hz. Ömer'in rıfkı aynı değildi. Zaten bu sebeble de Rasulullah Merdine'ye davetçi olarak Hz. Ömeri, Hz. Hamzayı göndermemiş , Hz Musab'ı davetçi olarak göndermiştir. Herkesin karakteri farklı olabilir, kimi da kılıç ehlidir, ki Hz. Osman da Habeşistana giden zayıflar içerisindeydi.
Allah RAZI olsun ne kadar da guzel insan denen muammayi ve onu Yaradan muhtesem Yaradanin insan fitrattini anlatmissiniz...
ben de hz.Ali ve hz Ömer r.a gibi cook sinirli, siddetli bir insandim!
fakat islam ve yasadiklarim,meslegim ,yetimlere koruyucu Anne olmam!ve o kizginlik aninda kaybedigim deger ,insanligim ve sevdiklerim ve o sinir ardindan yasadigim vicdanen pismanlik ve kendimi senelerce suclamam bana rifk-i ogretti...

"ama ben olsaydım aynı durumda az yemek yer. Asla düşünmeden konuşmazdım. Bu iki hal kişiye yeter bence. "
Bedir Muhammed Ali









Gönül sızım isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Alıntı ile cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:



Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

© Tüm Hakları Saklıdır.
Bu websitesinde Bulunan Yazılar
AKTİF KAYNAK LİNK belirtilmeden kullanılamaz.

Din